…mesi, zincirin yağlanması derken çıkmıştım yola. Nereye gideceğimi henüz bilmesem de yüreğimin beni götürdüğü yere gideceğim kesindi. Şehir merkezinden uzakta yaşıyordum. Dolayısıyla şehrin çıkışına doğru sürsem mutlaka yeşi…
…lemekle yetiniyordum. O an, kutsalların da ötesinde bir şeydin benim için, seni aldım ve aklımda yüksekçe bir yere yerleştirdim. Sen benim için bir rüya gibiydin ve sana ulaşmak o kadar zordu ki. Aslında biraz korkutucuydu d…
…erkenden uyandı. Araladığı göz kapaklarını birkaç kez kırpıştırdı. Bir süre tavanı seyretti hareketsiz. Sonra yere indirdi buz gibi ayaklarını. Gözleri yün terliğini aradı. Nereye bırakmış olabilirdi ki? Desenli karoların, a…
…rim. Görmeyi çok arzu ettiğim Viyana’nın sokaklarında yürüyormuşum gibi de… Bu çırçır böceklerinin sesini her yere efekt olarak uygulamak gerçekçi olmasa da bu benim hayalim, istediğimi yapabilirim. Rüzgârın sabahları ılık n…
…iş yapraklarının hışırtısına dayanamıyordu. “Neden bitmiyor bu yol?” serzenişi her yandan yankı bulup geldiği yere doğru geri gidiyordu. Yaprağın yanında sallanan zeytine bakıp artık onun kurtulmasının mümkün olmadığını düşü…
…i hiç ilgilendirmiyordu onları. Zaten varır varmaz da oyuncakların olduğu raflara yönelmişlerdi. “Abi bak.” Diyerek heyecanla yeni gelen oyuncakları göstermişti Bahri. Şeffaf su tabancaları, mızıkalar, plastik askerler… Heps…
…ıyorlar… Zaten bana sevdiğim inanmamış, siz mi inanacaksınız? Buradan çıktığımda gazete manşetlerinde “SUÇSUZ YERE 35 YIL HAPİS YATTI!” yazacak. Siz de o zaman inanmış olacaksınız… Okuduğum bir makalede gördüm: Hayatın sille…
…göre kocası yurt dışına çalışmaya gitmiş, bir daha da dönmemişti. Bana kalırsa kocası hâlâ yaşıyor ve hiçbir yere gitmemişti. Bir gece balkondan seslenip buz istemişti. Annem plastik bir kovaya koyduğu buzları “Götür Handan…
…oyunu yapayım diye kıvranıyorum mu sanıyorsun? Devam edelim; “Gemi”yi unutmak ister gibi duran zihnimize boş yere gönderme yaptığımı düşünmeyin. Buradaki amaç, “gemi”yi hatırlatmak. Bu topraklarda üretilen nimetlerin (yiyec…
…dı. Hafif esen rüzgâr, annenin evladının saçlarını okşar gibi ağaçların yapraklarını dallarından koparıyordu. Yere süzülerek düşen yaprakların bir kısmı yola bir kısmı da mezarlığa düşüyordu. Yol, sarı yorgan ile kaplanmıştı…