Sümbülde Lale

by • 11 Haziran 2017 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)333

Yurt dışından gelip, vatanıma kavuşmanın özlemiyle ilk bulduğum eve taşınmış, biraz zorlansam da zamanla alışmıştım. Merdivenlerde selamlaştığım, adını bile bilmediği insanların evime ellerinde tabaklarla geliyor olması sağlamıştı bunu belki de.

Yalnız olmak genelde iyidir ama bir kahve bile sohbeti olmadan çekilmezdi. Konuştukça farklı hayatların aynı duyguları yaşadığını anladım.

Beş katlı, her katında tek bir daire bulunan, asansörsüz ve bakımsız bir binaydı burası. Sümbül apartmanına ilk geldiğimde, bu viranede ne yapacağımı düşünürken, satın aldığım daireyi kendime göre tasarlayabilmiştim. Kısa bir yalnızlıktan sonra, çalan kapının sesiyle yalnızlığım sona erdi. Elinde bir tabak sarmayla üçüncü katta oturduğunu öğrendiğim Ayşe adında bir kadın çıkageldi. Bunu hemen kapıda dile getirmişti.

“Merhaba, ben Ayşe. Üçüncü katta oturuyorum. Bakıyorum da yaşın benden biraz küçük. Neyse önemli değil, sen bana abla dersin. Ne de olsa artık komşuyuz. ‘Hayırlı olsun demeye geldim.

Elime tabağı tutuşturup izin istemeden içeri girmesinden pek girişken bir kadın olduğunu anlamıştım. Açıkçası çok dert ettiğim bir konu değildi ve etrafımdaki bilinmezlerin ortadan kalkması için yardımcı bile oldu diyebilirim. Daha tamamlanmamış salonda kendine bir yer bulup oturan Ayşe abla hiç susmadan seri bir şekilde anlatmaya devam ediyordu. Anladığım kadarıyla üç sene önce eşinden boşanmış ve buraya taşınmış. Çocuğu olmadığı için çok şanslıymış. Olsaymış çok daha zor olurmuş, çalışamazmış.

Ne iş yaptığını sordum, sesim çıktığı kadar.

Temizliğe gidermiş. Belki de beni potansiyel bir müşteri gibi görüyordur diye düşündüm. Temizliğe gidip para kazanan bir kadına göre fazla süslü ve pahalı kıyafetler giyiyordu. Belki de özel günlerde giydiği tek kıyafetidir diye düşündüm.

Binada tanınan biri olmadığım halde, kapının tekrar çalıyor olması bu durumun hep böyle gitmeyeceğinin, yalnızlığı rüyalarımda göreceğimin belirtisiydi. Karşımda otuzlu yaşlarda elinde bir saksı çiçekle iyi giyimli ve oldukça mülayim olduğunu hissettiğim bir adam olduğunu görünce, binadaki komşularımdan biri olduğunu anlamam uzun sürmedi. Adının Asım olduğunu öğrendiğim bu beyefendi daha önce hiç evlenmemiş. Bunu, bana yürüyormuş gibi değil de başka bir nedenden dolayı söylediği izlenimine kapıldım. Ayşe ablanın aksine izin isteyip içeri girdikten sonra, birbirini tanıyan bu insanların arasında bir yabancı gibi olmak hoş bir duygu sayılmazdı. Bundan kaçış olmadığını anladığımda, karşılarına geçip kendimi tanıtma ihtiyacı hissettim.

“Adım Maya. Daha toparlanamadım kusura bakmayın. Haberim olsaydı bir şeyler hazırlardım. Ayşe Abla bu anı bekliyormuş gibi hemen söz aldı.

“Hiç önemli değil Mayacığım. Zaten biz komşularla sözleştik. Birazdan diğerleri de gelir. Binaya taşınan herkes birbirini tanır, burası bir aile apartmanı gibidir ve kimin bir derdi olsa şıp diye çözülür.”

“Şıp” derken parmaklarını gürültüyle şaklatması, aynı anda aynı sesi diliyle yapmış olması tuhaf gelmişti. İlginç bir kadındı doğrusu.

Yavaş yavaş birkaç kişi daha elleri kolları dolu geldi ve sözleştikleri her hallerinden belli olan bu insanları dinlerken her biri kendinden bahsedip duruyordu. Tek biri dışında. Adının Lale olduğunu öğrendiğim bir kadındı bu.

Nilgün adındaki kadın içimi okurmuş gibi bana bakarak daha önce nerede oturduğumu sorduğunda, tüm gözlerin üzerime çevrilmiş olduğu ve ortamın sessizleştiğini fark ettim.

Ya kendimden bahsedecek ya da hepsi birden bana bakarlarken ağlamaya başlayıp yeni hayatımdan gitmelerini isteyecektim. İlkini yapmak daha mantıklı olacaktı.

Londra’dan geldiğimi, burada kimseyi tanımadığımı, yeni bir hayat kurmak için burada olduğumu, henüz çalışmadığımı ama mesleğimin editörlük olduğunu ve otuz üç yaşında olduğum bilgisini paylaştım. Sanırım bu bilgiler onlar için yeterliydi, bu yüzden çok fazla üzerime gelmediler.

Adının Lale olduğunu öğrendiğim evli ve hamile, içine kapanık, aynı zamanda içlerinde en eğitimli olanı dikkatimi çekmişti. Yüzündeki hüzün tam olarak anlaşılıyor, mutsuzluğu onu ele veriyordu. Herkes veda edip giderken, Lale’nin hikâyesini merak edip biraz daha kalmasını istedim. İşte o zaman ilişkiye dair bazı şeylerin sevgiyle çözülemeyeceğini, iki gönül bir olduğunda samanlığın seyran olmayacağını anlamıştım.

Lale, kocası Demir’i çok sevmiş, evlendiklerinde de kocasının yaptığı kıskançlıkların zamanla geçeceğine inanmış. İlk zamanlarda köprüyü geçene kadar Demir’in onu gerçekten sevdiğini ve ilgi gösterdiğini, bu yüzden şehir dışındaki ailesini bile çok fazla aramadığını, tamamen ona yettiğini anlattı. Fakat zaman içinde, Demir’in doğulu olmasının da etkisiyle, resmen Lale’yi bir fanus içinde yaşatıp hiçbir yere gitmesine ve yalnız sokağa çıkmasına izin vermemiş, giyeceği kıyafetleri bile uzun olmasına dikkat ederek o seçer olmuştu.

“Üniversite mezunu olmama rağmen çalışmamı istemedi. Eve kapanıp sadece yemek, temizlik yapıp onu beklememi istiyordu. İlk başlarda bu durum hoşuma gitmişti. Çünkü kendimi bildim bile çalışmak zorunda kalmıştım. Biraz rahat edeceğimi düşündüm. Fakat çalışan bir insanın evde oturamayacağını çok geç anladım. Tamamen onun hayatını kabullendim. Bekârlığımdaki özgürlüğümü özlemiştim ama Demir’i sevdiğim için ondan da vazgeçemiyordum. Kesinlikle ilgi gösteren bir adam değil. Ne ağzından güzel bir söz çıkar ne hareketleriyle bunu gösterir. Beni sevdiğine kendimi o kadar inanmışım ki, kıskançlığının beni değil soyadını korumak olduğunu sonradan anladım. Beni buralarda kimse tanımazdı. Hep onun çevresi, onun hayatı. Kimse Lale yaptı demezdi, Demir’in karısı yaptı derlerdi. Kendimi işe yaramaz biri gibi hissettiğim zamanlar kendimi ezik gibi hissediyordum. Bunu her hissettiğimde onunla kavga ettim. Son zamanlarda içki de içmeye başlamıştı, bazı geceler eve de gelmiyordu. Beni aldattığını biliyordum. Bunu ona sormaya korktuğum için, sürekli kafamda planlar kurup uygulamaya çalışıyordum. Mide bulantılarımın olduğunu, doktora gitmek istediğimi söyledim ve o da götürdü. Hamile olduğumu orada öğrendim. Doktorun yanına benimle gelmedi. Ayıp bir şey olduğunu düşünüyor. Hele erkek bir doktora gitmem mümkün değil. Dolayısıyla hamile kaldığımı karnım iyice şişene kadar öğrenemedi. Öğrendiğinde de bana karşı davranışları çok değişmedi. Sevinir sanmıştım.

Lale bunları hızlı bir şekilde anlatırken acelesi olduğu her halinden belliydi. Ona sormam gereken tek bir soru vardı.

“Seni hiç dövdü mü?”

Sadece sustu ve artık çıkmam lazım diyerek evine gitti. Ben ise bu tarz bir hayatın nasıl yaşanabileceğini düşünmeye başladım. Lale’ye için için üzülüyor ve bir kadının bunları çektiğine inanamıyordum. Doğulu olduğunu, belinde sürekli silah taşıdığını söylemişti. İşin sonu bana pekiyi görünmemişti. Aradan uzun zaman geçmiş ve ben yeni hayatıma uyum sağlamaya başlamıştım. Binada oturanlardan çok Lale ile vakit geçirmeyi seviyordum ama o içlerinde en az geleniydi.

Artık öyle bir hâl almıştı ki en normallerinin kendim olduğunda karar kıldım. Bir gün Asım Bey’in kapıyı çalmasıyla beynimden vurulmuşa döndüm.

“O adam onu hak etmiyor. Öyle iyi bir kadın ki. Lütfen yanlış anlamayın hâli hâl değil çok üzülüyorum. Sadece sizinle dertleştiğini bildiğim için buraya geldim. Evet, Lale’den bahsediyorum. Üst katımda oturdukları için sürekli seslerini duyuyorum, ona kötü şeyler yapacak bu adam.”

“Siz yoksa Lale’yi seviyor musunuz?”

“Benimki platonik bir şey Maya Hanım. Ama konumuz kesinlikle bu değil.

Kendimi Güzin abla gibi hissetmiştim. Duyduklarıma inanmak bir tarafa bunların Demir denen o adamın kulağına gitmesi demek, Lale’nin ve karnındaki masum yavrunun sonu demekti.

“Asım bey bu konuşmayı benden başka biriyle yaptınız mı?”

Bir de Ayşe Hanım biliyor o da yeni öğrendi.

“Yapmayın kocası böyle bir şeyi duyarsa onu öldürür. Söylediğiniz insana bakın. Nasıl bir sevgi bu?”

“Artık dayanamadım Maya. Anlamıyorsun”

“Siz çıldırmış olmalısınız. Çok rica ediyorum, başka kimseye söz etmeyin”

Aradan üç gün geçmiş ve Lale’yi hiç görmemiştim. Kocası cep telefonu bile kullanmasına izin vermiyordu. Gündüz eşinin işte olduğunu tahmin ettiğim bir saatte çekinerek kapısını çaldım ama açan olmadı. Normal bir hayatı olsa buna gerek duymazdım fakat kocasını hesaba katıp polislere haber verdim.

Kapı açıldığında içerideki ağır koku herkesi perişan etmişti. Memurlardan birinin “ölmüş” demesi üzerine içeri koştum. Lale kalbinden bir kurşun yemiş, eli karnında öylece yatıyordu. Boğazım düğüm düğüm oldu. Kendimi dairenin kapısına attım ve içimde ne varsa kusa kusa ağladım.

Olayı duyan bina sakinleri yaşadıkları bu olayla sarsıldılar. Nilgün Hanım uzun süre çocuklarını evden çıkarmadı.

Duyduğuma göre Ayşe Abla, Demir Bey ile yurtdışına kaçmıştı ve zavallı Lale yavrusuyla sevginin yetmediği bir evliliğe kurban gitmişti.

Demek ki; anlayış, şefkat ve vicdan olmadığı sürece sevginin hiçbir anlamı yokmuş.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir