Yazmaya Dair

by • 10 Haziran 2015 • Köşe, RıhtımYorumlar (0)1328

ecevitYanımda oturan kadının bana baktığını fark etmemiştim. Gerçi bana da değil kitaplarıma bakıyordu. Bir kıtlıktan 5 dakika önce çıkmışcasına elimde okuduğum kitap, önümde okuyacağım kitap durmaktaydı. Yeni almıştım tabii heyecanla okuyordum. O gün Nazım Hikmet’in ölüm yıl dönümüydü ve tesadüfen belgesel kitabıyla karşılaşmıştım. Ve gayet tabii yanında Karaoğlan Ecevit vardı. Hızlıca gidip kahvemi de alıp okumaya başladım. Ara verdim soğumaya yüz tutan kahvemden bir yudum almak üzere ve bakışlarını üzerimde bir çarşaf gibi hissettiğim kadın başladı konuşmaya; “Kitap nasıldı?” diye giriş cümlesini tamamladı, yeni aldığımı henüz okumaya başladığımı söyledim. İsmimi ve yaşımı sordu söyledim. Kendisi orta yaş üzeriydi çekindim yaşını soramadım. Emekli, diksiyonu güzel, belli ki okul eğitiminden ziyade insani olarak da eğitim almış biriydi. Kahve içmeye gelmişti o da tabii, benim gibi değil canlı kanlı arkadaşları vardı o an yanında. Arkadaşını unuttu sandım bir an, sohbetimiz devam etti. Mütemadiyen öğrenci halimden mütevellit sormadı bile öğrenci misin diye, “Ne okuyorsun?” dedi. Malum benim bölümün adı uzun, kısalttım ve en sevdiğim kelimesini söyledim; “Siyaset” yüksek lisansı yapıyorum”. İlgisini çekti. “Peki ne düşünüyorsun” dedi. Tabii gündem belliydi, oyumu sordu. Kullanmayacağım dedim. “Siyaset okuyup kullanmamak?” diye sordu. “Okuduğu zaman anlıyor insan bu yapılanların siyaset olmadığını ve bunlar için mi oy kullanacağım diyor” dedim. Konuşmak istemedim ve o da istemedi.

“Ne iş yapıyorsun?” dedi. “İşsizim hiçbir şey yapmıyorum” oldu tabii cevabım. Anlamsızca güldü. “Sen işi para kazanmak mı sanıyorsun!” gayet balık gibi yüzüne bakakaldım. “Asıl iş senin yaptığın ömür boyu sürecek iş; okumak ve yazmak. Herkes maddi olarak gelir elde edeceği bir iş bulup çalışabilir ancak herkes okumaz ve yazamaz” dedi. Hoşuma gitmedi değil, mutlu oldum. Manevi kazancın önemine inanan biri olarak epeyce etkiledi beni. Farklı biriydi, en azından daha önce rastlamadığım kadar farklıydı.

Rum asıllıymış. 53 yaşında ve yıllardır yazıyormuş. Parasız kalmış yazmış, üzülmüş yazmış, mutlu olmuş yazmış. Yazmak güzel şey dedi. Umudunu yitirme ve yaz… En dar zamanda evren göndermişti bir umut bana. Teşekkür etmem lazımdı ve yazdım. Yitirilmeyen umutlara yazdım;

Umut varsa ekmek vardır, su da vardır
Umut varsa yeşil vardır, mavi vardır
Umut varsa biz vardır
Umutsuz yaşanmaz
Umut varsa hayat vardır.

Ve ben yazdıkça daha da büyüyordum. Kuru ağacım yeşilleniyor ve meyve veriyordu. Yazdıkça içimdeki o yüz sürekli gülüyordu. Ağaçlar daha yeşile, gökyüzü daha da maviye çalıyordu. Yazmak güzelleştiriyordu içinde karamsarlık barındıran dünyayı.

Hatırlayalım Nazım ne diyordu;

“Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum,
hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.

Hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem
zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin
daha güzel günler için savaşından, hem bir tek
insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak
istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan
bahseden şiirler yazmak istiyorum.”

Evet. Son nefese kadar yazmak istiyorum…

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir