Demlik

Sokak Kızı

Gecenin gözlerini kamaştıran karanlığında başı dik bir şekilde yürüyordu. Midesinden gelen sesleri duymamak için insanları izliyordu. Ailelerinden azar işitmenin korkusuyla, sokak lambalarının aydınlattığı yollardan kırmızı topuklu ayakkabılarıyla ürkek ürkek yürüyen kızları izledi. Bakmaması gerekiyordu. Hayır! Gözlerini ayıramadı ayaklarından. Yalnızlığının vazgeçilmez dostu yırtık çoraplı ayaklarından alamadı gözlerini. Ne gereği vardı şimdi? Aç karnını unutturdu mu sana ayaklarına bakmak. Bak. Sanki duymuş da inadına ses çıkartır gibi gurulduyor miden.
Zaman hızlıca akıyordu. Annesi gelmişti aklına birden. Hemen yiyecek bir şeyler bulsam da atlasam koynuna. Sıcacık bacaklarına başımı koysam. Hiç elde edemediğim bebeğimi alsam koluma, ben de ona sarılsam. Telaşa kapılsam rüyamda. Hiç olmayan öğretmenimin verdiği ödevi yapmayı unutmuş gibi. Korkuyla uyansam sonra. Alnımdan damla damla akan terleri silse annem. Bunu yaparken de göz göze gelip gülse bana tüm sıcaklığıyla. Hadi gel boyama yapalım dese sonra, hiç olmayan yirmi dört renk pastellerimle.

Acı çeken midesi iyice savaş çanlarını çalıyordu artık. İçgüdüleri istemsiz bir biçimde harekete geçiyor, adımları hızlanıyordu. Yumuşak hayalleri olan, demir gibi sağlam bir sokak kızı. Ellerini yukarı doğru kaldırarak yıldızlara baktı. Açlıktan dönen başının etkisiyle sanki kanatlanıp uçacak gibiydi. Seni de affedecek kadar merhametli bir kız, diyerek bilmediği sokaklarda yürümeye devam etti.

İleride bir köpeğin burnunu gezdirdiği yığını görünce adımları daha da hızlandı. Dostumuz varmış gibi sanki bir de düşman edineceğiz şimdi bayat bir ekmek için. Başta sakin bir şekilde yığının etrafında gezinmeye başladı. Köpeğin kendisine sinsice bakan gözlerine aldırmadan etrafında daire çiziyor bir yandan da işine yarayan bir şey olup olmadığına bakıyordu. Tam insanların evlerinden attıkları leş kokulu çöplerden başka bir şey olmadığını düşünmeye başlayıp umudunu kesmişken, gözleri iki poşet arasında sıkışmış ekmeğe çarptı. Demek, köpeğin durmadan etrafta dolanıp her poşeti koklamasının sebebi buydu. Şimdi, karşısında onu sinsice izleyen köpeğe fark ettirmeden o ekmeği oradan hızlıca çıkarıp koşması gerekiyordu. Sonradan fark etti ki köpek çoktan ekmeğin yerini tespit etmiş, uzaklaşmasını beklerken ararmış gibi numara yapıyordu. Hay ben size akılsız diyenin aklına tüküreyim!

Savaşacaktı. İnsan başka türlü nasıl hayatta kalabilir ki zaten, dedi içinden. Yavaş bir şekilde kolunu ekmeğe doğru uzatmasıyla birlikte güçlü bir hırlama sesi işitti. Midesinin sesini bile bastıran bir hırlamaydı bu. Kolunu hemen geri çekerek ilk çarpışmada yenilmişti karşısındakine. Üstünlüğü ele geçirdiğini anlayan köpek ekmeğe doğru gururla yaklaşıp burnunu değdirerek kokluyordu. Karşısındakinin namuslu bir düşman olduğunu ekmeği ağzına alıp gitmemesinden anlamıştı. Köpek tam anlamıyla zaferini ilan etmeden ekmeği hak etmediğini düşünüyordu. Hay ben size sadece hayvan deyip geçiştirenlerin!

Köpek durmadan hırlıyor, çenesini titretip açlığından arta kalan son enerjisiyle dişlerini göstermeye çabalıyordu. Gözlerini düşmanının gözlerinden ayırmıyor, korkudan gözlerinin titremesini istiyordu. “Yeter ulan!” diye bağırdı birden. Kendisine bahşedilen ince sesini elinden geldiğince kalınlaştırmaya çalışarak.

“Ne yapmamı istiyorsun söyle. Kaçıp gideyim mi senden korkup, aç mı yatayım bu gece? Gözlerini köpekten ayırmayarak bir kahkaha attı. Sen hiç aç uyudun mu ha? Abine hiç yiyecek bir şey var mı diye sorduktan sonra dayak yedin mi? Açlığın verdiği hissizlikle yediğin dayak hiç vız geldi mi sana. Kustuğun kanlar biraz olsun ağzındaki iğrenç açlık kokusunu geçirdi diye sevindin mi? Konuşsana lan, gözlerime bakıp hırlayacağına! Madem onca kurnazlık yapıp ekmeği benden almayı düşünecek kadar akıllısın, konuşsana!”

Nefes bile almadan bağırarak söylediği sözlerden sonra titreyen bacaklarına dayanamayıp yere attı kendini. Titreyen gözlerini köpeğin gözlerinden ayırmadan elleri üzerinde kaldı. Evet, gözleri titriyordu ama köpeğin istediği gibi korkusundan değil, ağlayacak gücünün bile kalmamasından titriyordu.

Köpek, düşmanından gözlerini kaçırdı ve burnunu ekmeğin üzerinde koklayarak gezdirdi tekrar. Başını öne eğip birkaç adım geri gittikten sonra titreyen gözlerle düşmanının gözlerine baktı. Tüylerini kabartıp tüm saygısını karşı tarafa belli etmek istercesine gözyaşlarını serbest bıraktı. Birkaç saniye daha gözlerini kaçırmadan baktıktan sonra arkasına dönüp hızlıca uzaklaştı. Midesi artık gittiğinin sinyalini almışçasına tekrar guruldadı. Fark eder etmez ekmeği eline alıp şöyle bir baktı. Düşünmeye daha fazla dayanamazdı artık. Sanki dünyanın en lezzetli yemeğini yiyormuş gibi kendisinden geçti. Ağzındaki lokma biter bitmez derin bir nefes aldı ve kollarını yukarı açarak tekrar yıldızlara baktı. Gözünden süzülen yaşların sesine verdiği titreklikle: “Görüyor musun? Köpek bile biliyor, yarından umudu olmayan hiçbir canlının ağlayamayacağını.”

Yazan: Enes Eroğlu
Sayı: 37

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDERME

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Kasım’a kadar gönderebilirsiniz.

38. Sayı için tema: “Zam-an”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.