Sait Faik

by • 17 Kasım 2014 • Arzular Şelale, RıhtımYorumlar (0)1615

sait faik“Her güzel şey bir insanı sevmekle başlar.”

Öykü, roman ve şiirleriyle ‘Modern Türk Edebiyatı’ nın usta kalemlerinden biri olan Sait Faik, öykü dalındaki eserleriyle ‘Durum Öyküsü’ türünün ülkemizdeki öncüsü olmuştur.

“Yaldızlı karyolalarda yatanlar bile tek. Yalnızlık doldurmuş dünyayı.”

Öykü yazarlığına adım attığı dönemlerde, Ömer Seyfettin‘in ‘Milli Hikayecilik’, Sabahattin Ali ve Sabri Ertem‘in ‘Gerçekçi Yönelim’ ve Refik Halit Karay‘ın ‘Fıkra Öykü’ akımlarının güçlü etkileri sürmekteydi. Sait Faik’in ilk eserlerinde öne çıkan ‘gözlemci yazar’ kimliğinin belirginleşmesinde bu yazarların kuşkusuz önemli payları olmuştur. Fakat daha ziyade, Memduh Şevket Esendal‘ ın içten ve duru anlatım tekniğinden etkilendiğini vurgulamak gerekir. Onu öznelleştiren ve farklı kılan tarzını ise ikinci dönem eserlerinde görürüz. Bu tarz, yazarın sadece anlatımcı olmayıp öyküyü olaydan sıyırarak, kendi duyguları ve tespitleriyle, yani kendisinden hareketle anlatması şeklinde karşımıza çıkar.

“Dün yolda gördüm. Pek bir yorgundu. Çiseleyen yağmurun altında pardesüsünün yakalarını kaldırmış, elinde bir file ile evine dönüyordu. Çoklukla özenip bir türlü başaramadığı, ‘sabah dokuz akşam beş insanları’ gibiydi. Sonunda başarmış demek… ama sanki Büyükada’da balık tutmayı, martılarla konuşmayı düşlüyor gibiydi. Kim yüklemişse yüklemiş ona bu sıkıcı hayatın monoton düzenini. Çok yaşamaz, katlanamaz bu sıkıntıya.”

Sait Faik, özellikle ikinci ve üçüncü dönem eserlerinde toplumu ve toplumsal olayları değil, günlük yaşamın sıradan insanlarını, onların yaşam biçimlerini, özlemlerini, sevinçlerini, hayal kırıklıkları ve hüzünlerini, sonuç olarak bireyleri ele alarak, yalın, samimi bir dil ve şiirsel bir anlatımla okuyucusuna sunar.

“Bir pastra oynadılar. Bir heyecanlı tavla partisi seyretti. Sonra evinin yolunu tuttu. Anası yatsı namazı kılıyordu. Her zaman yaptığı gibi, anacığının önüne çömeldi. Seccadenin üzerinde taklalar attı. Dilini çıkardı. Nihayet kadını güldürmeye muvaffak olduğu zaman kadıncağız selam vermek üzereydi.

Anası,

-Ali be, günah be yavrum, dedi. Günah yavrucuğum, yapma!

Ali,

– Allah affeder ana, dedi. Sonra saf masum, sordu

-Allah hiç gülmez mi?”

Türk Edebiyatı’nın bir başka usta kalemi olan Tahir Alangu, ona dair şunları söyler;

“Hayatı ve eserlerinin iç içe oluşu, onun sanat anlayışının olduğu kadar çok iyi bildiği konuları ve hayatları anlatmak istemesinin de bir sonucuydu. Düşünce ve sanata karşı alabildiğince kayıtsız, sağır bir çevrede, dış çatışmalarla bezgin, içe dönük ve kavgacı, umutla umutsuzluk arasında, kaybettiklerini kenar mahalleler, köprü altları, balıkçılar ve küçük insanların yaşamlarına katılarak bulmak istedi.”

Yalnız ülkemizde değil, dünyanın birçok ülkesinde de örneklerine rastlanan, değeri sonradan anlaşılmış bir yazın ustasıdır o. Bu durumuna temel sebep; döneminin edebiyatçılarından kopuk oluşu, kendi halinde, kendi meşrebince yaşamayı ve yazmayı seçmesidir. Aslına bakılırsa, onu öznelleştiren, öykü kurgulama ve yazım tekniği açısından farklı kılan da bu etkileşimsizlik hali olsa gerektir. Kimi söylemlerinde bu durumunu sitemkâr ifadelerle dile getirmiştir.

“Bir yerde lazım oldu da mesleğimi sordular. Doğrusu epey çekinerek, ama gururla ‘yazıcı’ dedim. Mesleğimi bir kağıdın meslek hanesine kaydedeceklerdi. Benden yazıcılığımı ispat edecek bir vesika istediler. ‘Efendim birkaç hikaye kitabım var’ diyecek oldum… O resmi kağıtta meslek haneme ‘yok’ yazdılar.”

Birinci ve ikinci dönemlerindeki optimist halinin aksine, Sait Faik’in üçüncü dönem eserlerinde pesimist bir hava hakimdir. Sorumlusu olmadığı ve kendisini uymak zorunda hissetmediği bozuk dünya düzeninin değişmeyeceğine, hatta gün be gün işlerin daha da kötüye gideceğine dair kanaati, bu halin oluşmasında önemli bir etmendir kuşkusuz. Lakin, içindeki doğa ve yaşam sevgisinin asla kaybolmadığını bizlere her fırsatta hissettirir.

“Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gök yüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saclarını da göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikâyesi…”

Yalnızlıktan kurtulmak için önce kendisini, sonra çevresindeki insanları, yağmuru, rüzgarı, denizi, kuşları dinleyerek yazdı o ve yazmadığı, yazamadığı vakitler çektiği sıkıntıyı, yine yazarak dile getirdi.

“Söz vermiştim kendi kendime: Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da hırstan başka ne idi? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kâğıt kalem aldım, oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım.”

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir