Onbir Lira seksen Kuruş

by • 7 Temmuz 2014 • DemlikYorumlar (0)1691

Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Yaşlarımı meraklı gözlerden saklayıp evde akıtmaya karar verdim ve dudağımı ısırarak metroya bindim. Tıklım tıklımdı her zamanki gibi. İlk durakta inen yolcuların birinin yerine tünedim. Mutsuzca dışarıyı seyrediyordum. Beş durak boyunca yeraltında gidecektik. Pencereden bir aynaya bakıyordum adeta. Duvar donuk, karanlıktı. Yolum uzundu. Kitabımı az önce terk edildiğim bankta unutmuş olduğumu fark ettim. ‘Dönüp alsam mı?’ diye düşündüm, vazgeçtim. Onu görmek istemiyordum artık.  Zaten kitap okuyabilecek durumda da değildim. Bir şey boğazımı sıkıyor, nefes almama en gel oluyor gibiydi. Amaçsız bakışmalardan kaçınıp başımı pencereye dayadım ve karanlığı izlemeye verdim kendimi.

Vagon boşalmıştı neredeyse. İleride altı yedi kişilik öğrenci grubu kalmıştı, karşı koltuğumda da bir adam. Katlanılması zor bir koku yayılıyordu adamdan. Ocak ayının karına, buzuna rağmen üzerinde sadece boyası çıkmış deri ceket vardı. Pantolonu da mevsime göre çok ince, acemi dikişlerle yamanmış ve toz içindeydi. Kirden parlayan saçları gözlerini örtüyordu. Korku filminden fırlamışçasına ürkütücü ve tekinsiz görünüyordu. Geçen sefer böyle bir serseriye kaptırdığım çantamı hatırlayarak hemen kendimce önlemler aldım. ‘Koca metroda oturacak bir önümdeki koltuğu buldu’ diye düşünüyordum aşağılayan bakışlarımın arasında. Onunsa ne benim bakışlarımı ne de üstünü başını önemseyen bir tavrı vardı. Adamı bırakıp aşağılık sevgilimin -eski sevgilim olmuştu artık- son sözlerine döndüm yeniden.

Az sonra metro yeraltından çıktı ve çok geçmeden adamın telefonu çaldı. Kimseyi önemsemeden uzun uzun çalmasına izin verdikten sonra biraz telaşlı biraz heyecanlı: “Alo” diye bağırdı. İç hesaplaşmamı baltalamıştı bu ses ve hiç hoşuma gitmemişti doğrusu. Kınayan bakışlarımla ona doğru döndüm ama bana bakmıyordu bile. Telefonun diğer ucundan ne dediği anlaşılmayan bir kadın sesi geliyordu. Keyfim kaçmış aynı zamanda merak içimi sarmıştı. Adam: “Tamam Sibel, geliyorum” dedi, yine yüksek sesle: “Ne alacaktım sen onu söyle.” Bağırmaktan vazgeçmiyor oluşu diğerlerinin de bakışlarının adama dönmesine sebep oldu. “İki ekmek, makarna, süt” dedi elleriyle sayarak: “11 lira 80 kuruş!”  Kadın bir şeyler söylüyordu ama adam duymuyormuş gibi tekrarlıyordu sürekli: “İki ekmek, makarna, süt; 11 lira 80 kuruş”

Aniden alnına vurdu, öfkelenmişti belli ki: “Ne zaman tamamlarsam o zaman gelirim Sibel, sen beni bekleme uyu.” Deli mi acaba, diye düşünmeye başlamıştım. “Ne zaman tamamlarsam o zaman geleceğim.” dedi yine.  Dikkat kesilmiştim. Dinlememeliydim, doğru değildi, biliyordum ama bir yandan korkum bir yandan normalin çok üzerinde ses tonu… Hem neyi tamamlayacaktı? “Sen biberona su koy uyut bebeği. Son 1 durak, geliyorum merak etme. Bebeğin sütünü getireceğim ben. Su koy biberona uyut. Parayı tamamlayıp geleceğim. 11 lira 80 kuruş!”

Tiksintiyle gerginleşen yüzüm aniden gevşedi. Şaşkınlıkla bakakalmıştım adama. Bir bebeği vardı, süt olmadığı için aç uyuyacak; ve bir eşi, adam gelmeden uyumayacak. Karşımdaysa bunları alacak 11 lira ve hatta 80 kuruşu bile olmayan bir baba… Kar yağmıştı yaz ortasında evime, hazırlıksız yakalanmıştım… Ne terk edilişimin acısı kalmıştı içimde ne de hayatın bir anlamı gözümde. Bir bebek aç uyuyacaktı bu gece…

Yol boyunca ondan tiksinmiştim dış görünüşüne bakıp. Yoksul olabilme ihtimalini aklıma bile getirmeden… Kendimden utanıyordum! Hemen çantama attım elimi, cüzdanımı çıkardım. İlk defa o zaman baktı bana doğru. Cüzdanı gördü. Rahatsız olmuş olacak hemen ayağa kalkıp kapıya doğru yürüdü. “Bebeğin sütünü getireceğim ben, parayı ne zaman tamamlarsam o zaman geleceğim, aç kalmayacak!” Bu kez tiksinti dolu bakışları yönelten oydu: “Aç kalmayacak o. Onun babası geliyor!” dedi. Kapı açılır açılmaz indi metrodan. Kalabalığı yarıp merdivenlere koştu, gözden kayboldu.

Bir sonraki durakta indim. Elimdeki cüzdana bakıyordum. Tutmaya çalıştığım yaşlar süzüldü gözlerimden. Adım atacak dermanım kalmamıştı. Ayrılık acısıyla bindiğim metrodan başkasının acısıyla inmiştim şimdi. Onun mutsuzluğu benim mutsuzluğumu bastırmış, çöreklenmişti içime. Üstelik hayatımın dersini almıştım. Son sözleri çınladı kulağımda: “Aç kalmayacak o, onun babası geliyor!”

Yazan: Duygu Onbaşılar

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir