Edebi

Sustuklarımız

Yorganı kafama çektiğimde annem gelir, baş ucuma otururdu. Onun buğday teni, sarı ışığın altında parlarken ben, zar zor nefes aldığım karanlıkta “Biraz daha! Biraz daha!” diyerek zamanı uzatmaya çabalardım. Her defasında “ya bir daha karanlığa gizlediğim kesik nefeslerimi duyamazsa” diye bir korku gelir, otururdu yüreğime. Sonra ben, anne derdim, konuşmaya başlardık:

“Anne!”
“Efendim kızım.”
“Rüyalarımda kötü şeyler oluyor.”
“Ne oluyor?”
“Biri düşüyor anne. Çok yüksek bir yerden hem de. Düşmeden önce ölmüş biri. Gözlerinde koyu beyaz bir perde var. Oradan anlıyorum zaten ölü olduğunu. Sonra bir şey oluyor. O, daha düşmeden bacaklarımdaki tüm kemikler kırılıyor. Kaçamıyorum anne! Üstüme düşüyor. Kemiklerim, o üstüme düşebilsin diye kırılıyor sanki. O, düşebilmek için zaten ölmüş biri oluyor. Biliyorum. Olabilecek her şey zamanından önce oluyor. Ölü düşen, düşmeden önce, kemiklerim kırılıyor. –mek’ler, -mak’lar boşuna bir uğraşa dönüşüyor. Ne dersin anne, sence neden bu kâbusu görüyorum?”
“…”
“Ölüler, ölülerin olduğu uykulardan konuşmayı sevmedikleri için mi susuyorsun?”
“…”
“Anne?”

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDERME

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Kasım’a kadar gönderebilirsiniz.

38. Sayı için tema: “Zam-an”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.