Ve sana Ahmet abi

by • 1 Temmuz 2014 • Öykü, RıhtımYorumlar (1)1483

“Ahmet Abi, güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.”

Sokakta her gün yanından geçtiğimiz insanlardan hiçbir farkı yoktu aslında… İştahla kahvaltı ederken kafamı kaldırdım ve göz göze geldik. Yorgun yeşil gözlerinde erken bir tebessüm beliriverdi. Üzerindeki eski gömleğini düzeltmeye uğraşırken bir yandan da elindeki birkaç tesbihi satmaya çalışıyordu. Tam da kahvaltı faslındayken, üstelik sigaramı yeni yakmışken… Ne gereği vardı şimdi…

Bugün doyasıya uyuyacaktım sözde. Hafta sonu her şeyden ve herkesten uzakta birkaç saatlik keyif yapacaktım… Sabah içeri giren güneş uyumama fırsat vermemiş, yine erkenden uyanmıştım. En azından bugün tıraş olmayacak olmamın rahatlığıyla kendimi Kazancı yokuşundan aşağıya sallayıvermiştim. Yorgunluğuma anlam yüklemeye çalışırken baktım olacak gibi değil merdivenlere oturup bir sigara yaktım. Ne çok sıkıntı vardı. İçinden çıkamadığım tonla dert…

Birden midemin kazındığını hissettim. Mis gibi bir kahvaltı sofrası İstanbul gibi iyi gelecekti bana… Uzun bir yürüyüşün ardından bu hayali gerçekleştirmenin rahatlığıyla  bir bardak demli çayım, gazetem ve sigaramla keyifleniyordum…

“Tesbih alır mısınız?” dedi masamın yanında beliriveren sesin sahibi. Teşekkür edip “uzatma” dercesine kafamı kaldırdım. O anda göz göze geldik. Beş dakika içinde karşılıklı koyu bir sohbete dalmış çay içiyorduk.

– Ben cahilim beyim okumam da yoktur. Bir vakit kadar önce kağıtlara imza attım. Devlet baba yalnız bırakmaz bizleri diyerekten… Yardım yapacaklar diye ne sevindiydim. Felçli bir anam var, dört yaşında da bir kızım. Hatun öldüğünden beri iyicene perişandık. Kirayı altı ay var ödeyemediydim. Yakında evden de çıkartırlar… Derken bir gün eve geldim kapının önü kıyamet yeri. Attım kendimi içeri can havliyle. Anamla kızımı götürüyorlar. Karşı çıkacak oldum polisler ellerimi kelepçelediler, attıkları gibi arabaya doğru karakola… Ertesi gün çıktım, belime komşunun kuru sıkı silahını aldım. Belediye başkanına çıktım. Yanıma yaklaşan güvenliğe de silahı gösteriyorum. Neyse girdik içeri. Baba adammış bir çay ikram etti oturttu beni: “Bak oğlum dedi sen çok mağdursun anladım ama bir delilik yapma. Al burada götürüldükleri yerin adresi, telefon numarası; huzur evine götürmüşler. Onlara orada çok iyi bakarlar. İstediğin zaman da gider görürsün.” dedi. Ayda bir gidip görüyorum. Ağbi Allah seni inandırsın gittim gördüm. Kızımı tanıyamadım, giydirmişler tertemiz. Anam da çok iyiydi. Devlette devletmiş ha… Çok uzaktalar buraya, sabaha kadar yol geldim yayan. Çok zor be ağbi…

Tutamadığı gözyaşlarını silerken çayından da bir yudum alıyordu. En fazla kırkında olan bu güzel adamın gözlerinde oluşan derin çizgiler gitgide artıyordu… Sattığı tesbihlerden alıyor, eline biraz para sıkıştırıyordum. İkimiz de utanıyoruz. Bakamıyorum gözlerine…

“Çakmak da satıyorum ben.” diyor anlattıkça anlatıyor…

Masadan kalkarken bin defa teşekkür ediyor. Ama teşekkür para için değil. Ona son kez bakarken korkunç bir utanma hissiyle sarsılıyorum. Uzaktan el sallıyor. Ve o yeşil gözlerindeki hüzünle tebessüm ederek “Tesbih almak ister misiniz” diyor yeniden. Ve kendini umursamayan bakışlara aldırmadan kendi yolunda kayboluveriyor.

Önümde muhteşem bir İstanbul manzarası ve hiç bitmeyen bir yol…

Tüm gün amaçsızca yürürken tüm yollar aynı geliyor…

Akşam karanlığında penceremden yayılan sigara dumanının arkasında ne İstanbul ne ben…

Neredesin be Ahmet abi…

Pin It

İlgili Konular

Ve sana Ahmet abi için bir yorum var.

  1. DENİZ dedi ki:

    Merhamet masum olduğu için, her kalbe misafir olmaz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir