Tan

by • 10 Nisan 2016 • Öykü, RıhtımYorumlar (2)885

“Bana Tan adını verenler utansınlar. Bir kaç kuru dalı mekân bellemiş, üç beş çeşit yiyecekle ömrünün sonunu bekleyen ve vedalaşmak için etrafında kimseyi bulamayan birisini Tan adı verilmemeli… Aslında bir isme bile ihtiyacım yok. Sizler gibi evcil değilim” diyerek ağacın dibinde top oynayan çocuklara doğru seslendi Tan. İnsanoğlunun kulaklarında gürültüden farklı bir şey belirmediği için, çocuklar oyunlarına devam etti.

“Sana diyorum” diye haykırdı Tan ve ekledi “sabah geldin ne güzel besledin beni. Şimdi neden arkadaşlarına vuruyorsun? Güzelce oyununuzu oynasanıza! Sana diyorum, sana! Tombalak! Ah, şu insanoğlu yok mu”

Tan

Fotoğraf: Neslihan Öncel

Çocuklar, oynadıkları oyunda bir anlaşmaya varamadıkları için sessizce herkes farklı bir köşeye çekildi. Tan, olan biteni dikkatle izliyordu. Tombalak çocuk bir arkadaşını ağlatmış olmasına rağmen, hiç oralı olmadan, gazozunu içmeye başladı. Tan bu çocuğa sinirlendi fakat yapacak bir şey yoktu, sabahları simidini paylaşan bu çocuğun sahibi Tan olamazdı ya! Tan, hiç kimsenin ya da hiçbir şeyi sahibi olamazdı. O da insanlar gibi sadece düşsel olarak sahiplenir, bir şekilde gerçekte sahip olmadığını öğrendiğinde ise hayal kırıklığı yaşardı. Fazlaca kırığa sahip Tan, artık hiç kimseyi sahiplenmiyordu.

Tan, durduğu daldan aşağı süzülerek, tombalak çocuğa yaklaştı. “Bana kalmadı bu dünyanın çilesini çekmek ama arkadaşlarını üzmemen gerek” diye uyardı tombalak çocuğu. Çocuk büyük bir heyecanla ayağa kalktı ve “Tan gelmiş! Hoş geldin, Tan! Ne kadar da güzel ötüyorsun, karnın mı acıktı” diyerek kollarını açtı.

Tan, tombalak çocuğun etrafında dönerken, söylediklerinden hiçbir şey anlamadığını bildiği bu insanoğluna nasıl ders vermesi gerektiğini düşündü. Bir müddet döndükten sonra dayak yiyen çocuğun yanına konunca, tombalak çocuk delirdi “uzak dur ondan, Tan! Küfür ediyor o! Senin canını yakabilir”

Tan, insanoğlunun konuşmalarını sadece garip haykırışlar olarak algıladığı için, çocuğa dikkatini vermeden durmaya devam etti. Dayak yiyen çocuk, içindeki öfkeyi yönlendirerek kontrol etmek için, Tan’a türlü kötülükler yapmayı düşünmeye başlamıştı bile! Yoksa durduk yere, bir kuşa bakıp da hem sırıtıp hem ağzının suyunu tutamayan bir çocuk, akışkan dinamiği üzerine detaylıca düşünüyor olamazdı ya…

Tombalak çocuk hemen yakınındaki topu Tan’a doğru hızla fırlatınca, Tan hemen havalandı ve “aklını mı yitirdin sen” diye haykırdı. Tan çok sinirlenmişti çünkü bu tombalak çocuğun neden herkese zarar verdiğine bir anlam getiremiyordu.

Tombalak çocuk arkadaşını pataklamaya tekrardan başlamıştı, demek ki kimse şiddetin bir eğitim ve öğretim aracı olmadığını kendisine benimsettirememişti. Tan ise yukarıdan izlemeye devam etti…

Tan insanoğlu hakkında düşünmemeye karar verdi. İncecik bir kuru dalın en ucuna kadar gitti ve bakabildiği kadar uzaklara bakmaya başladı. Gördüklerinin ne olduklarını anlamamak için sürekli daha uzaklara baktı…

Eskiden öterdi Tan. Şarkılar söylerdi… Bu aralar pek bir suskun ve selam bile vermez oldu…

Pin It

İlgili Konular

Tan için 2 yorum var.

  1. Fatma Hanım,

    Edwin Bliss’in yaptığı bir önermeyi akıllara getiriyor yorumunuz. “Dün, karşılıksız bir çektir:onu unutun. Yarın, bir senettir: ona fazla güvenmeyin.Bugün, sahip olduğunuz nakittir, Onu kullanın!”

    Sanırım, gençlerimizin “nakit sıkıntısı” olduğunu düşündürecek bir hayat koşulları çevreliyor bizleri. Karşılıksız çekler fazlasıyla göz boyuyor, senetler ise biraz umut vadediyor.

    Herkesin nakdini değerlendirebileceği günler dinlerim 🙂

  2. Fatma hanımefendi dedi ki:

    Insanız insanlığın gereği olarak daima kendinize zahmet çıkarıyoruz Elimizde olan bizim için yokmuş gibi başkasının elindeki bizim özlemimiz düşünemiyoruz elimizde olanın bir başkasının özlemi olduğunu düşünemediğimiz için üzülüyoruz Bir gün bir gün bunu fark ediyoruz ama Yaşımız kırkı geçmiş oluyor düşünüyoruz Ne yapabiliriz diye avucumuzdan döktüğümüz bizim olanları fark etmeye başlıyoruz toparlayayım istiyoruz ama nafile yere dökülmüş toprağa karışmış açıklayamayacağım üzüntüler içinde kalan zamanımızı geçiriyoruz hayıflanıyoruz Keşke genç olsaydım ama biliyoruz ki genç olsaydık aynı hatayı tekrar yapacaktık gençlere tavsiye veriyoruz ama onlar da bizimle aynı hatayı yapmakta çok iddialı görünüyorlar oy aramıyoruz hayat bu şekilde akıp gidiyor biz sadece arkasından bakıyoruz Keşke tutabilseydim Keşke elimden yere saçma saydım Keşke parmaklarımı kapatıp avucumda yakalasaydı yakalayabilseydim ama…..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir