Uçurtma’nın Kuyruğu

by • 9 Nisan 2014 • TiyatroYorumlar (0)2346

Savaş Dinçel’in yazdığı ve yönettiği, vefatından önceki son oyunu olan bu eser gelenekselleştirilmeye çalışılmaktadır. Geçmişten günümüze kadar Şehir Tiyatroları’nda Savaş Dinçel’in yönetmenliğinde, Ankara Devlet Tiyatroları’nda Hakan Çimenser’in yönetmenliğinde sergilenen bu oyun, son kez 1 Nisan 2007 yılında Savaş Dinçel’in vefat gününde sergilenmiştir. Çok yakın dostu olan Müjdat Gezen kendi okulunda onun için yaptırdığı tiyatro sahnesinin açılışını bu oyunla yapmıştır. İlker Ayrık ve Aykut Taşkın’ın oynadığı bu oyun Savaş Dinçel’i yaşatmanın en güzel yoluydu. Kendilerine Savaş Dinçel Sahnesi Oyuncuları demişlerdir.

Oyun her sahnelenişinde, seyirciler salonları her dolduruşunda Savaş Dinçel yeniden can bulacaktı. İlker Ayrık ve Aykut Taşkın’ın “hayat boyu oynayacağız” dediği bu oyun, kurucuları oldukları Pervasız Tiyatro Topluluğu‘nun da vazgeçilmez oyunu oldu.

Hayat koşturmacasında; doğduğumuz ailenin özelliklerinin, bize öğrettiklerinin, toplumda birer yansıması oluruz. Ailesi tarafından disiplinle yetiştirilen, içine kapanıp, sokaklardan, arkadaşlıklardan yabancılaşmış bir çocuğun babası ölünce verdiği bir karar üzerine oynanan bu oyun kendimizi ve geleceğimizi sorgulamaya itecek bizi.

Hayatı boyunca babasının çizdiği yolda ilerleyen, o yoldan başka bir yol bilmeyen çocuk babasızlığa düşünce çaresiz kalır ve işte o an kendi hayatını yaşamaya başlar. Karşısına çıkan beklenmedik kişi adeta bir iç ses gibi ona karar vermeyi, düşünmeyi, kendi hayatını yaşayabilmeyi öğretir.

Yapmacıklıktan uzak, oldukça bizden bir oyun olan “Uçurtmanın Kuyruğu” hepimizin hayatından birçok sahne içeriyor. İzlerken gözlerimizden dudaklarımızdan gülücükler dökülse de aslında yaptığımız, maruz kaldığımız birçok yanlışı gün yüzüne çıkartacak.

Zaman, tutmuş kolumuzdan, bizi yaşlandıra yaşlandıra oraya buraya sürüklüyor; arabanın camından dışarıyı izler gibi, görmeden öylesine bakıyoruz çevreye: yaşamıyoruz. Hop dur bakalım ne oluyor diye çıkışıyoruz, yine de zaman bırakmıyor kolumuzu. Bir anlaşma yapıyoruz ‘zaman sen yine götür beni ileri doğru fakat bırak da yaşaya yaşaya  göre göre geçelim şuradan’.

Artık bizi arkasından sürükleyen bir zaman yok, geçen yıllarla el ele tutuşmuş kendi hayatımızı dilediğimiz gibi yaşıyoruz.
Bırak onun bunun ne söylediğini ne direttiğini
Her şeyi yaşa zamanında kendi kararlarınla
Kendi ayaklarının üstünde dur
Kimsenin bastonunu isteme
Gerekirse kendi bastonunu kendin yap
Kendin ol.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir