Papatya

by • 11 Aralık 2016 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)512

İçimde şarkılar söyleyip dans eden küçük kız çocuğunun, papatyalardan yapılma tacından düşmüş bir küçük kurumuş papatya…

Ellerini görüyorum. Bir fırt aldığı şarap şişesinin ağzını silerken. Ucu kesilmiş eldivenlerinden çıkan parmaklarını. Bir sokak lambasının altı. Bir kaldırımın üstü. Hava soğuk ama acılarım kadar değil, bacaklarım karnıma çekilmiş oturuyorum. Bir kadının yüzüne aşkla dokunmuş elleri, şarap şişesini tutuyor sımsıkı. Konuşmuyoruz. Derin bir nefes alıyor. Öksürüp boğazını temizliyor. “Baksana,” diyor sigaradan çatallanmış sesiyle. Ona dönüyorum. Cebinden bir şey çıkarıyor. Titreyerek yanan lambanın altında bir an parlıyor.

“Bak, vişne rengiydi ruju.”

Avuçlarında duran küçük aynaya bakıyorum.

“O dudaklarını boyarken,  zaman dursun isterdim. Zaman esip giderken, elimde kalan tek şey bu. Var olmuşluğunun tek şahidi. Yoksa kendimi bile inandıramazdım uydurmadığıma… Yaşadığım sürece…”

Devamını dinlemiyorum. Yaşadığını mı sanıyorsun diyemiyorum? Ölüyüz biz, hayalleri toprak atıyor üstümüze, diyemiyorum! Elimi boynuma götürüyorum sadece, uzun bir zincirin ucunda sallanan küçük şişeye dokunuyorum. Geçen mayıs mıydı? Daha müzik susmamıştı, henüz kulaklarım uğuldamıyordu. Rüzgârlı bir gün, henüz renklerin olduğu zamanlar, daha dünya kararmadan… Saçlarımı düzeltmişti elleriyle, çılgınca dans ediyordu o küçük kız içimde. Saçlarımın üstüne yerleştirdi papatyadan tacı.

“Sana benziyorlar”, dedi. Yüzüne baktım. “Çok cesur değiller mi? Baksana nasıl sahipleniyorlar büyüdükleri yeri her şeye rağmen. Senin büyüdüğün yer burası olsun.” Elimi alıp kalbinin üstüne koydu. “Ne olursa olsun vazgeçme…”

Geçmedim, geçemedim. Müzik sustu, öldü küçük kız. Bir tek kurumuş papatya kaldı geriye…

 

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir