Puslu Kıtalar Atlası

by • 9 Ağustos 2015 • Kitap, Kitap İncelemeleriYorumlar (0)2057

puslu kıtalar atlası “Bilme tutkusu insanları nasıl bir sona sürüklüyor. Görmek, duymak, bilmek ve öğrenmek isteyen şu zavallı cerraha gösterilmeyen saygı, sadece karanlığı, soğuğu ve sessizliği algılayan ve hiçliği bilen bir cesede gösteriliyor. Onu katleden insanlar evlerine döndüklerinde belki de çocuklarına Kubelik’in acı sonunu ibretle anlatacaklar ve bilginin tehlikelerini birer birer sayacaklar.”

Aynı zamanda felsefe doktoru olan yazar İhsan Oktay Anar tarafından 1992 Yılında kaleme alınan eserin ilk basımı 1995′ te İletişim Yayınları tarafından gerçekleştirilmiş. 2014 Yılında 51. Baskıya ulaşarak erişilmesi güç bir başarı elde eden bu fantastik roman, bilginin değeri ve sonsuzluğu üzerine yaptığı saptama ve analizlerle ortaçağ Avrupa Edebiyatı eserleriyle ciddi benzerlikler gösteriyor.

 “Hazine odasındaki paraları yağma eden şu zavallılara bak. Eğer kitaplıklardaki ciltler dolusu bilgiyi kullanabilecek durumda olsalar, talan ettikleri paranın on katını, belki de yüz katını elde edebileceklerini bilmiyorlar.”

Puslu Kıtalar Atlası’nın kanımca en önemli başarısı; fantezilerin gerçekler üzerine kurulmuş olması. Olaylar, 17. Yüzyıl İstanbulu’nun Galata başta olmak üzere bilindik semt ve mekanlarında geçiyor. Bunun bir sonucu olarak okuyucuda, tarihsel olaylar hakkında bilgileniyor, o yer ve zaman diliminden haberler alıyor hissi uyanıyor. Kitabın önsözünü kaleme alan şair ve yazar Hulki Aktunç da “Tarihsel romanlar mıdır Anar’ın yapıtları? Hayır, romanlardır. Tarihsel olan’dan yeni bir roman çıkarmak, romanı da yeniden tarihselleştirmektir ama…” sözleri ile bu önemli noktaya parmak basmak istemiş sanki.

“Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmektir. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızıkları bazen o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şevketten bir alem kurup keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlar.”

Kitapta felsefe, tarih ve mizahın etkileyici bir bileşimine şahit oluyoruz. Okuyup bitirdiğimizde, birbirlerinden bağımsızmış gibi görünen fakat nihayetinde bir iskeletin parçaları haline gelen çok sayıda öyküden oluşmuş bir roman çıkıyor karşımıza. Kurgulanan her kahramanın bir diğerlerinden tamamen farklı, çarpıcı fiziksel ve kişilik özelliklerine sahip olması, sadece ana karakterler değil yardımcı karakterlerin oluşturulması için de aynı özenin gösterilmesi övgüye değer bir nokta. Bunlara, yazarın engin hayal gücünü, akıcı ve özgün anlatımını da ilave ettiğimizde ortaya, karakter odaklı, okunması keyif veren bir roman çıkıyor.

Misal, sahibinin oğluna ilgisini kıskanan bir ayı tahayyül edip onu öyküsünün kahramanı haline dönüştüren bir yazar düşünün…

“Efendisine sarılıp uyumayı adet edinen bu ayı, böylece adamcağızı ısıtması sanki yetmiyormuş gibi, o soğuk kış gecelerinde üzerlerine örttükleri yegane battaniyeyi oğulun azıcık kendine doğru çekiştirmesine tehditkar bir homurtuyla karşılık veriyordu.”

Osmanlı İstihbarat Örgütü’nden tutun da darphaneye, dilenci loncasına, korsan denizcilere, lağımcılara varıncaya kadar döneme dair bahsi geçmeyen, girilip çıkılmayan neredeyse hiçbir kurum, kuruluş ve meslek dalı kalmamış. Üstelik bunların çalışma mekanizmaları hakkında detaylı bilgiler de verilmiş ki bu kadar detaylı bir anlatım için kapsamlı araştırmalara dayalı bir bilgi birikiminin gerektiği kuşkusuz.

“Bünyamin, babasının yatağında kıvrana kıvrana sayıkladığını farkettiğinde onu hemen uyandırdı. Arap İhsan yeğenine, eğer fazla yiyip içip rahat döşeklerde çelebi uykusu uyursa, işte böyle kabuslar göreceğini söylerken, Alibaz, uyanan adama hayretle bakıyordu. Çünkü üç yaşına kadar afyon ruhuyla sızdırılan bu zavallı yavrucakta uykusuzluk illeti vardı ve yıllardır gözüne bir damla uyku girmiş değildi. Şimdi artık pek emin olmasa bile, esneyen ve yataklarında horlayan insanların bir tür oyun oynadıklarını elinde olmadan düşünüyordu.”

Düşlerle gerçeklerin, okuyucuyu daha çok etkilemek üzere kimi zaman yarışa girdikleri, kimi zamansa kol kola girip dans ettikleri bir eser Puslu Kıtalar Atlası. Zaman zaman neyin düş, neyin gerçek olduğunu çözebilmek dahi güçleşiyor fakat yazar tarafından verilmek istenen de bu sanki.

“Sanki yüzyıllık bir uykudan uyanan bekçi, yerinden doğrulup çevresine bakınca kendisini uyandıran kişiyi göremedi. Çünkü her taraf karanlıktı. Zaten görülen ve görülmeyen bütün düşler, bu karanlığın ta kendisi değil miydi ?”.

ihsan oktay anarOsmanlıca’ya aşina bir kişi olmama rağmen beni dahi zorlayan ağır bir başlangıcı var romanın ancak bu durum okuyucuyu korkutmamalı. Olaylar geliştikçe dil, fark edilir biçimde sadeleşiyor ve masalsı anlatımı sayesinde rahatlıkla okunur hale geliyor. Yazarın, kimilerinin “hiç gereği yokken çok sayıda tarihi terim ve deyimi ard arda sıralayarak veya sağa-sola sıkıştırarak bir nevi ‘malumatfuruşluğa’ soyunduğu” yolundaki eleştirilerine katılmam mümkün değil zira, o terim ve deyimler bulundukları yerlere öylesine ustaca yerleştirilmişler ki okunurlarken göze ve dile batmıyor. Kaldı ki,  unutulmaya yüz tutmuş, mizahi anlamda hoş ve anlamlı terim ya da deyimleri yeni nesillere aktarmak, bence her yazarın üstlenmesi gereken kültürel bir sorumluluk. Buna karşın kimilerinin “Türk Edebiyatında bir dönüm noktası” veya “Yüzyıllık Yalnızlık’ ın ikiz kardeşi” türünden mubalağalı beğenilerine de katılmıyorum.

“Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işret ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikâyet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı kâinattan 7079 yıl, isa mesih’ten 1681 ve hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı.”

İletişim Yayınları 2014 Baskısı 238 Sayfa olan bu güzel eseri, büyük kitabevlerinde bulmak ya da internet üzerinden satın almak mümkün. Aynı eserin, Karikatürist İlban Ertem tarafından resimli roman haline getirilmiş baskıları da satışta.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir