Papatya Kültürü

by • 11 Aralık 2016 • Köşe, RıhtımYorumlar (0)644

say son

“Seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor, seviyor, sevmiyor…”

Papatya kültürüne tanıklık edebilmek için öncelikle bizi harekete geçirecek birilerine denk gelmeliyiz. Az süreli bakışmalarda uzun süreli yaşanmışlıklarımız varmış gibi, daha o ilk bakışmadan sonra çok özlemişim ben seni dedirtebilecek insanlara… Bizi biraz silkelemeli ve inanmaya niyet ettirmeli. Bir varsayım kurarak günlerce peşinden koşmalı ve tatlı batıl inançlarımıza sığınmalıyız. Sonuç itibariyle o kişi sizi ya seviyordur ya da sevmiyordur…

“Anlıyorum, anlamıyorum, anlıyorum, anlamıyorum, anlıyorum, anlamıyorum…”

Zaman geçtikçe kendimizi de sorgulayabiliriz. Dünü bugününü tutmayacak ve yarının ne sürprizlere gebe kaldığını bilmeden ilerlerken, sevilip sevilmediğinizi değil; maşuk kişisinin size karşı olan tutumunu anlayıp anlamadığınızı da sorgulayabilirsiniz. Yaprak bol bizde, koparsana sen de koparabildiğince!

“Konuşayım, konuşmayayım, konuşayım, konuşmayayım, konuşayım, konuşmayayım…”

Evet, artık aklı başında olan her birey gibi fırsat değerlendirmelerinize başlayabilirsiniz. Şöyle ucundan köşesinden sağlam bir laf atsam da, söz söze gelse, dertleşsek, hasta mıyız, deva mıyız bir anlasak… Demek ki bakışlar yetmiyor, istek ve arzularımızı karşı tarafa sözlü ya da yazılı biçimde iletmemiz gerekiyor. Tabii ki her zaman konuşmaya fırsat doğabilir ancak bazı kişilerin gözleri farklı ve dilleri de farklı konuştuğu için -bir de güvenme sorunu varsa insanda- bu fırsatlar değerlendirilebilir bir forma bürünmüyor. Konuşsam bir, konuşmasam bin türlü diye hesap yaparken, koynumuza gelen maşuk değil de hesap makineleri oluyor sanırım -üstelik bu hesap makinelerine isimler verip, onlarla kur/serenat alıştırmaları yapabilir, sinemalara gitmeler, kafe kafe dolaşmalar, aileyle tanışmalar derken, bu hesap makineleriyle evlenebilirsiniz. Evinizde ayrı, işinizde ayrı hesap makinesi varsa ve güneş enerjisi ile de çalışabiliyorsa, size çapkın demesinler de ne desinler?

“Birinci ay, ikinci ay, birinci ay, ikinci ay, birinci ay, ikinci ay…”

Bir önceki sayımımızda karşımıza “konuşmayayım” çıksa dahi, içimizdeki bu açılma isteği sebebiyle, bir şekilde konuşmaya fırsat aramaya devam edeceğiz. Cesaretimiz de yok diyelim… Ne yapmak gerek? Doğru bildiniz, TOTEM! Kendimize belirleyeceğimiz bir zaman diliminde kendisine ulaştığımızda bizi kabul edeceğine inanıp, karşısına dikilebiliriz. İlk bakışmadan sonra bir ay mı beklesek yoksa iki ay mı, buna henüz karar veremediğimiz için yine papatyalara sığınmalıyız.

“Zaman geçmiyor, zaman geçmiyor, zaman geçmiyor, zaman geçmiyor…”

Zaman geçmez zaten. Böyle saçma totem mi olurmuş? Kendinizi zamanla kısıtlamak büyük bir işkence! Ya hu, bu papatyalar da bitti… Geçmiyor zaman… Hem neden bana iki ay çıktı ki? 61 gün! Keşke bakışmamız Şubat’a falan denk gelseymiş. İki gün nereden baksan kırk sekiz saat? Nereden bakacaksın? Saatten mi? Bakma o saate işte, geçmiyor… Bekleyince geçmiyor, arkadaş…

“Zyprexa, xanax, zyprexa, xanax, zyprexa, xanax…”

Zaman kavramı da gidince bulabildiğimiz birkaç papatyayı da sevgili doktorumuza götürebiliriz. O da karşımızda bize o sevimli reçetesine yazması gereken ilacı rahatlıkla seçebilir. Şimdi zyprexa kütük gibi yazsa olmaz. Beyinin kimyası halay çeker… Xanax desen olmaz, kaygı seviyesi belli değil. Ama hiç üzülmeyin, papatyalar doktorlara da yardım eder.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir