Edebi

Hanım

Askılıktaki birkaç çamaşır, kurumakla ıslak kalmak arasında arafta. Arada bir, sanki ilahi bir mesaj almışlar gibi kıpırdanıyorlar hızlıca.  Sonra bir bakmışsın, uyandırmadan ilahi gücü, yavaş yavaş dönüyorlar durağanlığa.  Benim için en huzur verici hâlleri, yaşamın ritmine uymuş da dans ediyorlarmış gibi hafif hafif oynaştıkları o anlar. Öylece onları seyredip yaşamın tekdüzeliğinden memnun olabilirim.  Arkadaki sesler akıp giden yaşama fon olur ve ben kendi sakinliğimde duyamadığım kalp atışlarımı çamaşırların bu ahenkli danslarında hissederim. O sırada belki topu yola kaçan bir çocuk bağırır, arkadaşları da gürültüyle eşlik ederler o bağırışa, hep bir ağızdan. Yakınlardaki bir okulun teneffüs zili çalar.  Bir iki korna sesi kim bilir hangi bilinmez şeyi uyarır ani çıkışlarıyla. Kuşlar umarsız ötüşlerine devam ederken, komşu evlerden birinde kızartılan biberin kokusu teklifsizce ortalıkta dolanır.

Böyle anlarda, zaman askıda, ben askıdayımdır.  Sonra bu durum, dürter beni birden.  Yerimden fırlar, evi-barkı siler süpürür, ocağa peş peşe iki tencere yemek atar, çarşafları ütülerim. Balkondaki çiçekleri budar, topraklarını eşeler tazelerim. Akşamüstü, çocuklar gelir okuldan. Ben çoktan kurabiye ve peynirli poğaça yapmış olurum. Sırf akşam yemeğine kadar aç kalmasınlar, ödevlerini yaparlarken atıştırsınlar diye. Üstlerini başlarını yarım yamalak kaldırırlar ama çok dersleri var diye ses etmem, geri kalanlarını ben düzenlerim. Masayı hazırlar, gider giyinirim akşam için. Mutlaka hafif bir makyaj yaparım. En aydınlık gülümsememle açarım kapıyı eşime. Sevinçli gelir eve eşim. Hep sevinçli. “Hanımcığım, n’aptın bugün?” diye sorar. Tencerelerin kapaklarını açar, ne görürse görsün, “Of, neler de yapmış benim karım,” der, ağzında ıslığı üstünü değiştirir, ev kıyafetlerini giyer. Ben her seferinde, “Ama çoraplarını da değiştir,” diye sitem ederim. Üşenmez, kalkar değiştirir. Yemekte iki oğlumuzla ilgilenir, şakalar yapar, güldürür. Ben hiçbirinden yardım istemem, masayı kaldırır bulaşıkları yıkar ve çay suyunu koyarım. Oturma odasından boğuşma sesleri gelir, bir yerlerine bir şey olacak diye ödüm kopar ama bilirim ki en çok böyle oynamaktan hoşlanırlar. “Çocuklar sabah erken kalkacaksınız, artık yatın,” demeye saat dokuzda başlarım, böylece en geç dokuz buçuk gibi yataklarında olurlar. Yorgun kocam ikinci çayın yarısına varmadan kanepede uyuklamaya başlar. Yatağa gidene kadar kanepede kestirmeyi çok sevdiğinden dokunmam hiç, bırakırım uyusun.

Sabahları erkenden kalkar, kahvaltılarını hazırlar, çocukları okula, eşimi de işine yolcu ederim. Koskoca bir gün bana kalmış olur. Bugün tabloma vakit ayıracağım diye kendime vaatte bulunurum. Tabii önce, yatakları toplar, kahvaltı eder, bulaşıkları kaldırırım. Hazır mutfaktayken yemekleri ocağa atar, rahat ederim. Yemekler ocakta pişerken mutfağımı toplar, temizlerim. Çamaşırları da makineye attık mı tamamdır; bitince bir ara verir, asarım diye düşünürüm. Bu arada vakit öğleni biraz geçmiştir. Kurumuş yağlı boya tüplerini, yarım kalmış tuvalimi ortaya çıkarırım. Paleti yeniden canlandırmak lazımdır her seferinde, kurumuş olanları temizlemek lazımdır. Bir daha bu kadar ara vermeyeceğim der, paleti temizler, fırçaları tinerlerim. Tuvale bakıp devam edeceğim yere odaklanır ve ona göre taze boya sıkarım palete. Karışımları yapar, çalışmaya başlarım ki aklıma çamaşırlar gelir. İnat eder, asmam onları bir süre. Tablomdaki en zor kısmı renk ve gölgeyle çözmeye uğraşırım. Çocuklar gelince dünkü kurabiyelerden yerler nasılsa diye düşünürken, birden ocaktaki yemekleri hatırlarım. Bir koşu gidip bakarım. Dibi tutmuş olanı soğuk suya oturturum yanık kokusu sinmesin diye.  Salatayı sonra yapmaya karar verir, tuvalin başına dönerim. Bir iki rötuş, olmadı bir iki renk denemesi daha. Şu çamaşırları güneş gitmeden balkona asayım da akşam evde nem yapmasın diye düşünürüm birden, resmin en zevkli yerinde. Güzel bir güneş vardır dışarıda, hafif esinti aynı zamanda. Eh, bir kahve içeyim derim, bugün hiç iş yapmadım. Kahvem elimde balkona otururum. Palette boyalar kurur, çamaşırlar ipte böylece.

Yorum (1)
  1. Avatar Kerim dedi ki:

    Okurken yazan adına o rutinden çıkmak istedim, sonra birden tuval çıktı ortaya, rahatladım. Nefes aldım yazan adına. Hayatın rutininde hepimizin yok mudur küçük nefes alışlara ihtiyacı. O küçücük ve sınırlı zaman, tüm o kocaman rutine geri dönmek için güç vermez mi? Verir… Günü güzelleştirir, hayatı çekilir hale getirir…

Kerim kişisine yanıt bırakın Cevabı iptal et

E-posta adresiniz yayımlanmayacak. Gerekli alanları işaretleyiniz *