Bölüm 5: BEDEL
Fırfıro Kemal Artin’in dükkanından içeri girdiğinde, güzdü, hazan çökmüştü taşa toprağa, tektük kalmış sürüden ayrı düşmüş son kuşlar göçmek için geciktiklerinin farkında daha hızlı uçuyorlardı sıcak iklimlere, leylekler terk edeli çok olmuştu Dokuzdolanbaç’ı, kargalar; kim benim derse desin bu taşlı tarlalara ekin vermez sert topraklara; “kargalar” buranın asıl sahipleri misafirlerin gidişinden hoşnut, gak’laşıyorlardı kendi aralarında kavaklıklarda.
Fırfıro Kemal Artin’in dükkanından içeri girdiğinde kanaryalar yarışırcasına ötüşmeyi kesti.
“Selâmün aleyküm Artin efendi”
Artin kuşların sustuğunun farkında, huzursuzluk çıkacağını bilmenin iç sıkıntısıyla;
“Hoşgelmişsin Kemal Bey”
“Hasbihâle gerek yok Artin efendi, Nuri nerede? Sen bilirsin bana da deyiver yerini”
“Kemal bey; senin silahla peşine verdiğin günden beri görmedim”
“Pekii ya Hıdır ibnesi?”
“Ne olmuş Hıdır beye?”
“Şehirdeki evini nerede gezdiğini bilir misin?”
“Hıdır bey buradaki evini çok kullanmaz, nalbant Ömer’in karısı Pumpul temizler evi, çiçeklerine bahçesine bakar, uzun zamandır gelmemiş uğramamış buraya Hıdır bey, öyle dedi Ömer.”
“Hıdır bey, Hıdır bey sana sorsak herkes bey, bey deme şu ırz düşmanı namussuza!!”
Artin fırfıro Kemal’e baktı,
“Sana da bey derim ya Kemal bey!”
Değirmen taşının altında ezilmek üzere olan buğday tanesi Artin’in cümlesini duysa gülümser “hiç derdim yok” derdi un ufak olmadan önce, gel gör ki buğday tanesindeki kadar haysiyet fırfıro Kemal’de ne gezer! Duymaza yattı fırfıro, Artin’in söylediğini,
“Biliyorsan ve söylemiyorsan kötü olur hayeren, gelmişken oğlanın son haftalığını da alayım senden, malum ödeyemedin çocuğu görmediğinden”
Neredeyse otuz beş yıldır, Kemçük bacısı Fehime için Artin’in karşısına dikilip “bizde ermeniye verilecek kız yok” dediği günden beri kendisine kimsenin ermeni demediği Artin, kıpkırmızı olmuş, başını iki yana sallayıp cebinden para çıkararak Nuri’nin haftalığı kadar olan miktarı masanın üzerine sayıp;
“Al şu parayı Kemal bey, çık git dükkanımdan daha da gelme”
Parayı sırıtarak alıp cebine tıkıştıran fırfıro;
“O benim bileceğim şey bu iş bitmedi hayeren, söyle o ibneye Nuri’yi alacaksa bedelini de ödeyecek”. Ayaklarını sürüye sürüye dükkandan uzaklaşan Kemal’in arkasından “kavat, canı çürüyesice kavat” diye söylendi Artin. Kuşlar birbirlerine gagalarını sürdüler, ötüşmeye kaldıkları yerden devam ettiler.
“Hıdır İstanbul’da birlikte geçirdikleri ilk sonbaharı sarının turuncunun kırmızının sonbaharda hangi renkler hükmediyorsa doğaya, hepsinin her tonunu içinde biriktirerek yaşadı. Oğlanın işe giderken duyduğu katışıksız neşeye hayran, kapıdan her çıktığında onu geceye kadar özleyeceğini bildiğinden hüzünle baktı camdan Nuri vapura yetişmek için uzun bacaklarıyla hızlı adımlar ile sokak başında görünmez olana dek. Vitali ile eğitim için İtalya’ya gitmesine karar verilmiş olan Nuri işten kalan bütün boş vakitlerini italyanca öğrenmek için çabalayarak geçirdiğinden Hıdır tek başına hazan mevsiminde İstanbul’da kalakalmış olmanın huysuzluğunu bertaraf edememenin iç sıkıntısıyla geçirdi. Nalbant Ömer’in mektubunu alana kadar memlekete dönmek hiç aklına gelmedi. Mektubu ilk okuduğunda suratı asıldı sadece, demişti ki Nalbant Ömer;
“Beyim;
“Oğlana karşılık para istiyor bu köpek, gelmeyeceksen deyiver ne edelim?”
Bir süre koltukta oturup uzaklara baktı Hıdır, “Nuri kaç para eder” diye sordu boş eve, boş ev soruyu duymazlıktan geldi cevap vermedi Hıdır’a, kalktı valizini hazırladı, Nuri’ye işlerle ilgilenmek için gitmesi gerektiğini ne kadar kalacağının belli olmadığını söyledi, uzanıp oğlanın alnına düşmüş perçemi düzeltti okşayarak, bir süre birbirlerine baktılar, Nuri öptü Hıdır’ı birden iç sıkıntısı filan kalmadı Hıdır’da nevbahar düştü gönlüne hazanın yerine, oğlanla sevişirken güllerin kokusunu duyduğuna erguvan çiçeklerinin rengini gördüğüne envai çeşit çiçek açmış uçsuz bucaksız kırlarda yürüdüğüne yemin edebilirdi Hıdır İstanbul’da hazan çille’ye dönmek üzereyken hem de. Uyuyakaldıkları geniş kanepeden sabah ezanıyla kalktı Hıdır, Nuri’yi uyandırmamaya çalışarak yıkandı tıraş oldu giyindi bir fincan kahve içti, valizini aldı ayakkabılarını giyerken holde açılan ışığa uyandı Nuri, yorgana sarınıp kapıya geldi;
“Allahaısmarladık”
“Güle güle”
“Kadın her gün gelip temizleyecek evi anahtarı verdim”
“Tamam”
“Görüşürüz bakalım” Elinde tuttuğu valizi yere bırakıp iki eliyle başını kavrayarak alnından öptü Hıdır. Nuri gülümsedi.
Hıdır’ın döndüğü haberi hızla yayıldı, ah! o kargalar hiç tutamazlar içlerinde lakırdıyı, gaklaşa guklaşa duyduklarına gördüklerine bildiklerine yorum katarak anlatır dururlar, anlattıkça yükselir gakların tonu bir bakarsın kara bir bulut gibi sarmış gökyüzünü dedikodunun kara yağlı is tonu. Ne bulutlar gözükür ne gökyüzünün mavisi insanların gözüne ancak ufku sardığında rahatlar sessizleşip beklemeye başlar kargalar kuşkucu ve memnuniyetsiz gözlerini merakla dikip yarattıkları yeri göğü pis etmiş kara yağlı ise kim nasıl bulanacak diye?
“Hıdır öldürecekmiş Kemal’i, tabi babadan kalma piştov var herifte çekti mi vurur kimse de niye vurdun demez malum “, “Yok yok, Fırfıro basacakmış hanı hamamı oğlunu isteyecekmiş geriye” , “Nuri’yi getirmiş ama saklıyormuş ayol izin vermiyormuş evden çıkmasına”, “Büyük şehirde satmış oğlanı başkasına ibneden bey mi olur?” ,”Punpul deyiversene kız oğlanın akıbetini sen içlerindesin ya! bilirsin” , “Aldı hevesini geldi işte olan çocuğa oldu yazık!” , “Kemal ikisini de öldürmeli başka türlü silinmez bu leke, namus lekesi bu çıkmaz öyle yunmakla çitilenmekle kan temizler bu meseleyi “, “Kemal kurda kuşa borç yapmış oğlan gideli”, “Hıdır…..”, “Kemal…”, “Nuri….”, “Kemal….”, “Hıdır…”, “Nuri…”
Hıdır kahvesini içerken kapıdan içeri girdi Fırfıro Kemal. Hıdır bekliyordu zaten itin gelip hırlamasını şaşırmadı, kirpiği bile kıpırdamadı, kahvesinden bir yudum aldı, kapıda dikilmiş adama baktı.Kemal tepkisizliğe afalladı birkaç saniye, geçip Hıdır’ın karşısındaki koltuğa oturmayı düşündüyse de çekindi bunu yapmadı Hıdır’ın ifadesiz bakışları yüzünden. Kapının önünde durdu bağırmaya başladı;
“Şerefsiz, oğlumu geri ver!”, “Sana söylüyorum ibne, oğlumu geri ver!”
Hırlayan köpeğe ne yapar insan?
Önceden hazırladığı iki deste parayı çekmeceden çıkarıp masanın üzerine koydu Hıdır, Kemal’e baktı, adamın parayı görünce diliyle dudaklarını yalaması iğrendirdi Hıdır’ı, sırıtması diken diken etti tüylerini. Nuri; o güzellik, bu adamdan nasıl çıktı diye düşündü? Beklediğinden fazlası masanın üzerine konulmuş olan Kemal masaya doğru yürüdü.
“Oğlan değerli senin için ha! tutuldun zahir, bu iyi bakarsın artık gelinin ailesine!” Hıdır’ın yüzü buruşacak gibi oldu duydukları yüzünden elini desteye doğru uzatmış olan Kemal’in bileğini kavradı masaya bastırıp demir zarf açacağını sapladı elinin üzerine. Beklemediği saldırı ile avlanan Kemal’in acıyla karışık çığlığını bütün han duydu, Hıdır’ın kapısında bekleyen Nalbant Ömer kapılardan ne oluyor diye kafasını uzatan esnafa elleriyle “Tamam bir şey yok sakin olun” işareti yaptı. Kemal ile Hıdır masanın iki ayrı yanında yüzyüze Hıdır kelli felli bir adam, Fırforo da kısa güdük sayılmaz ya Hıdır’ın cüssesinin yanında ufak tefek görünüyor bakan göze, masaya mıhlanmış elinin acısıyla “İbne, orospının dölü, geberteceğim ulan seni” diye tehditler ve küfürler savuran Kemal’in yüzüne tükürdü. Zarf açacağını vidalar gibi bir kez çevirdi saplandığı yerde, acıdan boğuk bir hırıltıyla gırtlağına tıkıştı Kemal’in sözcükler, anlamsız bir haykırış çıktı ağzından sonra sessizleşti.
“İbne de sensin, pezevenk de, orospu da sensin, kavat da , kemik salladığın elin miydi bu ? Yazık, bir kere daha çevirirsem hiç kullanamayacaksın onu! Kemiği diğer elinle sallarsın artık!Buraları terk edeceksin, tasını tarağını toplayıp siktir olup gideceksin, oğlanın peşini bırakacaksın , senin hiç oğlun olmadı hiç , yapmazsan kumar düdüktaşlarından biri kesiverir gırtlağını çıharıda bir gece, “kumar borcun yüzünden” anladın mı köpek? Hıdır zarf açacağını bastırdı vidalarmış gibi döndürmeye başladı. Çığlık atan Kemal “Tamam, yapma, tamam” dedi. Zarf açacağını saplandığı yerden çıkardı Hıdır bileğini bıraktı Kemal’in.
“Üç günün var, dördüncü gün leşini kurt kuş yer, al parayı defol” dedi.
Paraya kan bulaşmasın diye sol eliyle alıp ceplerine koyan Fırfıro peşinde kan damlalarından izler bırakarak çıktı handan, kavgada kaybetmiş köpeğin kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp koşmadan ama aceleyle meydanı terk edişini izledi handakiler.
– devam edecek –