Şehrin Ara Sokakları

by • 5 Nisan 2015 • Araştırma, RıhtımYorumlar (0)902

ugurcanHaber uçtu devlete de/ Beş yıl yattım hapiste
Yedi düvel zindanından beterdir Yedikule

Sözleri Cengiz Onural’a ait Yeni Türkü şarkısını elbet bir yerden duymuşsunuzdur. Sadece bir söz sanatı olması için yazılmamıştır ikinci dize. Marmara Denizi, Haliç kara surları ile çevrili tarihi yarımadanın güneybatı ucunda yer alır semt-i Yedikule. II. Mehmed şehrin kuşatmasında tahrip olan surları onarttığı gibi yaptırttığı yedi adet kule hem hisara hem de çevresindeki semte adını vermiştir. Güneyde sahil yolu ile Marmara’ya açılan semt, doğusunda Samatya, kuzeyde ise Belgratkapı ile komşudur. İstanbul’un fethinin hemen ardından kente yeni nüfus çekmek için imparatorluğun çeşitli bölgelerinden gruplar getirilerek İstanbul’a yerleştirilmişlerdir. Bu amaçla Karaman’dan getirilen Rumlar da Yedikule ve çevresine yerleştirilerek burada bir cemaat oluşturmuşlardır. Bugün Samatya’ya giden yol üzerinde yer alan ve eskiden Karamanlılar Kilisesi olarak da adlandırılan Ayios Konstantinos Kilisesi, kentteki eski Rum kiliselerinden biri olarak Karamanlı Rumların varlığına tanıklık etmektedir. İldeki pek çok semt gibi geleneksel dokusu genel olarak tahrip edilmesine karşın tarihi varlığını inatla korumaya çalışmaktadır.

Dünya Mirası olarak kabul edilen Yedikule Bostanlarının imara açılarak 1500 yıllık bostanların nasıl moloz yığınlarına gömüldüğünün yeterli tepkiyi görmemesi duyarsızlaştığımızın göstergesi değil mi ?

Fatih döneminde Osmanlı hazinesinin korunması için inşa edilen yapı uzun süre aynı amaçla kullanılmıştır. III.Murad’ın hekimlerinden Dominico’nun belirttiğine göre hisardaki kulelerden her birinde 250 asker tarafından korunan külçe altınlar, paralar mevcuttur. Bu hazinelerin büyük kısmı Kanuni’nin oğlu II.Selim döneminde israf edilmiş, kalanlar da saraya taşınmıştır. Bir zindan olarak Yedikule’de kimler kalmamıştır ki; sadrazamlar, şeyhülislamlar, yabancı devlet elçileri… Bu listeyi epeyce uzatmak mümkündür. Burası umumi olmaktan ziyade hususi bir hapishane görünümünü uyandırmaktadır. Tutukluların kaldığı odaların birisinde ‘Kanlı Kuyu’ olarak nam yapmış bir kuyu bulunmaktadır. Boğulduktan sonra bir balta ile kesilen kafalar bu kuyuya atılırmış. Bu ölüm ülkesine ilk olarak şehrin fethinin hemen ardından bir iktidar kavgasından ötürü Fatih’in ünlü veziri Çandarlı Halil ve oğulları getirilmiştir. Bir padişah değişikliği sırasında meydana gelen kargaşadan faydalanıp firar eden Kırım Hanı Mehmed Giray’ın burada kaldığını yazmaktadır Peçevi. Hisarın en tanınan tutuklusu ise 1622’de tahtından indirilen II.Osman’dır. Evliya Çelebi bu olayla ilgili şunları yazmıştır: ‘Binyaz adlı soysuz bir pehlivan muştayla vura vura Osman Han’ı arabaya koyup Yedikule’de hayalarından sıkıp şehit ettiler. Cebecibaşı adli bir kafir kutsal kulağını kesip Davud Paşa’ya müjde getirdi’. İstanbul’daki ayaklanmalarda öldürülen ilk Osmanlı padişahı olduğu gibi ölümü Divan ve Halk edebiyatlarına da yansımıştır. Devletin acı yüzü bu kez devlet erkini elinde tutan muktedirlerin ağzının tadını bozmuştur. Daha tahta çıktığı ilk günlerde şehirde meydana gelen büyük yangınlar padişahın uğursuzluğu olarak değerlendirildi İstanbul halkı tarafından. Hazinede yaşanan açığa bir de günlerce süren soğuk eklenince halk iyice zor duruma düşmüştür. Şair Haşimi Çelebi : “Yol oldu Üsküdar’a binotuzda Akdeniz dondu” beytiyle o seneyi ifade etmektedir. Şehirde yaşanan kıtlık neticesinde ekmek fiyatında müthiş bir yükseliş olmuştur. Şehir halkı aç, şehre dışardan bir şey gelmesine imkan yok. Padişah Genç Osman bunlarla ilgilenmek yerine ufak tefek günahlarla alakadar olma hevesinde. Tedbil gezerken meyhaneleri basıp yakaladıklarını boğdurtmak ve denize atmakla meşgul, tıpkı günümüzde sigara içen gence ayar çeken (!) günümüz muktediri gibi. Daha Muhteşem diye tabir edilen Kanuni devrinin üstünden asır geçmemiş olduğu halde devletin iktisadi durumu bozulmuş, idare kötü, millet aç, ordu ise bakımsız ve halkın başına musallat olmuşken; padişah tütünü yasaklamakla meşgul. Hiç sarayda yaşayan halkın halini bilir mi ya da o yüksek duvarların arkasında ne olup bittiğinden halkın haberi olur mu ?

Bütün bu kötü gidişatın sorumlusu olarak padişahı görenler, onun ölümüyle nizam-ı alemin tekrar sağlanılacağını düşününler; Yedikule’ye götürüp kement atıp boğmaya çalışırken, savuşturmasının ardından bir sipahi hayalarından sıkıp savunmasız bırakmış ve bu şekilde öldürülmüştür. Olay İstanbul kahvelerinde yıllarca konuşulmuş ve şu sözler ağızdan ağıza dolaşmıştır:

Ala kanla yatar ol nazik teni
Mecrub idüb uçurdular canını
Gazi Sultan Osman Hanın kanını
Ölünce çalışır alırım demiş

Bir tarihsel dönemin sadece hoş kısımlarını almanın imkansızlığını şu günlerde daha iyi görüp anlamalıyız. Cumhuriyetin reklam arası olduğunu düşünen neo Osmanlıcılık hülyalarına kapılanlara, Osmanlı sarayında yaşananları anlatmak, tarihin sadece egemenlerin gözünden değil, o tarihi oluşturan halk kitlelerinin bakışıyla da yazılması gerekliliğini ısrarla savunmalıyız.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir