Tan
…n, tombalak çocuğun etrafında dönerken, söylediklerinden hiçbir şey anlamadığını bildiği bu insanoğluna nasıl ders vermesi gerektiğini düşündü. Bir müddet döndükten sonra dayak yiyen çocuğun yanına konunca, tombalak çocuk de…
104 kullanım · 82 yazı
…n, tombalak çocuğun etrafında dönerken, söylediklerinden hiçbir şey anlamadığını bildiği bu insanoğluna nasıl ders vermesi gerektiğini düşündü. Bir müddet döndükten sonra dayak yiyen çocuğun yanına konunca, tombalak çocuk de…
…bulunmaktadır fakat bakımsızlıktan dolayı tünellerin belirli bir bölümüne kadar gidiliyor. Tünellerin birinin dereye çıktığı ve buradan kalenin su ihtiyacının karşılandığı tahmin edilmektedir. Kale mimarisinde Roma ve Pontus m…
…Abi’ye. Sonra mı ne oldu? Duyduk ki içeride de rahat durmamış mahkûmlara hır gür gardiyanlara ahkâm kesmeler derken bir gece şişleyip öldürmüşler Kenan Abi’yi.
…ir masam var ki kollarımı taşırken yorulmayan, Ellerimi okşayan. Sabahları uykudan uyandıran bir saatim var O derin uykulardan. Öyle rüyalarım var ki, şiirler yazdıran Uçsuz bucaksız rüyalar… Bir dünyam var ki varlığından şüp…
…karda ben ve kendim. Seni bulamayacaklar parçalansa bile yüreğim Seni kendimden bile saklamıştım sevgilim… Ne dersin seni gerçekten sevebilmiş miyim? Su bile tükeniyordu. Ve vicdanı yoktu, olsaydı kimseyi boğmazdı herhalde…
…ğı Savaşsız memleketler ver Zira zor sevgilim Zor, her gün kanatıldığına şahit olmak bir coğrafyanın Zor, bir derme çatma köprü üzerinde izlemek Savaş yorgunu yaralı bedenlerin geçişini Ve zor bu kan kırmızı günlerde Aşkın kı…
…kkabınızın altına yapışan sakız gibidir. Kurtulma şansınız yok, el atsanız eliniz kirlenir yere sürseniz ayrı dert… Sivri bir yer bulup sıyırmaya kalksan, bu sefer baştan başa batar ayakkabı. Her adımda olduğun yere yapışma…
…ş etmeye çalıştığını bazen dibe batıp bazen "geçici" olarak iyileştiğini görüyorsunuz ve bu karakteri daha da derinleştiriyor. Kitap boyunca Craig'in gelişmesine tanık oluyoruz ve bu da kitabın dünyasını daha gerçekçi kılıyor. Craig'in…
…n sapasağlam… Haydi koş bakalım arkadaşlarının yanına!” dedi gülümseyerek ve başka bir şey söylemeden ormanın derinliklerine geri döndü. Şimdi ise “Tahribat-ı Tadilat” anlamsızlaşmıştı. İçinde volkanlar gibi patlayan, Zeus gibi gürley…
Sustum Nehir çağıldasa ya içimde derken Ölüm gibi Matem gibi durdum öylece Öfkem Zülfikarı dilimde fütursuz savurmama Öfkem belki de Damarımda sondajlar açanlara Çaresiz kalışıma Aklımın ücrasında bir beşik sallanıyor Ninniler…