Rıhtım

Belkiler, Ben, Kendim

bir su kenarına oturduk nihayet
ben ve kendim
ben yorgunum
kendim benden de çok
hayır dedim, nasıl benden çok olabiliyorsun
sen ben değil misin
zannettiğin gibi değil dedi bana
gözlerimin kuyusuna baktı, baktı
öyle bir daldı ki
bir daha hiç konuşmayacak sandım
sonra ağzını aralar gibi oldu
bir hece çıktı sanki sesinden
tek bir ses
başını çevirip dağlara yol aldı
ovalar geçti gözlerinden, uçsuz bucaksız
göçmen kuşlara tutunmak ister gibi bir hâli vardı
lütfen, dedim
terk etme beni
bir daha kırmayacağım seni
n’olur başını çevirip bak bana
gör beni
bırakma kendini, beni bırakma
bak şu dağların renk tonuna, nasıl güzel
her sabah gökyüzünde asılı durur bulutlar
istersen takılırız turnaların peşine
ya da bir güz yaprağıyla savruluruz
gezeriz diyar diyar develerle
bir kır çiçeğinin rengine aşık oluruz belki

kervanların izinden bir yol bulup
meçhule gitmek seninle
kanmak sulara, güneşi içmek, yağmurla yeniden doğmak
severek çoğalmak, avuçlamak uzanamadıklarımızı bile
kar tanesi olup bahara eririz
belki uslanırız artık, mümkün mü

belki de huzura uyuruz bir meşe gölgesinde

ne dersin…

 

Yorum bırak
Misafir olarak yorum yapın Yorumlarınızı profilinizden takip etmek ve düzenlemek için okur hesabı oluşturun.
E-posta adresiniz yayımlanmaz. Güvenlik ve spam denetimi için IP ile temel cihaz bilgileri kaydedilir.
%0
Belkiler, Ben, Kendim