Gece uyku tutmamıştı İsmail’i. Bir ara gözleri kapansa da derin uykuya dalamadı. Vaktinden önce kalktı. Yarım ekmeğin arasına peynir koydu, birkaç parça da domates. Çay demlemek bile içinden gelmedi. Oysa ne de severdi çayı. Üşenmez her sabah gün doğmadan kalkar çayını demlerdi. Bu sabah heyecanı elini bağlamış, çaydanlığı ocağa koymasına izin vermemişti.
Ekmekten kopardığı ilk lokmayı çiğnerken yüzünü kaplayan gülümsemeyi görenin aklından kim bilir neler geçerdi. Nereden bileceklerdi yüreğine sığmayan coşkunun sebebini. Yıllardır beklediği fırsatı sonunda yakalamıştı. Delikanlılıktan beri içinde büyüttüğü hayline kavuşacak olmanın heyecanı yüreğinden taşıyordu.
Yarım ekmeğin arasına sıkıştırdığı kahvaltısını adeta yuttu. Aynanın karşısına geçti. Elinin tersiyle yanaklarını kontrol etti. Gece yatmadan önce sakalını kesmişti halbuki. İçinden taşan coşkunun önünde duramadı. Tıraş sabununu aldı. Fırçanın taşıyabildiği kadar köpükle sıvadı yüzünü. Tıraş bıçağı zorlanmadan görevini tamamladı.
Uzun uzun aynada kendini seyretti. Gözlerinin içi gülüyordu. Uykusuz geçen geceden eser yoktu yüzünde. Sonunda muradına eriyordu. İstediği bölümde açılacak kadroyu onca zaman heyecanla beklemişti. Amirine ta geçen yıl söylemişti o göreve talipli olduğunu. Amiri onu ilk günden sevmişti. Üstelik hemşerisiydi. “Kadro açıldığında ilk seni alacağım,” demişti. İsmail iki hafta önce mutlu haberi duyduğunda haykırmak istedi. Sustu. Yüreğindekileri, aklından geçenleri söyleyemedi. Yalnız kaldığında mırıldandı: “Sözünün eriymiş hemşerim.”
Kimseyi uyandırmadan salona geçti. Eşi akşamdan giysilerini hazırlamış koltuğun üzerine bırakmıştı. Zamanı çoktu, acele etmeden giyindi. Koltuğa oturdu. Kimsenin umursamayacağı hayallere daldı.
Saate baktı. Yola düşme vakti gelmişti. Sefer tasını koyduğu sırt çantasını aldı. Çantayı omzuna atmadan orta bölmesinin fermuarını açtı. Küçük poşeti yokladı. Yerinde duruyordu. Yıllardır içinde büyüyen hayali ile parmakları arasında naylonun çizdiği ince sınır duruyordu.
İsmail işyerine vardığında güneş henüz yükselmemişti. Yeni mesai arkadaşları ortalarda görünmüyordu. Soyunma odasına geçti. Üzerindekileri çıkardı. İş elbisesini giydi. Botunun bağcıklarını bağladı. Aynanın karşısına geçti. Üstünü başını kontrol etti. Her şey yerli yerindeydi. Yaklaşan sesleri işittiğinde telaşlandı. Son kez aynaya baktı. Sırt çantasını aldı. Duvar dibindeki arkalığında çalıştığı belediyenin adı yazan banka oturdu. Mesai arkadaşları içeri adım atmadan çantadaki poşeti yokladı. İnce sınırı aşmaya vakit yoktu. Onun varlığını naylonun arkasından hissetmek bile mutlu olmasına yetmişti.
Sekiz adam içeri girdi. İkisinin gözlerinden uyku akıyordu Üzerlerinde mesai elbiseleri. Lacivert pantolonlarının altında siyah botları. Lacivert montlardaki turuncu şeritler tekdüzeliği bozuyordu. Giysilerin renkleri solmuştu. Botları da boyaya hasret. İsmail kadar değilse de keyifleri yerindeydi.
Gülümseyerek bakan İsmail’i gördüklerinde şaşırdılar. Yabancıları değildi. Yine de ne diyeceklerini bilemediler. Merhabalaştılar.
Arkadan gelen amirin sesiyle başlar geriye döndü. Çok geçmeden İsmail’in kendileriyle birlikte çalışacağını öğrendiler. Hoş geldin faslı uzun sürmedi. Uzunca boylu, bıyıklı amir herkesin aklından geçenleri sordu:
“İsmail arkadaş! Tekrar hoş geldin. Ama ne zorun vardı da güzelim bölümünü bırakıp bu ekibe gönüllü katıldın?”
“Baştan beri kamyonda çalışmak istiyordum.”
“Kamyonda şoför olsan neyse… Çöp kamyonunun arkasında kokuları içine çeke çeke çalışmayı kolay mı sanıyorsun?”
“Elinde süpürge sokakları temizlemek de kolay iş değil.”
“Sokaklarda milletin pisliğini temizlemek elbette kolay değil. Ama arada bir soluklanacak fırsat bulursun. Esnafla sohbet edersin. Canın çektiğinde bir bardak çay içersin. Sürekli çöp kokusunu içine çekmezsin. Üstelik arabanın arkasında avuç içi kadar basamakta durmak zannettiğin kadar kolay değil. Bunun yağmuru var… karı var. Yol yakınken bir kez daha düşün derim.”
“Ben her şeye razıyım. Kaç yıldır bugünü bekliyorum.”
“Arkadaşım senin hayalin de bir başkaymış. Madem öyle… aramıza hoş geldin.” Başını çevirdi, sağ omzunun üstünden seslendi: “Mahmut! arkadaş bugün senin kamyonda işe çıkacak. Kuralları anlat. İlk günden bir terslik yaşamayalım.”
“Emredersin amirim. Gözün arkada kalmasın.”
Pek de karmaşık sayılmayacak kuralları üç beş cümleye sığdırdı Mahmut. İşin inceliğini üstüne bastırarak tekrarladı: “Dikkati asla elden bırakmayacaksın. Katlanır basamağı ne zaman katlayacağını ne zaman açacağını bileceksin. Sakın ola artistlik yapmaya kalkma. Kamyon hareket etmeden yerini al. Tutamağı sıkı sıkıya tut…”
İsmail ne yaptıysa kendini verip de mesai arkadaşının anlattıklarını can kulağıyla dinleyemiyordu. Anlamış gibi arada bir başını sallıyordu.
Vakit gelmişti. Herkes aracına yöneldi, İsmail’de. İlk çöp kamyonu büyük gürültüyle yola koyulurken sırtındaki çantayı aldı. Fermuarı açamadan arkadan gelen sesle irkildi. Suçlu gibi elini fermuardan çekti. Mahmut mavi bir maske uzatmıştı: “İstersen şunu tak. İlk günlerde kamyonun arkasındaki koku dayanılmaz gelir insana. Maske bile fayda etmez. Sen yine de tak. Zamanla alışırsın. Soracağın bir şey yoksa ben direksiyona geçiyorum.”
“Ne sorum olsun! Her şeyi güzelce anlattın.”
Mahmut iki adım atmıştı ki durdu, döndü: “Aman basamakta sıkı dur! Tutamağı sakın ola bırakma. Yoksa kamyon bir çukura girip çıktığında kendini yerde bulursun. Hadi sana iyi işler.”
Mahmut ıslık çalarak uzaklaşırken İsmail yarım kalan işini tamamlamak için harekete geçti. Çantadaki poşeti aceleyle aldı. Yüzünde gülümseme içinden lacivert bir fular çıkardı. Hayli uzundu. Özellikle seçmişti. Hızla boynuna doladı. Uçlarını sağ omzundan sırtına doğru bıraktı. Kamyonun solundan gelen şoförün gür sesiyle telaşlandı: “Kamyon yola çıkıyor aşağıda yolcu kalmasın!” Aceleyle fermuarı çekti, çantayı sırtına attı. Sağdaki basamağa atladı. Fuların uçlarını çantanın üstünden saldı. Tutamağı tuttu: “Kaptan yola çıkabiliriz!”
Çöp kamyonu gürültüyle hareket etti. Çıkış kapısına ilerledi. Sürgülü demir kapıdan çıkıp sağa yöneldi.
Ağır ağır yol alan kamyonun hızlanmasını sabırla bekledi İsmail. Çok geçmeden mahalle arasına saptılar. Canı sıkıldı. Hayallerine kavuşması gecikiyordu. Çöp kamyonu daracık sokaklarda ilerlemekte zorlanıyordu. Kimi zaman dakikalarca yolun açılmasını beklediler.
Boşaltılan her konteynerle koku biraz daha artıyordu. İsmail aldırmadı. Canı sıkılsa da umudunu kaybetmedi. O an mutlaka gelecekti.
Öğleden sonra saat üç gibi şoför seslendi: “İsmail! İstersen yanımıza gel. Kamyonu boşaltmaya gidiyoruz.”
İsmail teklifi kabul etmedi. Basamaktaki yerini aldı. Tutamağa yapıştı. Çöp kokularını ortalığa yayarak ilerleyen kamyon çok geçmeden dar sokakları geride bıraktı, anayol girişine ulaştı. Kırmızı ışığın yeşile dönmesini beklediler. İsmail yaka cebinden çıkardığı güneş gözlüğünü taktı. Fularını düzeltti. İçi içine sığmıyordu.
Yeşil ışık yandı. Çöp kamyonu sarsılarak hareket etti. Ana yola çıkan şoför gaza bastı. İsmail’in çocuksu coşkusu içinden taşıyor, gülümseyen kostümünü giyip dudaklarına oturuyordu. Şoför vakit kaybetmeden işini bitirip keyfine bakma derdindeydi. Araç biraz daha hızlandı. İsmail, bir an önce keyif çatmak isteyen şoförün aceleciğinin rüzgârıyla yüreğinden taşan duyguların yelkenini şişiriyordu.
Karanlık salonun ortalarındaki koltukların birinde oturan delikanlı gözlerini kırpmadan perdeye bakıyordu. Filme üçüncü gelişiydi. Son kuruşu gişede bırakmıştı. Cebinde metelik kalmasa da değerdi. Filmin unutamadığı o sahnesinin gelmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Sonunda beklenen an gelmişti. Tek bir sahneyi bile kaçırmamak için pür dikkat kesilmişti.
Sarışın, spor giyimli delikanlı üstü açık kırmızı arabayı kaldırımda bekleyen genç kadının önüne çekti. İnmeden arabanın kapısını açtı. Sarı saçlarını savuran genç kadın bahar duygusu yaratan elbisesiyle sağ koltuğa oturdu. Uzun saçlarını topladı, sağ omzundan göğsüne doğru saldı. Adam, kadının sol yanağına öpücük kondurdu. Güneş gözlüğünü taktı, gaz pedalına yüklendi. Gençliğin coşkusu tekerlere taşınmıştı. Otomobil hızla uzaklaştı, gözden kayboldu.
Birkaç saniyelik boşluğu dolduran şarkının eşliğinde otoyolda hızla yol alan otomobile kamera yaklaştı. Gözlüğün camını aşan otoyol hızla adamın içine doğru akıyordu. Şoförün lacivert fuları kendini rüzgâra bırakmıştı. Sarışın genç kadın ince boynunu sarmış rengârenk fuları sol yanına almış rüzgârla dans ettiriyordu. Saçlarının özgürlüğü tarifsizdi. Uzaklardaki dağların önünden geçerken fularlar sarmaş dolaş oldu.
Çöp kamyonu hızlandıkça fular geriye doğru koşturuyordu. İsmail gözlerini kapadı. Beyaz perdede çöp kamyonuyla otomobilin yanından geçip gitti. Fular yalnızdı. Kavuşmanın coşkusunu yaşayamadı. Hayal kırıklığıyla temizlik işçisinin boynuna sarıldı. Çöp kamyonu içindekileri boşaltacağı yere gelmişti.
İsmail bir haftaya kalmadan güvenlik kurallarına uymadığı gerekçesiyle eski görevine iade edildi. Hayal kırıklığının ağır yükünü sırtlamış, elinde süpürge, sokağa dağılmış film karelerini süpürüyordu artık. Günler sonra önüne çıkan film karesini gördüğünde çantayı açtı. Lacivert fuları çıkardı. ‘SON’ yazan kareyi fularla sardı. Gürültüyle yaklaşan çöp kamyonu önünden geçerken lacivert fular içinde sakladıklarıyla çöp kamyonunu boyladı.
Kalemine sağlık. Yine çok güzel ve akıcı bir yazı
İNSANOĞLU, HAYALLERİNİN PEŞİNDEN KOŞMALI, YOKSA ÖMRÜ BOYUNCA KEŞKE ” LER İLE AVUNMAYA ÇALIŞIR..
KALEMİNE YÜREĞİNE SAĞLIK..SERDAR ŞEN