Ölümle Dans

by • 6 Aralık 2015 • DemlikYorumlar (0)460

– Yardım edin…   Yardım edin… Oğlum ölüyor yardım edin…

Bu kez gece değildi bölünen.

Kulakları yırtarcasına yükselen çığlık, henüz boşalmış yazlıkların kalın panjurlarına çarpıp yere düşüyordu.  Havanın kararmasına uzun saatler olmasına rağmen kadının çığlıkları ıssız sahil kasabasında sokak sokak, ev ev dolaşıyordu…

– Ne olur yardım edin… Oğlum ölüyor… Yardım edin… diye çığlık atan kadının, başı gökyüzüne doğru çevrili vaziyette çıldırmış gibi uzun çığlıklar atıyor, bir yandan yardıma gelen var mı diye, çevresine çok seri ve kısa bakışlar fırlatıyor, bir yandan da;

– Allah’ım oğlumu bana bağışla, Allah’ım… Onu bana bağışla, ne olur diye yalvarıyordu.

Kadının çığlıkları üzerine, nihayet ana cadde üzerindeki esnaflardan biri, sahile inmekte olan yola, çığlıkların geldiği sokağa doğru bakmaktaydı. Bakmakta ama kadının başı gökyüzüne doğru bakmakta iken atmakta olduğu çığlıklara bir anlam veremiyordu. Kadının çevresinde kendisini tehdit eden herhangi bir şey de görünmüyordu ortalarda. Yine de koşarak kadının yanına kadar gitti.

– Ne oldu yenge hanım? Diye başladığı cümlesini bitiremeden kadının çığlıkları daha bir artmış, Esnaf Ramazan’ın yüreğini katlediyordu.  Sorunun ne olduğunu anlamaya çalışan Ramazan başını gökyüzüne kaldırmış kadının baktığı yöne doğru bakıyor olayı anlamaya çalışıyordu. Kadın Ramazan’ın yüzüne bakmaksızın çığlıklar atıyor.

– Yardım edin oğlum ölüyor… Diye bağırıyordu.
– Yenge hanım sakin ol… Oğlun nerede?

Kadın, başını gökyüzüne doğru baktığı noktadan ayırmadan,

– Oğlum ölüyor. Direğin tepesinde yatıyor…

Kadının “direğin tepesinde, oğlum ölüyor” demesiyle birlikte bakışlarını bir kaç saniyeliğine direğin tepesine diken Ramazan, kadına tek kelime yanıt vermeksizin hızla ana cadde üzerinde bulunan dükkânına yöneldi.  Belki de hayatında ilk kez bu kadar hızlı koşuyordu.

Elli metre ötede bulunan dükkânına çıldırmışçasına koşuyor dükkânının kadının bulunduğu noktadan bu kadar uzakta olduğuna, olabileceğine de ilk kez şahit oluyordu. İnşaat malzemeleri sattığı dükkânına vardığında karşısına ilk çıkan kalın tel demetlerinden birini kaptığı gibi kapının önüne çıkmıştı.  Son derece soğukkanlı ve kendinden emin bir hali vardı. Çevredekilerin seslenişlerine sorularına yanıt verip zaman kaybetmek istemiyordu. Tel demetinden kestiği iki metre telle tekrar sokağın içine doğru koşarken soru soranlardan birine kısa bir yanıt verdi.

– Küçük bir çocuk… Direğin tepesinde, çarpılmış…

Son söylemiş olduğu “çarpılmış” sözcüğünü söylerken Ramazan çoktan sokağın içine dalmış, halen çığlıklar atmakta olan kadının yanına varmıştı. Dükkâna gidip elinde iki metre uzunluğunda telle dönmesi en fazla bir dakika sürmesine rağmen zaman kaybettiğini oyalandığını düşünüyordu. Acele etmeliydi. Küçük bir çocuğun direğin tepesinde hareketsiz yatıyor olması, direğin altında çaresiz bir annenin çığlıklar atıyor olması yüreğini parçalıyor ancak soğukkanlılığını kaybetmiyordu.

Henüz birikmeye başlamış olan kalabalığa dönerek var gücü ile bağırdı Ramazan.

–  Direğin etrafından ve tellerin altından uzaklaşın… Der demez de, elindeki tel parçasını elektrik tellerine savurmuştu. Fırlattığı tel hedefine ulaşmış çarpmanın etkisi ile tellerden kıvılcımlar fırlamış elektrikler kesilmişti.

Elektrikler kesilmişti kesilmesine ancak, tellerden çıkan kıvılcımları gören annenin çığlıkları daha bir artmış,

– Oğlum…  Oğlumu kurtarın! Diye feryat ediyordu.

Direkteki elektriğin kesilmesini sağlayan Ramazan, itfaiyenin ve ambulansın aranması için defalarca bağırmış çevrede toplanan insanlardan yardım istiyordu.  Gelgitler içindeydi. Gözü sokağın girişinde, kulakları da duyabileceği, duymak istediği ambulans ve itfaiye sirenlerindeydi. Ama yoktu. Ne bir ses, ne de bir seda yoktu. Aynı anda itfaiye olmak, ambulans olmak, doktor olmak geçiyordu içinden. Çocuğu direkten indirip, annesine koşarken görmek, anne ve oğlu birbirlerine sarılmış görmeyi ne çok istiyordu şimdi.

Oysa ne itfaiye vardı görünürde, ne de ambulans.  Yüzünü hemen arkasındaki evin bahçesine dönen Ramazan gözlerinden süzülen bir kaç damla gözyaşını siliyor, kendi çocuklarını geçiriyordu aklından.

– Allah’ım çocuğu annesine bağışla Allah’ım… Diye sessizce yalvardı Tanrı’ya.

Birdenbire yükselen çığlıklar nedeni ile geriye döndüğünde, az önce sokağı dönerken yanıt verdiği tek insan Göksel’in direğe tırmandığını görmüş,

– Göksel… Çıkma Göksel… Diye bağırıyor, ancak arkadaşı ne Ramazan’ın ne de başkalarının bağırışlarını duymuyordu.

“Ramazan görevini yaptı simdi sıra bende” diye geçiriyordu aklından. Bir yandan direğe tırmanıyor, bir yandan da çocuğun yaşıyor olması için dua ediyordu. Saniyeler içerisinde direğin ortalarına varan Göksel, gözünü çocuğa dikmiş, yattığı yerde hareket etmemesini diliyor gözünü çocuktan ayırmıyordu. Birden alnının tam ortasında inanılmaz bir acı hissetti. Başını o hızla direkteki çıkıntılardan birine çarpmıştı. Bir an durup aşağı dönmeyi düşündü, ancak;

– Ya çocuk!  Ya çocuk yaşıyorsa… Kendine gelir de hareket etmek isterse!  Gerisini düşünememişti bile bütün gücü ile direğin tepesine çocuğun yanına doğru tırmanmaya devam etti.

Nihayet direğin tepesinde yatmakta olan çocuğun yanına varmıştı. Yüzü gözü kanlar içinde kalan göksel çocuğa dokunmak için elini attığında, yaşıyor olması için Allah’a yalvarıyor, dualar ediyordu. Aşağıda bir sessizlik oluşmuş herkes Göksel’in ağzından çıkacak sözleri bekliyordu…

– Çocuk yaşıyor… Çocuk yaşıyor… Diye bağırmıştı Göksel.

Az önce acı acı çığlıklar atan anne, simdi ise mutluluktan çığlıklar atıyor gözyaşlarına hâkim olamıyor nerede bu kahrolası itfaiye, nerede bu kahrolası ambulans diye bağırıyordu. Yaklaşık yarım saat önce haber verilmiş olan itfaiye’den de, ambulans’tan da eser yoktu. Çevrede toplanan bütün insanlar gözlerini direğin tepesine kulaklarını da, duymak istedikleri siren seslerine dikmişlerdi.

Aşağıda bunlar olurken, direğin tepesinde çaresizlik içinde duran Göksel gözyaşlarına hâkim olamıyor, bir yandan da olurda çocuk kendine gelip hareket ederse düşmesin diye çocuğun bir kolunu sımsıkı tutuyordu.
Çocukları geldi aklına… Diğer çocuklar da geldi aklına…  Yoksul, aç, sahipsiz, devleti olmayan çocuklar geldi aklına… Gözyaşları, alnından akan kanlara karışıyor direğin tepesinden yerlere akıyordu. Yanında iki kişinin belirdiğini görünce rahatlamıştı. İtfaiye yoktu ama iki insan daha vardı yanında. “Demek ki çocuklarımız yalnız değil bu ülkede” diye geçirdi aklından.

Diğer iki insanın yardımı ile çocuk direkten indirilmiş, bir araçla en yakın hastaneye gönderilmişti.

Notlar;
-Ambulans beş dakikalık mesafeden ancak yarım saat sonra gelebilmiş, itfaiye ise ertesi günü telleri onaran elektrikçilere eşlik etmek amacı ile olaydan 24 saat sonra olay yerine varmıştı.

Yazan: Hasan Karayük

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir