Sıla mı Gurbet mi?

by • 13 Ağustos 2017 • DemlikYorumlar (0)99

Uzak. Siz hiç uzakların rüyasına yattınız mı? ‘Şimdi uzaklarda olmak lazım’ cümlesini zikrinize, fikrinize aldınız mı? İçinde olduğunuz kıyafetin, evin, sokağın size yetmeyip dışınıza, bütünüyle başka bir hayata bürünmek istediniz mi?

Ne zaman gitmek istediğimi söylesem annem dikilirdi heybetiyle gözlerimin önüne ve ‘ kızım, kendini de götüreceğin yer ne kadar uzak olabilir ki’ derdi. Hurma gözlerinde yaş bekler, arkamdan dökeceği suya karışmayı beklediğini anlardım. Ancak zaman elini çabuk tutmuş, dürtmüştü beni otuza dayanan yaşımda. Ve elimde valizle, sevdiğimin kolunda uzaklara gidişimin günü burnumun dibinde beni bekliyordu.

İnsan gidebiliyor uzaklara, kendini götürse de, hatta başka şeylere evrilmese de gitmek iyi geliyor. Alışılmış kalıpların dışında, size dayatılanları elininizin tersiyle itip başka dünyaları keşfetmek sanırım insanoğlunun yaşayacağı en güzel deneyimlerden biri. Kökünü sadece bir yere salıp her gün aynı düşü görüp, aynı güne uyanmak kendini tekrarlamak değildir de nedir? Oysa ben mahalleli teyzelerin birbirlerine verdikleri çiçek kökü gibi olmak istedim hep. Suda bekletilip üç-beş gün oradan saksıya terfi etmek gibi. Sonra serpilip başka bir evin su dolu bardağına bir dal olarak gitmek gibi. Bu sebepten çok özenmişimdir ülke ülke gezenlere. Her ne kadar henüz bu kadarına cesaret edemesem de.
Şimdi bir elimde valiz, anılarım ayraç olup kitabımın sayfalarında paragraflara bürünüyor. Gözümden akıtacağım iki damla hangi harfin hangi cümlenin noktası olacak kim bilir? Oysa çok sonradan fark edecektim ben kendi yolculuğuna çıkmış bir gurbet geliniydim. Kalabalık bir sokağı bırakıp iki kişilik bir hayata bambaşka bir yerde başlamış ve başka yerlere de gitmenin telaşında bir gelin.
Sofrada iki bardak, iki çatal. Dolapta bitmeyen dondurma. Sadece bir tane alınan ekmek ve bitemeyip bayatlayan. Avcumun ortasından silinmeyen kına. Beni tutup tutup çocukluğuma atıyor ve o plastik bebeği ayağımda sallıyor oluyorum hep. O mahalleden çıkamıyor, hep saklambaç oynuyor, hep sek sek oynuyorum. Üç-beş gün habersiz kaldığımda sokağımdan, akşamları bitmek bilmeyen anı yolculuğuna çıkıyor, ‘ya çocukken…’ diye başlayan cümleler sıralanıyordu peş peşe.

Gidemeyişim ve o evin penceresinden bakışım hayata, daha ne kadar sürer ki? Sonra açıp Ahmet Kaya ‘Memleket Hasreti’ dinleyişim on kez belki. Ve şarkıyı ben yazmış olmalıyım derken ‘ Ya beni sararsa memleket hasreti’ diye hançerlemesi beni o cümlenin ve gün boyu sadece o cümleyi söyleyişim.
Sonra gidip çay koymak tek başıma, bu uzaklık duygusuyla yudumlamak annemin hurma gözlerini düşünerek. Birkaç yıla duygularımın hÂl değiştireceği yönündeki telkinleri buruk bir tebessümle karşılayıp dudaklarımı kilitlemek ne kadar sürer ki?

Şimdi uzaklarda olmak lazım yine de. Gidilecek ne çok uzak, özlenecek ne çok anı var.

Yazan: Özlem Doğan

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir