Yaşar Kemal

by • 3 Mayıs 2015 • Arzular Şelale, RıhtımYorumlar (0)1161

y.kemal2

“İnsan, evrende gövdesi kadar değil,   yüreği kadar yer kaplar.”

1923 Osmaniye doğumlu roman, öykü, deneme ve senaryo yazarıdır.

Asıl adı Kemal Sadık Gökçeli olan yazar eserleriyle 18’i uluslararası, 16’sı yerli olmak üzere toplam 34 ödül kazanmış, 1984 Yılında “Legion d’Honneur Ödülü Commandeur Payesi” ve ardından 2011 Yılında  “Legion d’Honneur Nişanı”  ile onurlandırılmıştır.

Yaşar Kemal “Nobel Edebiyat Ödülü“ne aday gösterilen ilk yazarımız olma özelliğine de sahiptir.

“Bir dil bulacağız her şeye varan, bir şeyleri anlatabilen, böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük dolaşmayacağız bu dünyada.”

Yazarın bir pamuk üretme çiftliğinde ırgat katipliği yaptığı 1940-41 yılları arasında, Çukurova ve Toroslardan derlediği Ağıtlarlardan oluşan “Ağıtlar” adlı ilk kitabı, Adana Halkevi tarafından 1943 yılında, Kayseri’de yaptığı askerlik hizmeti sırasında kaleme aldığı “Pis Hikaye” adlı öyküsü ise 1944 yılında yayınlandı. Bunu, 1950 yılında yayınlanan; “Bebek” ve “Dükkancı” adlı eserleri izledi. “Bebek”, Cumhuriyet Gazetesi’nde tefrikalar halinde yayınlandığı gibi 1951-52 yıllarında kaleme aldığı “Sarı Sıcak” adlı öyküsüne de yazar tarafından bir bölüm halinde eklendi. Bu eseri, 1952 yılında “Varlık” tarafından basıldı ve büyük ses getirdi. Yaşar Kemal’in yalnızca yurt içinde değil yurt dışında da tanınmasına ve sevilmesine neden olan “İnce Memed” adlı romanını kaleme aldığı dönem de (1947-1954) tam bu dönemlere rastlar. Nobel Edebiyat Ödülü‘ne aday gösterilmesini sağlayan, gerek kurgulama ve gerekse anlatım tekniği bağlamında okunmaya doyum olmayan bu eserinin ardından, Teneke (1955), Yer Demir Gök Bakır (1963), Yılanı Öldürseler (1976), Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (1997) ve diğer romanları geldi.

“Benim için dünya bin çiçekli bir kültür bahçesidir; bir çiçeğin bile yok olmasını, dünya için büyük bir kayıp sayarım.”

O yaşamı boyunca insanlarla ve doğayla iç içe olmayı yeğledi. Çukurova insanını, gelenek-görenek ve hasretlerini, sevinç ve hüzünlerini, kısacası yaşam sürdürdüğü çevreyi öznel detaylarıyla okuyucusuna sundu. Mazlumun yanında, zûlmedenin karşısında durmayı kendisine şiar edindi. Bu durum, siyasi görüşlerinin ve yaşam felsefesinin şekillenmesini de sağladı…

“Halka kim zulmediyorsa, etmişse, halkı kim eziyor, ezmişse, onu kim sömürmüş, sömürüyorsa, feodalite mi, burjuvazi mi… Halkın mutluluğunun önüne kim geçiyorsa ben, sanatımla ve bütün hayatımla onun karşısındayım.”

Yaşar Kemal, eserlerinde edebi açıdan sahip olduğu diğer üstün nitelikleri yanında yalın dili ve güçlü tasvir yeteneği ile ön plana çıktı. Çoğunlukla yaşanmış olaylara dayandırdığı öykü ve romanlarındaki çevre ve insan tasvirleri ile yerli-yabancı tüm okuyucularını mest etti. Okuyucuların kendilerini daima olayın içinde ve kahramanlarının arasında hissetmelerini sağladı. Çukurova köylüsünün ağalığa karşı verdiği mücadeleyi konu alan ve kırktan fazla dile çevrilerek basılan “İnce Memed” adlı romanındaki çevre tasvirlerinde bu sivrilişi açıkça görmek mümkündür. Okur ve düşünürsünüz; ” bir coğrafya kitabı dahi Çukurova’yı bu denli başarıyla anlatabilir miydi?” diye…

“Toros dağlarının etekleri ta Akdenizden başlar. Kıyıları döven ak köpüklerden sonra doruklara doğru yavaş yavaş yükselir. Akdenizin üstünde daima, top top ak bulutlar salınır. Kıyılar dümdüz, cilalanmış gibi düz killi topraklardır. Killi toprak et gibidir. Bu kıyılar saatlerce içe kadar deniz kokar, tuz kokar. Tuz keskindir. Düz, killi, sürülmüş topraklardan sonra Çukurovanın bükleri başlar. Örülmüşçesine sık çalılar, kamışlar, böğürtlenler, yaban asmaları, sazlarla kaplı, koyu yeşil, ucu bucağı belirsiz alanlardır bunlar. Karanlık bir ormandan daha yabani, daha karanlık!

Biraz daha içeri, bir taraftan Anavarzaya, bir taraftan Osmaniyeyi geçip İslahiyeye gidilecek olursa geniş bataklıklara varılır. Bataklıklar yaz aylarında fıkır fıkır kaynar. Kirli, pistir. Kokudan yanına yaklaşılmaz. Çürümüş saz, çürümüş ot, ağaç, kamış, çürümüş toprak kokar. Kışınsa duru, pırıl pırıl, taşkın bir sudur. Yazın otlardan, sazlardan suyun yüzü gözükmez. Kışınsa çarşaf gibi açılır. Bataklıklar geçildikten sonra, tekrar sürülmüş tarlalara gelinir. Toprak yağlı, ışıl ışıldır. Bire kırk, bire elli vermeye hazırlanmıştır. Sıcacık, yumuşaktır.

Üstleri ağır kokulu mersin ağaçlarıyla kaplı tepeler geçildikten sonradır ki, kayalar birdenbire başlar. İnsan birden ürker. Kayalarla birlikte çam ağaçları da başlar. Çamların birer billur pırıltısındaki sakızları buralarda toprağa sızar, ilk çamlar geçildikten sonra, gene düzlüklere varılır. Bu düzlükler boz topraktır. Verimsiz, kıraç… Buralardan Torosun karlı dorukları yanındaymış, elini uzatsan tutacakmışsın gibi gözükür.”

– Toroslara gelen baharı siz olsanız nasıl tariflerdiniz? Bakınız! O, “Yılanı Öldürseler” adlı eserinde nasıl tariflemiş;

“Ilık yeller esti. Güneş düzlükleri, dağları, koyakları doldurdu. Bütün yaratıklar uyandılar yuvalarından dışarıya çıktılar, tembel, uyuşuk, mest ılık güneşin altına serildiler. Çiğdem çiçekleri sapsarı tomurcuklarının ucuyla toprağı yardı. Birkaç sabah sonra da açılarak, toprağın yüzüne yayıldılar. Çalı diplerinde ince yeşil sapları üstünde boyunları bükülmüş mor menekşeler gözüktü. Kokuları, inceden inceye koyaklarda esti. Sümbüller kayalıkları yardılar, mavi bir bulut gibi ortalığa çöktüler. Yabangülleri açtı. Derken çimenlerle birlikte öteki çiçekler, bitkiler de bir göz açıp kapayıncaya kadar topraktan fışkırdı. Güneş ilk olaraktan doğuyorcasına, ıslak, terü taze dağların doruğunda açıldı. Binbir koku güneyden, kuzeyden, doğudan, batıdan geldi. Büyük, yaldızlı kelebekler, kırmızı, yeşil benekli, saydam kanatlı arılar, karıncalar, kurtlar, tilkiler, ayılar, böcekler, sansarlar, kirpiler sarhoş oldular kokulardan, yollara bellerle saldırdılar. Kartallar, şahinler, öteki yırtıcı kuşlar, güvercinler, sarıasmalar, ibibikler, üveyikler yalpalayarak, çığlık çığlığa gökyüzünde kayarak, süzülerek, takla atarak, kendilerinden geçerek dolaştılar. Toprak, doğurganlığının en cömert günlerini gerinerek, mest olarak yaşıyordu.”

Türk Edebiyatının usta kalemi Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015 Tarihinde (ne yazık! baharın ilk gününe eremeden) ardında 30’un üzerinde roman ve hikaye, 10 Deneme-Derleme, 1 Şiir Kitabı ve 1 Çeviri bırakarak hayata gözlerini yumdu.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir