Edebi

Renkli Kozalaklar

Güneşin gözünü araladığı bir pazar. Mutlulukla çok fazla ilişkisi olan bir pazar kahvaltısı… Rutinimiz hiç değişmez. İki haftada bir ikizimle birlikte göl kenarına gideriz. Aramızdaki tek fark parmak izi değil. O sanatsal resim çekmeyi sever ben manzaraya göz aralayıp kitap okumayı. Bugün biraz farklı. Bugün doğum günümüz. Ama rutinimizden taviz vermeyecek kadar olağan…

“Turnaların göç mevsimi. Denk gelirsem resimlerini yakalayacağım.”
“Tabii tabii… Dört senedir yakalayacaksın. Sandviçleri ben hazırladım. Git de termosu doldur.”

Caz müzik eşliğinde yolculuk yapmanın keyfi başka. Her zamanki ağacımızın altı da bomboş. Olumlu mesajlarımı aldığın için teşekkürler evren. Tam katil ortaya çıkacakken bıraktığım yüz altmış ikinci sayfayı açıyorum. Okuduğum her bir sayfa ayrı ayrı ciğerimi dağlamış, her bir karakter ayrı ayrı zihnimde belirgin…

“Ben gezintiye gidiyorum.”
“Bu sefer de çekeme de şu kaçakları, bana da uzun süre malzeme çıksın!”

Kitabıma daldığım yerden çıkınca gözümü saate iliştiriveriyorum. Tam bir saat önceymiş son baktığımda. Bilge’yi arıyor gözüm yeşilliklerin arasında. Rutinimizde bu kadar uzun süre yanıma uğramaması yok. Tam da güneşin tenimi ısıtan hafif ısısından memnun memnun dolaşmaya bahane.

“Bilgee? Kuşlar seni kapıp kaçtı mı yoksa? Acıktım hadi gel.”

Az ileride dün geceden kalma kırık bira şişeleri buluyorum. Dün geceden kalma çünkü yarı nemli. Bu sevinilecek bir durum mu yoksa üzülecek bir durum mu kestiremeden yoluma devam ediyorum.  Kozalaklar her tarafa saçılmış… Küçükken bunları toplar, sulu boyayla yüzeyinin hiçbir yerini atlamadan boyardık. Sabahın altısı demeden cumartesi pazarına koşar, onları satmaya çalışırdık. Satamazdık bir tane bile. Tabii ben yine Bilge’ye düşman… Bir dakikalık büyüklüğün verdiği avantajı kaçırır mıyım? Suçu ona atmak en büyük zevkim…

“Yeter ama kızım. Kuşuna da, gagasına da başlatma. İkisini de yerim görürsün .”

Buna rağmen ortaya çıkmamasını, zihnimi endişenin kollarına atmadan soğukkanlılığa teslim ediyorum. Büyük bir su sesi çınlıyor kulağımda tam da o an.

Nasıl nefes alacağımı da bilmeden, ayaklarım yettiğince koşuyorum kıyı yönüne. Yerde şipşak kameradan çıkan birkaç kuş resmi, gölde annemin karnından beri ayrılma süremin en fazla bir gün olduğu kardeşimin sırtı dönük bedeni… Ardından tek hatırımda kalan attığım derin karanlık çığlık, içine hapsolduğum alacakaranlık, gözümden yavaşça bulanıklaşarak kaybolan yer…

Gözümü açtığımda  nefes almaktan utanıyorum. Ağlamak neydi? Yanağımdan süzülenler şöyle dursun da içimde koca bir okyanus var. Öyle ki acı yüzüyor içimde, kahır vuruyor kıyılara…

Gün ağıtların yükseldiği evden gitmeye karar veriyor. Sorguda söylediklerim getirmemiş kardeşimi. Gece olanca heybetiyle çöküyor üstüme. Hiçbir şeyi görüp algılamayan gözlerim karşımda belirginleşen garip sureti hayal meyal seçiyor.

Bir sıçrayıştır yükseliveriyorum yerden göğe.

“Sen ışınlandın mı odama? Sen nesin ?”
“Kardeşinin ruhu yeniden hayat buldu paralel evrende. Eğer onun ruhunu bulmak istersen seni götüreceğim.”

Kalbimde bir sızı hissediyorum yoğunlaşan.

“Düşünmek için vakit yok. Hemen karar ver.”
“Onu nasıl bulacağım? Dediğin yer neresi? Bunlar gerçek olamaz!”
“Ruhlar öldükten sonra başka bedenlere yaşam verir diğer evrende. O artık herhangi bir nesne, bir hayvan, bitki ya da insan olmuş olabilir. Ruhunun son isteği seni son kez görmekti. Anılarınızdan ipuçları bırakıldı senin için. Onları takip edince kardeşini bulacaksın.”

Bilge’nin ne olduğunu bile bilmediğim varoluşuna doğru yolculuk vakti…

“Elini tutacağım. Seninle geliyorum.”

Yine aynı gölün etrafında buluyorum kendimi. Etrafta insanlar var. Büyük bir panayır kurulmuş buraya. Uzunca bir kermes… Etrafta koşup oynayan çocukların neşesi esir almış kenti. Göklerde uçurtmalar birbirine karışmış süzülüyor ahenkle. Güzel yiyecek kokuları davet yolluyor nefsime doğru. Güzel çiçekler bitmiş yerlerde. İnsanların yüzlerine bakıyorum, sorular soruyorum beni duymuyorlar, görmüyorlar. Kermesin sonunda renkli kozalak satan küçük kızı buluyor gözüm. Olanca kuvvetimle koşuyorum yanına. Tam yanına geliyorum ki birden gözlerimi açtım. Sadece birkaç saat uyumuşum. Hepsi bu…

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDERME

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Kasım’a kadar gönderebilirsiniz.

38. Sayı için tema: “Zam-an”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.