Yetişilmeyen Gece

by • 11 Aralık 2016 • Rıhtım, ŞiirYorumlar (0)466

geceden önce yetişemiyorum efendim
gün hep ben varmadan doğuyor
sonra kalakalmak mahşeri karanlıkta
geceden önce yetişemiyorum efendim
haftalar bile ben varmadan bitiyor.

bir kelam gelip tıkanıyor ellerime
saçlarım urgana dönmüştür
bunlar yazılmıştır diyorum vardır
acayip bir boşluğun içinde
saçlarım örülmüş açılmıyor
kopuyor kökünden nihayetinde
kökünde hüzün kökünde yorgunluk
dizlerim bile dinlemiyor iken öğlen vakti
nasıl yetişirim ben genişliğe

vardır bir genişlik uzakta taa ötede
kahrolmuş dağlardan
mahvolmuş denizlerden ötede
soyulmuş tenim varayım derken
kemiklerim görülüyor uzaktan
rüzgar vursa bir tını koparacak
göğsüm hiç olmadığı kadar sıkışık
nefes dahi almıyorum
papatyalar kesiyor önümü
yürüyemiyorum.

sahneler sahneler sahneler
neden hep aynı şeyler var perdede
perdede ölü bir sineğin kanatlarıyım
öylece duruyorum uçmaksızın
sahipsiz ruhsuz bedensiz
korkudan altına işemiş bir vaziyette

fethedilecek şehirler vardı
bayrak dikilecek burçlar gönderler
hepsi yarım kaldı kalıyor kalacak
nereden uyduruyorsunuz bunları
hepsi yarım kaldı işte kalıyor işte kalacak işte
veyahut ben uyduruyorum bunları
olduğum yerde.
durduğum yerde kütle yok hacim yok
yer kaplamıyorum durduk yere
hayaller buz tutan denizin dibinde

aynadan akan suya inanırım
ben ne derseniz inanırım efendim
mesela saf tutmamış gaz bulutlarına
veyahut uçmaya çalışan bir meteora
en güzeli kuşların kanadına
koloniler kurabilirim
evlatlarım olur belki çocuklarım
yaşarım yaşlanırım
cuma gecesini beklerim ölmek için
şimdi de ölebilirim fark etmez nitekim

benim için her yer gece efendim
her yer karanlık lakin görebilirim önümü
hemen ayaklarımın dibini
uçuruma yetiştim onu da gördüm
hem de tam dibini
su içmeye hasret geçerim kuyulardan
gemiler yüzdürürüm asitli sulardan
yağmurlar ağladığında yakar bedenimi
bağırıyordum sahi işittiniz mi

yok oluş içindeki bu macerayı
yirmi yedinin ilk gecesinde anlatabilirim
ya da anlattığımı varsayarım
sizlerin de dinlediğinizi her mısrada
ki nice kopuşlar bekliyor bizi
bölüm sonu canavarını görmeden ölen
oyun karakterleri gibi

bakın efendim bakın güzel efendim
güzel bakın efendim geçeceğim yollara
o yollar ki yeşil zümrüt taşlarıyla
kurtuluşa götürmeyecektir asla
ileride ışıklar şen şakrak halklar
soğuk yemek verecek bir han bile yoktur aslında
asılınca anlayacağım şeyler var
ceplerime doldurduğum nanelerin savunmasında
bekleyin ve görün efendim
bitecek bu yol nasılsa.

artık söyleyin efendim
bir tutam ragnarök mü ağırdır
döktüğüm gözyaşları mı
şu insancıklar çağında

unutulmaya yüz tutmuş
‘utangaç bir fil’im ben aslında.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir