Bir Uçmak Tiradı

Yeniden doğmamı bekliyor, ant olsun ki doğmayacağım! Kuru dallar, ateş, tüylerim, bitmek üzere olan ömrüm… Neden aynı çirkinlikleri bir kez daha göreyim? Dostum Garuda’nın zamanı olmamış, uzun yoldan gelememiş, derme çatma cümleleri varmış -ki içinde uçmalarımızı barındıran- diyememiş bana. Şu gökyüzünden…

Şanssız Bir Şairin Şiiri

Salıverilmemiş ünlemli sözcüklerim Bilahare kopuyor teker teker zincirler Soğukların ortasında temmuz gibiyim Ağlamaya kalksam taşar mı denizler? Bir kahve daha koyuyorum şarabın inadına Yaşanmıyor yaşanmamış bütün aşklarım Ne Semerkant’ta, ne Bağdat’ta. Bilinse boş geçilmez önümden Her geçen bir hançer saplayıverir…

Dahası Sevmelerin

İnsanların kendi gürültülerinde, Son ses çalan şarkımı duymamalarını seviyorum Balkonda üflemeyi çirkinlikleri Deliresiye sarhoş olmayı Yitmeyi Kalem ve kağıt olmadan şiir yazamamamı seviyorum Ve en çok da insanların, yazdığım şiirleri duymamalarını seviyorum Susmasından kalemimin Küsmesinden şarkılarımın Kirlenmesinden duygularımın Korktuğum kadar…

Ve Hezeyan!

I. Hür kuşlar prangalandı altın kafeslere. Kaybolmuş bütün sigara dumanları Hepsi içimde, Yakmakta hasretinle birlikte. Hades’e sordum söylemedi nerden geldiğini bu korun. Mitolojik kayıtlarda geçmiyordu Sabıkam yoktu oralarda biliyordum. Tek sabıkam sendeydi; kayıpları oynuyordum. Kimsenin izlemediği, reytingi düşük, Basit gelirli…

Bildiri

yokluğumu bildirmek istiyorum saatin bu sabahında kuşlar dert yanmasın bana özellikle için için ağlar iken keşişi görürseniz vurun alnından ki o da ağlayabilsin kendi haline her şey fırsatlar dahilinde yok olmak da var işin içinde var olup acı çektirmek de dinle…

Özgürlük Bilinmezi

Tek engel özgür olamayışımızmış gibi, hep bir özlem içindeyiz şu kuşlara. Bakıp da her şeyi bir kenara bırakınca; özlemimizin “bilinmezlere” olduğunu bulabildim. Sorun bilinmezdeydi, bilinmezlikler de özgürlükte. Yani bu kadar özgür olsak da yine bir engel bulurduk derinlerde.

Benli Kalem

Kainat koymuşlar hançereme Genişledikçe genişliyor terliyorum. Teorin var mı bu konuda sevgilim Atlar ölüyor, kuşlar ölüyor, ben ölüyorum. Sızıyorum Süleyman’ın asasından Bir kurt kemiriyor içimi gıdıklanıyorum Kudüs bitti mi? Öyleyse tamam. Süleyman düşüyor, ben düşüyorum. Sonra, hasret şirk koşuyor varlığına…

Ağlama

Sen ağlarsan kuşlar ölür, ağlama. Ekolojik bir buhran çöker üstümüze, Bu rıhtımdan tirenler kalkmaz mesela Ağlar annesinin sütten kesmediği çocuklar Fırtınalar kopar fırlarız sokağa Ne zaman bir fırtına çıksa Alıp götürsün diye yalvarmıştık biz OZ’un o muhteşem diyarına. Ardına cadılar…

Geceye Hayret

Geceye hayret ederken kuşları unuttuk. Ağladık olmadık bir yerinde şarkının Ne dense boştur kaybedilmiş dermanlar için Hükümsüzdür bulanlar camiye teslim etsin. Evet şimdi dinleyebilir sağırlar Körler bakmasın utanıveririm. Seher vakti kaybedip koşarım Miş’li geçmiş zamanlardan, Baş aşağı salın ki çabuk…

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDER

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Ocak 2019’a kadar gönderebilirsiniz.

39. Sayı için tema: “Tekerrür”
demlik@rihtimdergi.com

Detaylı bilgi için tıklayınız.