Sana hangi mevsimde rastladığımı unuttum.
Kırlarda papatyalar mı vardı?
Bağ bozumuydu belki, asmaların son meyvesi gibiydi yüzün.
Belki bahardı, turunç kokusuna karışmıştı sırtın.
Güneşin içinden
yoluma sızan o tatlı telaşla geldin:
Karpuz zamanıydı belki.
Unuttum.
Su, boğazımdan değil, hatırladığım evlerden geçiyordu.
Göğün derin yerlerinden geçip
Omuzlarından dizlerime düşüyordu.
Paslanmış yalnızlığımın içinde,
yeşil bir yaprak gibi saklıyordum seni ellerimde.
Yollardan, yokuşlardan,
Günden, dolunaydan,
Düzlüklerden, tetirbelerden, buhar makinelerinin devriminden ve
Dünyanın bütün gürültüsünden sonra,
Bir yaprağın tarafını tutuyordum.
Tutuyordum incecik gövdesinden onu.
Bir şehirden ötekine,
Bir mevsimden diğerine,
Kendi kalbimden yine kendi kalbime geçsem,
Bir başka yüzünü görüyordum sensizliğin.
Bıçağın değdiği yerden ikiye ayrılırdı tem/muz.
Yarısı yol, yarısı ev.
Yarısı söz, yarısı sus.
Ben hangisinde kaldım?
Nedamet, ikimizin sustuğu yerde miydi?
Gece, ağaçların arasında ince bir kandil gibi asılıydı.
Ay ışığını taşıyan bir su geçerdi ayaklarımızın altından.
Çocuk, yağmurdan kaçarken ilk bulduğu saçağın altına sığınırdı.
Yeryüzüne eğilen sessiz duamdın sen.
Ben senin gözlerine sığınırdım.
Gözlerinin kıyısında uzun uzun beklerdim.
Beklerdim.
Henüz yaşanmamış bütün günlere bir yer bulabilirmişim gibi.
Beklerdim papatyaları, asma yapraklarını, baharı...
Bir şeyi çok uzun süre bekleyince, adı değişiyor.
Değişti mevsimler.
Akrep ve yelkovandan bağımsız aktı yıllar.
Ben onca yarım kalmış mevsimin arasında
Sana hangi mevsimde rastladım?
Buraya kadar geldiyseniz
Yazı hakkındaki izinizi bırakın
%0
Yorum bırak