Umudun Fırtınası

by • 9 Nisan 2017 • DemlikYorumlar (0)226

Uzun parmaklı ellerimi tıpkı bu şehir gibi gri olan paltomun cebine saklayıp yürümeye çalışırken, hüzün rengine bürünmüş yapraklar sanki birer tokat gibi solgun benzime çarpıyor. Rüzgârın beni sağa sola savurmasından endişeleniyorum. Ah be Ankara, betondan, sunilikten, en çok da kömür kokundan bir şey kaybetmiyorsun. Sokağı adımlarken bir ileri iki geri gidiyorum, bir türlü eve varamıyorum. Gençliğimdi, adımladığım ayaz sokaklarında. Aradıklarım ve sanki bulamadıklarım var sende. Herkes aynı gibi sende tabii ama çok da sular geçmiş üzerinden be Ankara. Bensiz geçirdiğin kışlar, beni sana el etmiş gibi. Ama şimdi sarılırken gri paltoma tıpkı senin gibi, beni savuruyorsun ara yollarına. Yollar uzuyor, her esinti bir öncekini katlayıp ayaklarımı kesiyor yerden ve fırlatıyor çatılara. İnsanlarını bilmediğim evlerin damındayım.

Saçımı başımı toparladım derken başka bir sokakta yolumu ararken buluveriyorum kendimi. Eve varamayışım keskinleştiriyor bakışımı, öfkemi biliyor adeta. Dönüp duruyorum yapraklardan oluşmuş halkanın ortasında. Döndükçe başım gri paltom sıyrılıyor vücudumdan. Geçtiğimiz bayram yine hafif rüzgârlı bir günde aldığım beyaz kazağım. Umut yazıyor önünde. Sokuluyorum, kayboluyorum içinde. Soluk soluğa kalıyorum. Ellerimi birleştirip üzerinde başımı yaslıyorum. Daha evvel kızdıklarım, kırdıklarım, kırılganlıklarım. Sesim çatallaşıyor; bağırmışım belli ki. Hepsi aklımdan geçiyor. Bırakıveriyorum yere savrulsunlar diye. İsimleri çıkar hayatından diyorum. Adsız olsunlar, namsız olsunlar. Suçlayacak kalp arama. Sen suça bak. Suçu oluşturan durumu savur fırtınaya. Suçlu gördüğüne sarıl. Arındır onu. Suç işleyen olma. Bir tutam deniz getir, meltem ol ve üfle yüreklere, tasalanma.

Haydi, toparlan biraz. Gri palton varsın düşsün birinin gri bacasından. Sen bayramlık kazağınla gir şu eve soğuktan çatlamış dudaklarınla. Edecek kelam bulunur. Ne de olsa uzun yoldan geldin. Ankara’nın soğuğunda kalana sıcak bir çay veren olur. Çözülür dili kazağın. Sen sussan da o anlatır. Maviyi tutuşturur kömür karası olmuş ellere. Gördüğün şehirlerin çocuklarından bahset mesela. Bir balona nasıl da bütün gün bakıp bakıp güldüğünü ya da eşeğine binmeye kıyamayan amcayı anlat. Seksen yıl yürümüş o patikayı da. Sabah bindiyse sırtına, akşamına semerini o taşımış. Gölgesinde her öğlen uyuduğu için ceviz ağacına ‘kıymetlim’ diyen teyzeden bahset mesela. Balkonlarından birbirine seslenen insanlardan, çay var gel diye davetkâr cümleler kuranların hala var olduklarından anlat. Fırtınalar bilmediğimiz sokaklara attığında bizi hala iyi insanların olabileceğinden anlat. Mutlaka dinleyen olacaktır. Ama mutlaka.

Yazan: Özlem Doğan Parlak

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir