“İşte deniz, Maria”, yazarın 1950 anlayışını yansıtan türde beş öyküsü de dahil, ona göre “rafine edilmiş” otuzbeş öykü ve iki bölümden oluşuyor. 84 sayfalık bir öykü kitabında 35 öykünün yer alması pek de alışık olduğumuz bir durum değil elbet ancak, öykü yazarı Ferit Edgü’ nün alışıldık öykü yazarlarından biri olduğu da pek söylenemez doğrusu.
– İşte! size kitaptan bir minimal öykü örneği;
“HAYALHANE “
– Niçin kaybolmuş fotoğrafları arıyorsun. Elinde bir makinen var. Görüyorum. Yeni fotoğraflar çeksene. Hatta kaybolan fotoğrafları.
– Ama onlar hayallerimdi.“
Birinci basımı 1999 yılında YKY Yayınları tarafından yapılan eserin ikinci basımını Can Yayınları gerçekleştirmiş. ‘Kitabın Mart-2014 Basımı ise Sel Yayıncılık tarafından yapılmış.
../..
-Bana unuttuğun bir öykünü anlatsana.
-Hangi öykümü?
-Yaşadığın ve unuttuğun bir öykünü.
-Tüm öykülerimi mi demek istiyorsun?
-Aralarından birini.
-Çok güzel bir kızdı. Hem sağır, hem dilsiz.
-Erotik bir öykü…
-Üstünden kalktığımda artık ona gereksinmem kalmadığını söyledim.
-Umutlu bir öykü…
-Sonra onu yeniden kollarımın arasına aldım.
-Trajik bir öykü…
-Ve boğazını sıkmaya başladım.
-Sessiz bir öykü…
-Sesi çıkmıyordu.
-Gerçekçi bir öykü… Çığlık atarak uyandım.
../..
Eserlerini süslemeyi, ağdalamayı sevmediği gibi tam tersi, olabildiğince kısaltıp sadeleştirmeye çalışır Ferit Edgü. Çoğu eserlerini minimalist bir yaklaşımla kaleme aldığını kolay gözlersiniz, hatta bu akımın ülkemizdeki en güçlü temsilcilerinden biri olduğu da söylenebilir. O işin özünü yazar; “Alçaklar yüksek atar!” gibi.
“Peki niçin minimal, diye sorulacak olursa, yalınlığa, daha çok yalınlığa, artık hiçbir fazlalığı içinde barındırmayan yapıya ulaşmak için diyebilirim…” der savunmasında.
Bu öyle sıradan bir arınmışlık değildir zira, ortaya konulan eserler ağırlık kaybetmez. Tam tersine, hacim küçüldükçe özgül ağırlıkları artar. Buna mukabil, anlayabilmek için açmanız, derinlerine inmeniz, okuduğunuz her tümcenin adeta türevini almanız gerekir ki yazdıkları, zihin için standart ve çözümlenebilir bir edebi metne dönüşebilsin. Bu hususta çok ve acımasızca eleştirilmiştir de zaman zaman. Verdiği yanıtların minvali ise hiç değişmemiştir;
“Düş ile gerçek koşut gidiyor yazdıklarımda. … bir yalnızlıkta yazdık. Bireyselliğe yer olmayan bir toplumda, birer aykırı olarak, birer horlanmış olarak yazdık. Kendi benzerlerimizi bulmak için yazdık. Bizim dilimizden anlayacak kişiler için yazdık.”
Onun yazdıklarını okurken zorlanmamak elde değildir. Gözlemci bir yazardır ama gözlemleri dış dünyaya değil içe, kendi iç dünyasına, düşlerine, kafasında kurguladığı olaylara yöneliktir. Kimi zaman öylesine açar ki içini, şaşar da kalırsınız okurken;
../..
Bende iki kişilik var.
Biri yaratmak istiyor öbürü yıkmak.
Yaratıcı olan hangisi, bilmiyorum.
../..
ya da
../..
– şurdan arabaya binelim.
– hayır ben yürümek istiyorum.
– kendini nasıl duyuyorsun?”
../..
Keyifli okumalar…