Sessiz Saçmalıklar (XL – XLII)

by • 13 Ağustos 2017 • Köşe, RıhtımYorumlar (0)87

-Vol.40

Aklın atına bindik son hızla koşuyoruz, eskiden yağmur yağsa şükreden, şimşek çaksa istiğfar eden insanlar vardı. Şimdi deniz ikiye yarılsa aha Amerika yaptı, dağdan deve çıksa “oo mutasyona uğramış”, ateşli taş atan kuş gelse “uzaylı lan bunlar” deriz. Çok fazla şey biliyoruz, çok fazla şey bildiğimizi zannediyoruz… Eskiden hiç bir şey bilmeyenler bizden daha zengindi. O yüzden şimdi domatesin içinde “Allah” yazısı çıkınca çok masum görünüyor ve sonra tuzlayıp yiyoruz. Domates çok büyük mucize arkadaşlar…

-Vol.41-

Emr-i bil-maruf, nehy-i ani’l-münker İslam dininin genel en büyük öğretilerinden biridir. Her koyun kendi bacağından asılacak mantığının islam ile ters düştüğünü bilmeyenle dolu ortalık. Cehalet esarettir insanların kendi dinlerini bilmemesi demek, yarın öbürgün başka birinin çıkıp sizi en yumuşak bölgenizden vurması demektir.
Şu anda bu milletin hâli aynen böyledir.
İyiliği emredip kötülüğü men etmek aynı zamanda bir cihattır. Cihadın mantığı sadece savaş değildir ve yine bir çok insan bundan bihaberdir.

Diğer konuya gelecek olursak iyiliği emredip kötülüğü men ederken abartıp daha sonra neden değişmediklerini sorup tuhaf hareketlere giren veya kendini kaybedenlerle de var.
Öncelikle İslam dinine göre kendi yapmadığınız bir şeyi başkasına öğütleyip durursanız. Söylediğiniz sözün hiç bir manası olmaz. Allah tarafından bile o karşı tarafa işlemez.
Daha önce yediğiniz bokları işlediğiniz günahları yapanları ağır dille eleştirerek iyiliği emredemezsiniz.
Yani siz iyiliği emrederken kötülük yapamazsınız, manayı kaybedersiniz.
Ve birine yanlış yoldan iyiliği yaptırmaya çalıştırdığınızda o adamın size karşı dönmesi veya inat etmesi büyük olasılık barındırır. O kişi sizin yüzünüzden günah işlese bir tane de sizin hanenize yazılır. Çünkü yanlış yoldasınız demektir.

Ettiğiniz günahları görün, bilin, kendinizi değiştirin, hem günah işleyip hem iyiliği emredemezsiniz. Ancak boş konuşmuş olursunuz.

-Vol.42-

En olmadık zamanlarda, en kötü anlarda, çıkmaza düştüğümde, birileri veya bir çok şey peşimde olduğunda, ağladığımda, üzüldüğümde hatta yeni yıl ve yeni acılar kovalarken bile, hemen en sevdiğimi, sevdiklerimi ya da bir çanta dolusu parayı alıp Meksika sınırına doğru koşmak… Sonrası mutluluk, bolluk, aşk ve refah…

Ama bu sadece filmlerde oluyor. Nedense filmlerde bile yetişen çok az olur. Tam yetiştim derken sınırda vurulmalar falan.
Bu da demektir ki, Meksika sınırı da sadece bir ütopya ve her zaman olduğu gibi bütün ütopyalarımız bir tarafımızda patlamaya mahkum. Buna sorunlardan kaçmanın kolay yolu da diyebiliriz pekâlâ fakat sorunlardan kaçmalarımız bile ütopya olarak karşımıza çıkıyor.

“Ben bütün sınırlardan geçerim” dedi Su, “hatta bazen sınırları ben belirlerim” dedi ve sustu. Bazen pat susar Su.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir