Edebi

Şerefine Özgürlüğüne

Gözlerim kapalı izliyorum İstanbul’u.

Şehrimin güzel insanlarını. Tevfik Fikret’in sis içinde boğduğu, güzel bir fahişeye benzettiği İstanbul’u. Saat gece yarısını biraz geçmiş. Kadıköy – Moda sahili-  kayalıkları insan kaynıyor, temmuzun sarı sıcak gecesinde.

El ele bir çift geçiyor oturduğum bankın önünden. Kız, soluk benizli, yüzüne bir gülümseme oturmuş ama öyle bir gülümseme ki elinden tuttuğu kara kaşlı, kara gözlü oğlanı alevlerin içine davet ediyor. Gülümsemesi büyüyor, büyüdükçe yıldızlara taşıyor.

Gökyüzü bugün yıldızlarla dolu, dikkatlice bakarsan. Ancak kaybolsan bile yıldızların yuvasında, var oldukları belli. Yandaki banka bir sakallı yerleşmiş. Bankın üzerine yaydığı gazete kağıtlarının üzerine uzanmış. Kaplumbağa misali elinde taşıyor yuvasını, gazetelerini. Sol tarafımda, ağaçların arasında gizlenmiş bankta, hayat yolunun yarısını geçmiş bir adam ve kadın oturuyor. Birbirlerine sarılmışlar, gözleri birbirlerine kenetlenmiş. Adam konuştukça, kadın susuyor, gözleriyle seviyor saçları kırlaşmış adamı.

Önümden bir çok yaşam geçip gidiyor. Altı kişilik kızlı erkekli bir arkadaş topluluğu… Uzun sarı saçlı bir kız, beyaz tenli  bir oğlanın koluna yapışmış koala misali. Bir diğeri hayatta mı yoksa pembe bulutlarla dans mı ediyor bilinmiyor. Gençler birbirlerinin ellerini tutuyorlar, hayat boyu olmasa da en azından bu gece beraberler gecenin kolları altında. Bir keman sesi yayılıyor etrafa. Ona eşlik eden bir gitar. Gitar kutusunun ağzı açık, atılacak olan paraları yutmak için hazırda bekliyor.

Gece bugün canlı, hem de hiç olmadığı kadar. Beraber, ölümümü kutluyoruz, gece de bir kadeh kaldırıyor şerefime, özgürlüğüme.

Ben ne zaman bu kadar yalnızlaştım? Arkadaşlarım, ailem nerede?

Bir anda evime gidiyorum. Gözlerim açık, tozlanmış, kahverengi parkeyi izliyorum. Akan yaşlarım uzun bir yoldan sonra parkenin üzerine damlıyorlar. Her an, her saniye o kadar berrak ki. Ne zaman öldüğümü hatırlıyorum. Gözlerim kapalı, sol bileğimden kanlar ağlattığımı. O ince sızlamayı, akan kanın sıcaklığını, gözlerimin önüne patlayan fotoğrafları. Gülüp eğlendiğim zamanları, ağlamalarımı..

Gazeteler, olay gününün sabahında, gencecik bir kız  intihar etti yazacaklar sadece. Anılar, ah o anılar… Bazen kuyruğunu kıstırıp otururlar, gelmezler aklına, gülümsediğin zamanlar. Fakat o acılar bir an bile silinir mi aklından?

Kendi evimde, öz amcam beni ölüme sürüklerken, çığlıklarımı halı altına süpürdüler. Üst komşum, düşler ülkesine göçmüş, parlak saçlı kızının başını okşuyor. Amcam karşımda bana bağırıyor.

“Bunca yıl sana ben baktım! Annen, baban gidince sokakta kalma diye ben sahiplendim seni.”

Üzerime doğru eğiliyor, nefesi zehir kokuyor. Uyuşukça, kirli elini gözlerimin önüne düşmüş saçımda gezdiriyor.  Ellerim bacaklarıma sarılmış. Yaşanmamış çocukluğuma, gençliğime dört duvar ağlıyor. İsten kararmış duvarlar. Gözlerim kapalı çığlıklar atıyorum. Susturuluyorum.

Sokakta çöp karıştıran bir evsizin ayıplamasını duyuyorum. İçinden sıcak evim olsun her şeye razıyım dediğini dinliyorum. Her çığlığım süpürülüyor.

Saniyeler içinde kirli el, üzerimde, gözyaşlarımın aktığı her yerde. Çocukluğumun, gençliğimin, kadınlığımın tükendiği yerde. Çığlıklarım, hıçkırıklarım, yakarışlarım belki de hayatım, saniyelerin sonuna gelince sessizleşiyor.

Kapanıyorum kendi içime. Duvarda annemin bana elini uzattığını görüyorum. Dizlerinin dibine çöküyorum, eli soğuk. Saçlarımı okşuyor, gözyaşlarımı siliyor. Alnımdan öpüp kayboluyor.

Zehir, uykuya dalmış.

Akan kanı hissediyorum. Uykuya dalmanın vakti geldi, annemin dizinin dibinde huzurla uyumanın… Belki de İstanbul’u dolaşırım.

Gece “Şerefe!” diyor. Özgürlüğüne..

“Kadınlar, genç kızlar, körpecik çocuklar hiçbir zaman bir cinsel obje olmamıştır. Onları ölüme sürüklemek yerine bir hayat verin, ellerine bir çiçek, ufak bir ilgi ve bir gülümseme. Kimse kimsenin katili olma hakkına sahip değildir.”

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT
Dergimiz şu an sadece internet üzerinden yayımlanmaktadır. Kağıt kokan bir dergi olmamız için sponsorluk desteği sağlamak istiyorsanız, lütfen iletişime geçin: info@rihtimdergi.com
BİZE KATILIN

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Temmuz’a kadar gönderebilirsiniz.

36. sayı için tema: “Kaos”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.