Yıldızların Sessizliği

by • 22 Ocak 2014 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)1090

Uyandığımda; polis telsizleri, mahallelinin gürültüsüne karışıp ruhuma işliyordu sanki. Şeritler çekilmişti apartmanın etrafına. Olay yeri inceleme ekibi yeni gelmişti. Şeritlerin içinde miydim dışında mı? Birden kalktım ve doğruldum. Etrafımı incelediğimde neden geldiklerini anlayamadım. Bilgi almak için memurlardan birinin yanına doğru giderken, tanık yazılabileceğimi düşünerek yolun yarısında vazgeçtim. Geri dönmek üzere kafamı çevirdiğimde, ilk defa uyurken gördüm kendimi.

 ***

Yanıp sönen sokak lambaları arasında gölgemi takip ediyordum. Biraz sıkıntılı olduğumdan çıkmıştım sokağa. Gecenin bu saatlerinde tenha olan dar sokaklar, bir serseriye rastlama olasılığıyla insanın gözünü korkutuyor. Gerçi bu tipide insan önünü zor görüyor. Seçim zamanı yakın olmadığından tuzlama da yapılmamış, adım atılabilecek her yer buz tutmuş gibi. Yere düşüp, kafamı bir yerlere vuracağımı ya da dinlenmek için oturduğum bir köşede, donarak ölebileceğimi düşünüyorken; sağımdaki apartmanın giriş merdivenlerinde sızmış bir şarapçıya takıldı gözüm. Yaklaşmaya cesaret edemedim donarak ölmüştür diye. “Ölmüş bir insandan ne zarar gelir ki?” diye düşündüm bir süre. Polis gelecek, yazılar yazacak, ifademi alacak… Hiç derdim yokmuş gibi bir de ölmüş birinin derdiyle mi uğraşacağım. Aldırmadan devam ettim yoluma. Yalnız kalmaya ihtiyacım vardı, sahile kadar yürüdüm.

Saat gecenin üçüydü ama hafta sonu olduğundan olsa gerek, saatine yakışmayan bir kalabalık vardı. Üstündeki karları silkeledikten sonra bir oturağa oturdum. Hemen çaprazımda bir kardan adam, tüm gizemiyle gülüyordu bana. Tüm gücümle vurdum ona. Cinayet işlendiğinde ışık hızıyla kaçacak olan insanlar, kardan adama vurdum diye yargılayıcı gözlerle bana bakıyordu. Bana bakan insanların çoğu, bu beyaz günü varlıklarıyla kirletiyordu. Aralarından biri, soğuktan yanakları kırmızılaşan beyaz tenli bir kız, yanıma gelip bağırmaya başladı:

“Çocuklar o kadar uğraştı bunu yapmak için!”

Sanki kar bir daha yağmayacakmış gibi, emeğin çok değer gördüğü bir ülkede yaşıyormuşuz gibi. Cevap vermedim, gözlerine baktım sadece. Cevap alamayınca “Yapabileceğin tek şey susmak!” diyerek gitti. Onu oracıkta dövebilirdim, yaralayabilirdim, öldürebilirdim. Bu güce sahip olduğumu bildiği halde bağırdı bana. Burada yalnız olsaydık da böyle davranabilir miydi? Her insan kalabalıktan cesaret alır. Oysaki kalabalığın insanlarla arası pek iyi değildir. Benim de kalabalıkla aram iyi değildi zaten. Biraz uzaklaşınca peşine düştüm ve takip etmeye başladım. Sahilden çıkıp yolun karşısına geçti. Yüz metre sonra bir ara sokağa saptı. Aynı sokakta mıydı evimiz yoksa? Bembeyaz sokakta yalnız kaldık.  Takip edildiğini fark etmiş olsa gerek, hızlıca yürümeye başladı. Adımlarını sıklaştırdı, arkasına dönüp bakıyordu sürekli. Hızını arttırdı ve koşmaya başladı. Ben de ona eşlik ettim ve yakaladım. Apartmanın köşesinde bıçağımı kalbine sapladım. Sadece, görünürde bir kalbi vardı. Arkamdan birinin koştuğunu fark ettim ve hızlıca evime doğru koşmaya başladım ben de. Eve girdim, kağıt kalem aldım. Karanlıkta bir fener yakarak olan biteni yazdım.

 ***

Birini öldürmek, birçok insanın hayatından bir varlığı yok etmek anlamına geliyor. Tanıklık eden her insanı derinden etkileyebilecek kişisel bir olay. Kızgınlığımı, onun hayatını sonlandırarak geçireceğimi düşünmüştüm. “Neden?” diye sormak yeterli olabilirdi belki de. Şimdi istesem de soramayacağım birçok soru geliyor aklıma. İşlediğim cinayetle kendimi cezalandırdım. Haklı olmanın ya da yargı gücünü elinde tutmanın getirisi, infaz yetkisine sahip olmak mıydı?

Polis seslerini duyunca dışarı çıktım, seslere uyandığımı söyledim. Cinayet bir başkasının üzerine kalmıştı polislerden duyduğum kadarıyla. Bir insanın bedenini, birinin de ruhunu hapsetmiştim. Hala kendimi düşünüyorum, suçumu itiraf edip parmaklıklar arkasında bir ömür geçirmek de neyin nesi? Kız daha şanslıydı, her şey bitmişti onun için.

***

İfademi verdikten sonra biraz yürüdüm ara sokaklarda. Gün doğarken daha bir güzel sokaklar. Yıldızların sessizliği çöküyor, kuşlar sabahı haber ediyor. Bunları hissetmeyi ne kadar hak ediyorduk? Bir günden fazladır uyku görmemiştim, yorgundum. Bir apartman girişine oturdum. İşlediğim cinayeti bile unutmuştum. Öldürdüğüm kızın yüzünü bile hatırlamıyordum. Bunu düşünürken, uyku bastırmış olsa gerek.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir