Sinema Geçiş Dönemi

by • 13 Ağustos 2017 • SinemaYorumlar (0)67

“Sinemada sözün hiçbir değeri yoktur. Ama hareket her şey demektir.”

                                                                                                                    -Georges Méliès 

İlk Dönem Sinema, tutarlı, doğrusal anlatıdan çok görsel hazzı arttırmak içindi. İlk dönem sinemacıları melodram, pantomim gibi araçları temel almışlardı. Amerika’da 1905‘e gelindiğinde ise henüz bir gösterim mekanı dahi kurulmamıştı. O dönemde filmler öğleden sonra yahut akşamleyin 25 Sent karşılığında Vodvil salonlarında gösteriliyordu. Gezgin şovmenler projektörleriyle dolaşarak metropol alanlarında 2 Dolar karşılığında film gösteriyorlardı. Fuar ve karnavallarda kurulan gösteri çadırları ünlü Nickelodeon‘ların habercisiydi.

Nickelodeon

Avrupa’da da gösterim biçimi farksızdı. 1904 itibariyle tek çekimli filmler ve ara yazılar gelene değin yapımcılar film ithal ediyor, gösterimcilerse program düzenliyordu. Vodvil salonlarında orkestradan solo piyanoya kadar müzik filmlere eşlik ediyordu. Gösterimciler, at kişnemeleri, tabanca atışları vb. efektler ekliyor; perde arkasında oyuncular diyalogları seslendiriyordu. Önceki yazıda belirttiğim, Japon Kabuki Tiyatrosu geleneği, Benshi(anlatıcıgibi… Böylesi zamanlarda sinema, tesadüf sayılabilecek şekilde dahi bir düş-baz’la tanıştı. Fantastik ve bilim-kurgu sinemanın öncüsü Georges Méliès, sanatsal kabiliyetlerini Paris’te Robert Houdin için sahne düzenlemeleri yaparken onun yanında öğrendi. O yıllarda Lumière‘lerin yaptığı gösterilerden etkilenerek onlara başvuruda bulundu lakin olumlu yanıt alamadı. Baba Lumière bu anıyla ilgili şöyle demiştir: -Bu olumsuz yanıtım için bana teşekkür borçlusunuz delikanlı. Bu buluş(sinematograf) satılık değil. Fakat satarsam muhtemelen iflasınıza yol açacaktır. Méliès bu konuşmayı şöyle aktarmıştır: -Bu aygıt çok gizlidir. Satmak istemiyorum. Kendim işleteceğim delikanlı.

Georges Méliès

Bu olumsuz yanıt sonrası Méliès, İngiltere’deki William Paul‘den Bioscope satın alarak filmler çekmeye başlar. Filmlerine olan yoğun ilgiden ötürü ger gün çekim yapmak durumunda kalır. Ancak açık hava her daim uygun olmadığı için Montreuil’de yapım evi inşa eder. Evin çatısı ve duvarları buzlu camla kaplıydı. Gündüz 11 ile 15 arası ışık sahneye dikey geldiği saatlerde yoğun çalışırdı…

1902‘de, Jules Verne‘ün Ay’a Seyahat ve Herbert George Wells‘in Ay’daki İlk İnsanlar eserlerinden harmanladığı Ay’a Seyahat(Le Voyage dans la lune) filmini saniyede 16 kare olarak 14 dakika uzunluğunda çekerek bilim-kurgu sinemanın ilk örneğini verdi…
Film astrologların toplantısıyla başlar. Bilim adamından çok sihirbazlara benzeyen bu adamlar aya yapılacak yolculuk üzerine tartışırlar. Nihayetinde bir roket yaparlar. Büyük bir seremoninin ardından roket ateşlenir. Ve bir süre sonra aya düşer. Bilim insanları şaşkınca roketten inerler. Yabancı oldukları bu gezegende biraz uyurlar. Satürn ve yıldızlar onları izler. Sabahleyin kar yağar. Bilim adamları sabah kardan üşüyüp ellerine şemsiyelerini alarak ayın derinliklerine inerler. Orada yerliler onları beklemektedir. Acımasız bir kavganın ardından yerlilere teslim olurlar. Yerlilerin liderinin karşısına çıkarılırlar. Bilim insanlarından biri kralın üzerine atlayıp onu yok ettikten sonra topluca kaçarlar. Kimi iple sarkarak, kimi roketle dünyaya dönerler. Ay yerlilerinden biri de rokete tutunup onlarla birlikte dünyaya düşer. Bilim insanları büyük törenle karşılanırlar ve bilimin zaferini ilan ederler. O an yerli ortaya çıkıp herkesi korkutmaya başlar. Halktan biri eline ipi geçirdiği gibi yerlinin boğazına dolar ve bir süre sonra onunla oynamaya başlar. Film bilimin ve Fransızların büyük başarısıyla son bulur.

Ay’a Seyahat, 1902

İlk Dönem Sinema zamanlarına denk gelen bu gelişmelerin ışığında sinema değişime gereksinim duyduğu böyle zamanlarda uzun metraj filmlere gebe kaldı. Gösterim süresi standart olarak 15 dakika uzunluğa ulaştı. 1. Dünya Savaşı‘ndan evvel Avrupa sinema endüstrileri, en güçlü ihracatçılar Fransa, İtalya ve Danimarka uluslararası pazara egemendi. Amerika ve Avrupa’ya ithal edilen filmlerin %70’i Fransız filmiydi. Dünyanın her yerinde bürolar açan, Charles Pathé‘nin şirketi Pathé, 1904‘te ABD’de büro açtı. 1907‘de İngiliz, İtalyan dahil diğer yabancı firmalarda ABD pazarına girmeye başladı. 1907‘de Vitagraph Stüdyoları uluslararası dağıtım büroları kuran ilk ABD firması oldu. 1909‘dan 1916‘ya değin birçok Amerikalı şirket Avrupa’da dağıtım merkezleri kurdu. Kontrolleri ellerine almaya uğraşan ABD firmaları, savaşın etkisiyle sendeleyen Avrupa sinema endüstrilerinin önüne geçmek için 1914‘te bir numara olmalarını sağlayacak uluslararası yayılma kampanyası başlattı. İngiliz endüstrisi, yapımcılık alanında Amerika’nın üstünlüğünü kabul edip dağıtımcılığa ve gösterimciliğe yöneldi. Dünyanın ilk yapım şirketi Biograph, başı çektiği yapımcılar, MPPC(Motion Picture Patents Company) namı diğer Tröst, endüstride istikrarı sağlamak için dağıtımcı yapımcıları birleştirerek oligopol denetim kurmak niyetindeydi. Bu doğrultuda 1910‘da ayrı dağıtım kolu kurarak Hollywood stüdyolarının çalışmalarını müjdeleyen iletme düzenlemelerini başlattı. MPPC, Sherman Anti-Tröst Yasası‘na göre yasa dışı ilan edildiği 1915‘e dek varlığını sürdürdü… Amerikan sinemasının ilk uzun metrajlı filmi, 1915 yapımı The Birth Of Nation(Bir Ulusun Doğuşu) sinemaya kısa senaryolar yazarak başlamış David Wark Griffith‘in filmidir. 12 makaralık film, siyahi kölelerin Amerika’ya nasıl getirildiğini, özgürlükleri için nasıl mücadele ettiklerini, Kuzeyli ve Güneyli iki ailenin çatışması üzerinden ve arka planda Lincoln‘ın iç savaşı önlemeye çalışmasını ele alır… Filmin dramatik yapısı, aşırı bilgi veren, karakterlerden fazlasını görüp, işitmemizi sağlayan Her Şeyi Bilen Anlatım kurgusundan oluşur. Ancak sansürlenmiş ve beğenilmemiştir.

1915‘te hakimiyetini yitiren MPPC sonrasında kontrolleri kodamanlar aldı. Bu bağımsızlar Tröst‘e direnmek adına 1910‘da birliklerini kurdular. 1911‘de, Bağımsızlar, ABD sinema endüstrisinde ikinci oligopol güç oldular… O sıralar Fransız endüstrisi de toparlanmaya başladı. Léon Gaumont‘un kurduğu Gaumont Company, üretimde Pathé’den geri olmasına rağmen dünyanın en büyük stüdyolarına sahipti. Gaumont’un toparlanma süreci 1. Dünya Savaşı‘na denk geldiğinden geç oldu…

10 senelik Geçiş Dönemi sonunda, sinemada iş bölümünün belirmesi, uzun metrajın standartlaşması artık Nickelodeon‘lardan daha büyük olan Sinema Sarayları‘nı gerektiriyordu. Hollywood sineması için her şey hazırdı… 1. Dünya Savaşı‘nın ekonomik anlamda zayıflattığı Avrupa’da sinemanın dışa bağımlı hale gelmesi, Hollywood stüdyo siteminin oturması, dünya çağında yaygınlaşmış sinemada Altın Yıllar kabul edilen Sessiz Film dönemini başlattı…

Genel olarak Geçiş Dönemi, kurgunun gücünün yani karakteristik yönünün açığa çıkması, kamera ile konu arasındaki mesafenin azalması(yakın planlarki bu durum oyuncuların tanınmalarını ve Yıldız Sistemi‘nin gelişmesini sağladı; aynı zamanda karakter bakış açısı(öznel çekim) ortaya çıkışıyla sinemada daima evrilecek yeni bir dönem başladı…  

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir