A
Kapısındayım, ne almaya gittiğimi bilmeden sadece iç sesin “gitmeli ve ne olacağını görmelisin” çağrısına cevaben. Sırıtarak açtı kapıyı, gecenin ikisinde bu sayfiye evi gibi yapılmış uzun balkonlardan ibaretmiş gibi duran koridorlarda yankılanan topuklu ayakkabı sesinin ona misafir geldiğini bilmenin yüzüne yaydığı sırıtmayı maskelemeye gerek görmeden; “Gecenin bu saatinde kapımı çalan kızlara ne yaptığımı biliyor musun?” Sırıttım. “Kibrit çaksam tutuşacaksın tatlım ! ” Yüzüme üfledi nefesini “hoh” diyerek, “Ateş geldin Esme! kibrite ne hacet?”
B
Yine bir oteldeyiz. Hep oteldeyiz zaten, yersiz yurtsuz bir aşk! bizimki, yaşadığımız mekanlara sokmuyoruz birbirimizi. Bitmiyor böylece yabancı olmanın-kalmanın sevişmeye yansıyan tarifsiz lezzeti. Boynuma üflüyor nefesini, topuz yapılmış saçıma takılı kırk tokayı sökmeye çabalarken yine bir otel odasında keşfettik bu ritüeli. Ah! enseme dayadı yine nefesini parmak uçlarıyla saçlarımı aralayıp dokundukça kafama kıvranıyorum, biliyor nefesinin beni delirttiğini sürüyor cömertçe bu yüzden boynuma, koynuma, kulağıma canının tek emaresini.
A
“Ne içersin Esme?”
“Eserim, seninkinden; koyabilecek misin o içkiyi? “
“Koyarım!!”
“Çok korktum büyükbaba ! Beni hain kurttan sakla!” Ateş saçtı gözleri, her şeyi gri olan bir ev bu; koltuklar, duvarlar, perdeler, halılar gri, duvara tablo asmış o bile gri, insan ölümden başka ne düşünebilir ki? bu kadar ton grinin ortasında? adamın giydiği fanila don bile gri, içkiden kan çanağına dönmüş gözleri hüzmeler halinde kırmızı ışıklar bırakıyor grinin üstüne.
“Güzel eserdir, sinema versiyonunu seyrettin mi?”
“Elizabeth çok güzel kadın, Burton etkileyici bir adam senaryo olağanüstü oyunculuk kaliteli , birini izlerken rol yaptığını düşünmezsem bundan hoşlanıyorum” İçki bardağını getirip masaya bıraktı, yanıma oturdu, bana baktı;
“Sence ben; rol mü kesiyorum Esme?”
“Berbatsın, insan seni bir daha izlemek istemiyor, ünlü bir yönetmenin yeteneksiz kızının torpille başrol oynadığı bir film gibi, bakınca kaz yavrusu gibi ortalıkta dolandığını görüyorum ben”
“Estin yağdın gene, hep parmağın gözüme hep parmağın böğrüme, niye tutup sallıyorsun ki beni bir o duvara bir bu duvara çarpa çarpa”
“Gri duvarların renklensin diye bay Grey “
“Okudun mu? o kepazeliği”
“İlk ikisini, üçüncüyü gözlerime yazık diye fırlattım attım”
“Öperim”
“Fazlasını beklemiyorum zaten küfeliksin”
B
Otele önce ben gidiyorum her seferinde, kapıyı kapatıp yaslıyorum sırtımı duvara görevlinin ayak seslerinin koridorda uzaklaşmasını dinliyorum, odaya bakıyorum uzun uzun aklıma kazıyorum odanın ayrıntılarını,bu oda kaç metrekare? Onbeş belki yirmi, her otel odasında muhakkak bir tablo var niye? Duvarda asılı tabloda ne var? Beyaz bir ata çıplak binmiş bir kadın resmedilmiş kadının saçlarını çok özenerek çizmiş ressam, resim şehvet verici, acaba ayarlıyor mudur? Otel mesul müdürleri seks için gelmiş çiftlere verilecek odaları? İyi ve kaliteli hizmetin bir parçası mıdır? Çiftlerin ne için geldiklerini tahmin edip odaları buna göre kiralamak? Tasniflenmiş bir odada sevişmek aykırı olmalı sevişmenin doğasına! Görevliler çiftlere bakıp skor tahmini yaparak eğleniyorlar mıdır? gece boyunca. Küllük yok odada, sevişilebilir ama sigara içilmez bir oda tutmuş yine ikimiz de sigara içiyoruz oysa. Gergin bir bekleyiş benimki, kapı tık’latılana dek, yatağa uzanıyorum kapıda dikilmekten yorulunca, tavanı inceliyorum aydınlatmanın nasıl yapıldığına bakıyorum, hangi ışıkları kapatırsam ışık gözüme girmez diye denemeler yapıyorum, karanlıkta sevişmeyi sevmiyorum devinimi mutlaka görmek istiyorum ama ışık gözüme girince de dağılıyorum, yatağa yayılıp beklemek canımı sıkıyor, iki kişilik yataklarda tek başıma yatmaktan hep nefret ettim, kalkıp turluyorum odanın içinde, banyoyu beğeniyorum yahut hiç sevmiyorum, emin değilim karar vermek için havluların nasıl koktuğuna bakıyorum, temiz ve şu otel klasiği sıcak kuru temizleme kokusu! Küvet temiz en azından sarı lekeler yok üzerinde, duş alsam mı? Yok ya! üzerimdekileri çıkarmayı seviyor tek tek, duş alırsam tekrar bunları giymek zor gelecek. Televizyonu açıp hiçbir kanala bakmadan sürekli kanal değiştiriyorum, zavallı televizyon, hiçbir kanalda benim ilgimi çekip izlememi sağlayacak kadar süre duramıyor, çıkan sesleri eğlenceli buluyorum, yalnız yaşayan bir adam tanımıştım bilgisayarın mausunu cam sehpa üzerinde hareket ettirip imlecin ekran üzerindeki çıldırmış halini seyredip gülerdi, bu eğlendirirdi onu, yalnızlığının tonunu anlamama yaramıştı gördüğüm şey, ona benzedim bugün yahut tonu koyulaştı yalnızlığımın şu son birkaç saniyede.
A
“Yarın işe gitmeyecek misin? Saat üç oldu”
“Sen kalacak mısın?”
“Sen sızınca giderim”
“Sızacağımdan eminsin yani!” Gülümsedim.
“Niye geldin?”
“İçindeki adamlardan birinden hoşlanıyorum , kalıp savaşmaya değecek kadar güçlü mü? ona bakmaya geldim, sarhoşsun bilinç çizgisi ince bundan alâ fırsat mı olur?”
“İçimdeki adamlardan birinden hoşlanıyormuş, bıy bıy bıy!! yürü bakalım yatağa sızıyor muyum? ESME!”
Yatak odası alt katta, merdivenlerden iniyoruz o önde ben arkada, “sana yastık vereyim” diye dolabı açıyor ” ve bu da yorganın, geceliğim yok tişört vereyim mi? yoksa çıplak mı yatarız? ” manidar bakıyor bana,
“Bu fotoğraftaki kadın annen mi? Güzel kadınmış sen kime benzedin ki böyle?”
“Babama” Elinde tuttuğu tişörtü alıp banyoya gittim, üstümdekileri çıkarıp tişörtü giydim.
“Ben ışıksız yatamam, perdeyi açacağım site aydınlatmasının ışığı gece lambası gibi, sorun olur mu sana?”
“Olmaz”
“Bu evin sorunu gri olması değil, beni çıldırtan çok sessiz olması, ne çocuk sesi ne köpek sesi ne komşuların kavga sesi ne de sevişme sesi, yatağa girdiğimde çıldıracak gibi oluyorum bazen sessizliği dinlerken, dünyada sadece ben varmışım gibi nefes alan, nefes alan, NEFES! Almıyorum ki nefes onu bedenim kendi yapıyor insanın nefesini tutarak kendini öldürmesi mümkün müdür sence?
“Denememiş gibi soruyorsun, neden bunu yapıyorsun kendine?”
“Yaşadığımı hissetmiyorum, sen bunu fark ettin ve düzenlenmiş zannettiğim arka bahçemi tarumar ediyorsun, hüzünlerimi kazıyıp altına bakıyorsun rahatsız edicisin, çok çekici ama darmadağın oluyorum seninle ne zaman vakit geçirsem, gecenin ikisinde kalktın geldin sarhoşum evde yalnızız boğazını kessem kimse duymaz, korkmuyorsun, bu çok manyakça ” Sustu. Belki otuz belki kırk saniye, ev gerçekten çok sessiz, sanki duvarlar sesleri yiyormuş gibi.
“Esme”
“Söyle”
“Memene dokunabilir miyim?”
“Dokun, kalbim soldakinin altında”
B
Nerede kaldı bu adam? Tamam ben bir saat erken geldim ama o da bir saat gecikti, zevk alıyor galiba beni bekletmekten, belki de lobide oturmuş sigara içiyordur, odada beklediğimi bile bile. Belki de gelip gelmediğimden emin değildir ve tedirgindir böyle konuştuk çünkü bir sonraki tarihi buluştuğumuzda ayarlıyoruz ve belirlenen tarihe kadar hiç görüşmüyoruz, taraflardan biri gelmediğinde diğeri bittiğine hükmedecek, kimse kimseyi rahatsız etmeyecek, aramayacak, sormayacak, peşine düşmeyecek zaten ikimiz de diğerinin kim olduğunu bilmiyoruz yatak davranışları dışında diğeri kimdir? Hayatta nasıl biridir? Ne yer ne içer ne konuşur neye güler? bilmiyoruz, bilmek gerekmediğinden. Zevk alıyor beni bekletmekten, belki de gelmeyecek, hiç bu kadar gecikmemişti. İyi de rezervasyonu onaylamış gelecek o halde trafiğe takıldı. Sıkıldım, şimdi bu adam gelmezse terk edilmiş sayılır mıyım? yine, hani ortada bir ilişki yok yazılır mı bu acaba terk edenler hanesine? Tırnak içinde yazılır bence, ben bırakmadım o vazgeçti olacak çünkü nihayetinde. Sahip olma isteğinin tezahürlerini hayata incelikle yansıtabilen adamları beğeniyorum, bazıları çok hoyratça yapıyor bunu, kaba ve çirkin hem de sakil duruyor farkına bile varmıyorlar, varsa yoksa erkeklikleri.
“Tık tık” Geldi, geldi, vazgeçmemiş, geldi. Yüzümde gülümseme kapıya doğru yürüdüm aceleyle.
A
“Seni öpsem”
“Karşılık almazsın”
“Niye geldin gecenin yarısı? hiç kimse beni görmeye gelmez ki gece yarısı, elim memende ama sevişmek istemiyorsun ikimiz de gerildik” Üstüme çıktı,
“Belki bu seni ikna eder”
“Sarhoş bir adamdan faydalanmak bana yakışmaz”
“Sarhoş adam dimdik ama”
“Kadın ayık ama, alırsın hakimiyet senin, savaşmam, direnmem, eşlik de etmem, kılım kıpırdamaz, böyle olsun istiyorsan buyur al, yalnız kalan ömrünü bunun vicdan azabıyla nasıl yaşayacaksın? onu da hesapla”
“Biliyor musun? Onbeş sene önce çılgınca arzuluyordum seni, aşıktım, o zaman bana evet deseydin bambaşka bir adam olurdum ben”
“O kadar önemliydi madem niye peşime düşmedin? Belki de önemli olan şeyleri fark ettiğin halde peşine düşmeyi gurur meselesi haline getirdiğinden enkaza dönmüşsündür sen bay Grey, bu gri evde gri hayatınla kendini iyi ve mutlu olduğuna ikna etmeye çalışarak lakin görebilen gözün dehşete düşeceği bir kederle…”
“Terapistim bile bu kadar eziyet etmedi bana, hoş o para alıyordu sen ise lanet olası bir cadısın “
“İn artık üstümden” Birkaç saniye kararsız kaldı, sonra “hoh” dedi yüzüme üfledi nefesini yana kaydı.
“Esme”
“Söyle”
“Yüzyılın çifti olabilirdik, sen beni istemedin bunun intikamını senden almayacağımı mı düşünüyorsun?” “Alacak mısın?”
“Evet”
B
Sözcükler yok, bakış var, sözcükler yok, nefes var, sözcükler yok devinim var, sözcükler uçuşup havada kirletmiyorlar kimsenin zihnini. Olmadıkları anlamlara bürünüp gereksiz mevzilere yağarak yığılmıyorlar. Söylendiği anın sonrasında kast edilenin daha azı yahut fazlası olarak gölgelenip, sorun çıkarmıyorlar. Sözcükler yok, nefes var, nefes alışverişinin hızına bakıp ne hissettiğini tahmin etmeye çalışmak var; her şeye yeter.
A
“Senin ezgin benim kemanıma uyar”
“Ondan eminim, ilk başından beri hissediyorum öyle olduğunu, adamı neden terk ettin Esme?”
“Benim terk ettiğimi nereden biliyorsun?”
” Seni bir süre takip ettim, ortak arkadaşlarımız vardı hatırlarsın, sonra sen birdenbire yok oldun, ‘absent’ oldun be kızım hiç var olmamış gibi herkesle kestin ilişkini, facebook ‘ta filan da yoksun, sordum bir keresinde bir müşterim vardı soyadı seninle aynı, “yok bizde öyle biri” dedi.
“Adı ne müşterinin?”
“Menderes Rüzgar”
“Siktir lan! O benim kuzenim”
“Söylemedi işte yerini yurdunu, tanımam dedi”
“Tuhaf, koruma iç güdüsüyle yapmıştır seni tanımaz etmez ne bilsin başıma bela mı olacaksın? sapık mısın? manyak mısın? İlginç olan bana da söylemedi bir şey …”
“Aradım seni yani, aradım ama ulaşamadım”
“Sonra birdenbire yirmi milyonluk İstanbul’da karşılaştık on beş sene sonra, dünya mı küçük allah mı büyük bilemedim şimdi”
“Sevişelim mi?”
“Hayır”
“Memene dokunabilir miyim?”
“Dokun, azıtıp yine üstüme çıkmayacaksan!”
“Beni sevmeni isteyip istemediğime emin değilim”
“Seni sevip sevmeyeceğime emin değilim”
B
Uzun uzun öpüşmek, seviyor bunu, Bay B öpüşmeyi seviyor, hiç acelesi yokmuş gibi, sadece öpüşüp ayrılacakmışız gibi öpüyor, Bay B için öpüşmek başlı başına bir tür sanat icra etmek. Her seferinde ilk kez öpüyormuş gibi öpüyor beni . Sürüyor nefesini dudaklarıma yanaklarıma boynuma kulaklarıma, teslim almak için kapıyı çalması gibi öpüşmek benim için, emin olmak istiyor belki teslimiyetten ara nağmesi uzun bay B. Arzulandığını hissetmek bütün sorunu belki de işçiliği kaliteli bu adamın. Öpüşünce gözleri aydınlanıyor, güzelleşiyor aydınlanınca gözümde, ben onu bu yüzden öpüyorum her seferinde, bilse içlenir belki durduk yere. Yaptığımız sevişmenin doğasına aykırı, düzenli olarak otel odalarında buluşup sevişmek, değil mi yoksa? değil sanırım olsa bu kadar haz veremezdi,dilini boynumda gezdirip kulak mememi emmeye başladığında inledim.
“Şşşş!” Çok vaatkâr bir “Şşş” bu, daha başındayız tatlım sakin ol der gibi, tahrik edici, “Hey! henüz hiçbir şey yapmaya başlamadım” der gibi, o “Şşş” çok heyecanlandırıyor beni.
A
“Anlaşamayız”
“Gerekçemiz ne?”
“Yürümez”
“Peki, neden böyle düşündüğünü söyleyecek misin kalkıp siktir olup gideyim mi?”
“Küfür etme yakışmıyor o dudaklara”
“Hmmm! Galiba haklısın böyle ota boka karışacaksan anlaşamayız”
“Cadı! Demogogsun seninle baş edemem ben, fikir çok tahrik edici ama yapamam “
“Başetmek!! Yanımda durmayı becerebilsen yeterdi be! Bir tane başetmekle aklını bozmamış herife rastlarsam nikahlanacağım yemin bozup! “
“Zavallı adam!”
“Bu adamın sorunu senin değil ayrıca niye saldırı modu? sabahın dördünde?”
“Sinirlenirsen sevişiriz belki!!”
B
Ah! enseme dayadı yine nefesini parmak uçlarıyla saçlarımı aralayıp dokundukça kafama kıvranıyorum, biliyor nefesinin beni delirttiğini sürüyor cömertçe bu yüzden boynuma, koynuma, kulağıma canının tek emaresini.Nefes alış-verişi hızlandı ne zaman soyunduk ikimizde böyle çırçıplak kaldık yüzyüze ? Zaman kayboluyor kollarında bunu ona söylesem bana gülümseyerek baksa? Soyadını bile bilmediği bir adamla insan nasıl bu kadar tamamlanabilir yatakta?
A
“Git artık Esme saat beş oldu, sen kaldıkça uyumayacağız ikimiz de”
“Haklısın, kalmamı gerektirecek bir şey yok zaten, yolu biliyorum kalkma”
“Öpsene beni gitmeden”
“Hiç vazgeçmiyorsun ha!” Kafasını öptüm. “Alıp alabileceğin en fazla bu şimdilik”
“Olsun, sarhoşum zaten düşük performansla kayıtlamanı istemem beni”
Gülümsedim.
Sayfiye evi gibi yapılmış uzun koridorlardan ibaret binayı terk ederken parmak uçlarıma basarak yürüdüm topuk sesi çınlamasın diye.