Tebessüm

by • 12 Ekim 2014 • DemlikYorumlar (0)1575

Yüzümü çevirmiştim, içimi yakan gözlerini görmemek için. Derin bir nefes aldım ve çıktım odadan. Sanki bütün olanları unutmak mümkünmüş gibi bu eşikten geçip gidince. Kapıyı sertçe kapattım, kalbimi de aynı şekilde ona kapatabilmek dileğiyle. Neden böyle olmuştu hala düşünürüm ara ara. Oysa nasıl da güzel başlamıştı her şey. En azından ben öyle olduğunu sanmıştım, her gün heyecanla…

Çıkardım evden otobüse bindiğimde kalbim pırpır ederdi belki o da biner diye. Gıcırtılar çıkaran  kapı her açıldığında ister istemez bakardım o mu diye. Çoğu zaman o olmazdı. Yine de beklerdim işte. Garip… Belki birkaç saniye daha uzun bakabilirim yüzüne diye düşünüp amfiye ondan önce gelmeye çalışırdım her gün. Bazen gelirdim de gözüm kapıda beklerdim. Bazen sinir olduğum “tüm dünya benim avucumda” tavrıyla içeri girer,  yerine otururdu. Tam da çaprazıma. Başlarda mutlu olurdum oraya oturmasına. Kaçak bakışlar için çok uygundu çünkü. Bazen onun da belli etmeden bana baktığını fark ederdim. Kalbim boğazıma yükselirdi sanki. Kalem tutamazdım. Ellerimi titretirdi bu ufacık bakış.

Onlarca gün gözüm yollarda otobüste onu beklemiştim. Sonunda bir gün kulak kanatacak kadar gıcırtılı bir sesle kapı açıldı. Kapıdan geçti, sonraki iki basamağı çıkarken onu görünce sanki şu hayattaki bütün emellerime ulaşmışım gibi hissettim. Oysa ne olmuştu ki? Dünyadaki milyarlarca insandan herhangi biri herhangi bir günde benimle aynı otobüse binmişti. Hiç… Otobüsten indikten sonra gösterişli sarı binaya girmek için konuşmadan yan yana merdivenlerden çıkmaya başladık. Tam giriş kapısına gelmiştik ki başını hafifçe sola çevirdi yüzünde bir tebessümle bana baktı, hızlandı, yürümeye devam etti. Bense yavaşlatmıştım adımlarımı. Anlamaya çalışıyordum. Bu tebessüm neye alametti? Aslında en başından beri her şeyin farkında olduğum gibi bunun anlamını da biliyordum. Biliyordum ama kendime itiraf edemiyordum bir türlü. Zor oluyor çünkü insanın kendisine itiraflarda bulunması. Kendi hayal dünyamda yaşamayı tercih ettim yine. Günlerce kafamda kurdum durdum. Belli ki onun da bana ilgisi vardı. Ama hayat bu ya; yavaş yavaş gerçekler yüzüme çarpmaya başladı. Ben nasıl her gün heyecanla onu bekleyip, her fırsatta ona bakmaya çalışıyorsam; o da bir başkası için aynı şeyleri yapıyordu. içten içe kızmaya başlıyordum, ‘oh olsun’ diyordum içimden ona, ‘sen de benim gibi acı çek’. Ama sonra geçiyordu. Hep aynı kısır döngü.

Haftalarca kendimi vazgeçirmeye çalıştım. Bazen düşünürdüm. Şimdi gelse elimi tutsa ne derim, ne yaparım? Bir yanım hala ‘uzat elini çok bekledin onu’ derken diğer yanım ‘ne çabuk unuttun kapıdaki o alaycı gülümsemeyi!’ diye sinirleniyordu. Kendimi avutuyordum “artık umurumda değil, varlığını fark etmiyorum” diye. Külliyen yalan tabii. Sonunda benim yapamadığımı o yaptı ve onu beklemeyi bıraktı. Bense hala onu bekliyordum. Küçük mavi duvarlı o odaya girdiğimde önünde bir dosya elinde kağıtlar oturuyordu. İçeri girdiğimde başını kaldırıp baktı bir an. Afallamıştım. Sonra yüzünde yine o alaycı gülüş belirdi. Demek ki hiç ders almamıştı kendi yaşadıklarından. Ah o lanet iyimser saftirik tarafım yine başlamıştı konuşmaya ‘bak,  gülümsedi yine sana’. Ne düşündüm neden yaptım bilmem; döndüm ve çıktım odadan  içimi kanatan hayal kırıklığıyla.

Aklımda hep aynı düşünceler ‘keşke hiç açmasaydım o kapıyı da, kalbimi de…’

Yazan: Kübra Çiçek

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir