Ortak Sorunlar

by • 8 Ekim 2017 • Köşe, RıhtımYorumlar (0)108

Odak noktamızı bir kez daha insan olgusu üzerine çevirelim… Kendine benzeyeni kabul etmeyen ve kendine benzemeyeni ise kötülemenin ötesine geçemeyen insan olgusuna… Kendisine bir zaman birimi üretmiş olan ve toplumların toplu bir şekilde davranış yönlenmelerine göre farklı devir isimleri türetmiş insan olgusuna… Masallarla büyütülen ve gerçeklerle dövülen insan olgusuna…

“Ben sen değilim ve bu durumun bilincindeyim!” cümlesi hiç çınlamıyorsa kulaklarınızda, sorun yok demektir. Peki, ya duymaya başladıysanız? Yani, çevrenizdeki bireyleri sizin talepleriniz doğrultusunda hareket ettirmeye çalışıyorsanız ve onlar da size kulak vermiyorsa? Yaşadığınız ortam içerisinde farklı olduğunuzu hissediyorsanız ve bu durum karşısında bir şey yapamıyorsanız; kim size yardımcı olabilir ki sizden başka?

Ortak sorunumuz da tam olarak bu noktada başlıyor. Bütünün bir parçası olma çabamız içerisinde, eğer hangi parçası olmamız gerektiğine karar veremiyor ve diğer parçalardan bir tanesi olmak istiyorsak, karşımızdaki kişiler ile özdeşimlik kurmaktan kaçınıyoruz. Sen bana yaklaşmıyorsun ve ben de senden uzakta kalmak için elimden geleni yapıyorum. Sonuç: İki taraf da eksik.

Neden yaratılmış olduğunu düşünerek bulmaya çalışan ve bu çabayı sarf ederken hiçbir kaynaktan faydalanmayan birini düşünün. Belirli bir süreden sonra bırakın cevaplar bulmayı, sorular üretmekte bile güçsüz kalacaktır. Hayatın anlamını yitirdiği hızda, hissizleşme adına bir şey söyleyemem ama, isteksizlik de artacaktır. İlgi çekici bir şeyin etrafta bulunmadığı durumlarda, yenilik arayışı içerisine girmek yerine kendi kabuğuna çekilmek, daha kolay gelecek ve işte; ifadesiz bir surata sahip bireyiniz karşınızda!

Eğer bu bireylerin sosyalleşmesi adına bir çalışma yapılacaksa onlardan uzak yapılması daha doğru olur. Sürekli olarak içeride kurguladığını dışarı aktarmak isteyen iki zihin karşı karşıya geldiğinde ortaya diyalog değil, iki adet monolog çıkar. Kendi çalıp kendi dinleyen ve dışarı sesi veremediğiniz radyolar üretmek kadar saçmadır bu durum…

Ortak sorunlar, ortada durmaktadır. Tabii ki, kurtuluş yolları mevcuttur. Kurtuluş senaryolarından birincisi; “miş” gibi yapmak yerine, toplum içerisinde seçilen karakterin kendisini açığa çıkarmasıdır. Sonuç olarak, tekrar tekrar harcayabileceğiniz bir ömür verilmediğine göre, kendinizi kötü ve rahatsız duygular içerisine sokmak yerine, iyi ve hoş duygular arasında dolaşmaya ikna edebilirsiniz. Bazen bir dondurmada bulabilirsiniz bu hisleri, bazen ise bir dağın zirvesinde gün batımını seyrederken… Evet, yine tek başınıza bu sorunu çözebileceğiniz nasihat ediliyor çünkü bizleri birlik olmaktan soğuttular…

Ne yani, hiçbir tanıdığınızın duyguları sizin için önemli değil mi? Sağlığı yerinde mi, kendini huzursuz hissediyor mu, ileriki yıllarda sahip olmak istediği ev ya da araba var mı, bu aralar neden sohbetlerinizde kısa ve kestirici cevaplar veriyor, siz konuşurken neden telefonundaki bildirimleri kontrol ediyor, neden sizi size sormalarından vazgeçmiş, sizin önemsemediğinizi düşündüğünüz kişilerin sizi önemseme ihtimali var mı?

Çokça soru birikiyor. Cevap bulamadıkça, yeni bir kaynak aramak yerine, bu soruların cevaplarını kendimiz vermeye çalışıyoruz. Karşımızdaki kişilere, kendi aklımızda türettiğimiz kişilikleri veriyoruz ve kurguladığımız bu kişilikleri karşımızda bulamayınca sinirleniyor muyuz?

Ah, yine soru bulacak enerji sahibi olmuşuz… Ortak sorunlardan kurtulmak için ortak bir çalışma yapmamız gerekmez mi?

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir