Ölüme Görülen Düşler

by • 9 Ağustos 2015 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)837

“Ne olurdu, seninle tatlılaşsaydım yaşayış zaten acı.
Ne olurdu,sen razı olsaydın benden de herkes kızsaydı bana.
Ne olurdu,seninle aram düzgün olsaydı da
bütün alemlerle aram açılsaydı,dünya yıkılıp yansaydı.”

Mevlana

 

Uyandığında ilk yaptığı iş eliyle önünü yoklamak olmuştu. Elini pijamaya götüreceği bir kaç saniye Allah’ım inşallah bu gece olmamıştır, bitmiştir artık diye dua etmişti ama nafile. Önü ıslaktı ıslak olmasına da onu utandıran şey bu değildi. Bunu anasına nasıl anlatacaktı onu korkutan şey buydu asıl. Anasının sabah namazını kılıp geri yatmasını bekleyecekti önündeki kirden arınmak için. Yatak çok soğuktu ama rüya öyle miydi hiç, sıcacıktı içini ısıtıyordu. Eliyle önünü yokladı tekrar ama rüyayla birlikte sönüp gitmişti o da. Üç gündür gördüğü rüyayı eksiksiz noksansız hatırlıyordu. Rüya değil de dizi filmdi sanki mübarek; üç gecedir aynı kadın aynı mavi gözler. Usul usul çağırıyordu, karşı koymak ne mümkün, hem de 20’li yaşların ortasında bakir bir erkek için.

Rüyalardan rüya gibi bir dünya inşa etmeye koyulmuştu. Kimi gördüğünü çok iyi biliyordu da bildiğini bilmemesi gördüğünü görmemesi gerekiyordu. Üç gecedir gördüğü düşlerden onu en çok etkileyen şey maviden de mavi gözler olmuştu. Bakanın gözlerini delip kalbine giden bir yol bulmuş gibi yakıcı gözler. Gözlerin sahibini de iyi tanıyordu: Zeliha… Ne gök mavisiydi bu ne başka bir şey, Zeliha mavisi olmuştu o gözler artık. Koskoca köyde rüyalanacak başka kadın kalmamış gibi muhtarın karısını mı… Tövbe tövbe. Kime nasıl anlatırdı bunu. Anasının geri uyuduğuna kanaat getirince yavaşça doğruldu. Yorganı kaldırdı üstünden, önce kolunu çıkardı, buz gibiydi. Yavaşça çıktı yataktan. Ayak uçlarında yöneldi kapıya, sanki bütün köy onu izleyip ayıplıyor gibi geldi bir anlığına, hatta camdan kontrol bile etmişti, kimsenin bakmadığını görünce rahatladı. Alabildiğine sessizce açtı kapıyı anasının duymasına engel olmak için, geri gelirken de zorluk çıkarmasın diye aralıklı bıraktı. Doğruca banyoya yöneldi, kirden arınıp temizlenmeliydi. Suyu ısıtmak için banyodaki odunları kullanacaktı ama suyun ısınmasını beklerse anası uyanır onu banyoda görür ve ne olup bittiğini anlardı. Çok beklemedi bu yüzden, önce pijamasını çıkarıp kapıdaki çiviye astı, sonra ıslak fanila donundan kurtuldu, besmele çektikten sonra soğukluğu ta içine işleyen suyla temizlendi. Niyet edip etmediği geldi aklına. Etmişti tabii, hem şu an burada olması niyete en büyük delil değil miydi? Ya üç gündür gördüğü birbirinin noktasına virgülüne varana dek aynı olan rüyayı ne yapacaktı, bundan nasıl kurtulacaktı? Daha doğrusu kurtulmak ister miydi?

Bu rüya yüce yaradandan gelen bir delil diye düşündü önceleri. “Bak” diyordu “Zeliha orada, git al.” Sonra vazgeçti bu düşünceden: “Yerin, göğün bütün bu düzenin sahibi senin kıçı kırık rüyanla mı hemhal olacaktı. Daha neler canım.” Lakin bir şey yapması gerektiğinin farkındaydı. Bir gece daha aynı rüyayı görmeye dayanamazdı. Aklını yitirecekti mazallah! Banyodan çıkar çıkmaz doğruca odasına yol aldı. Önce temiz bir don giyip ayıp yerlerini örttü, aklına yine rüya geldi. Üstünü giyerken anasının uyandığını işitti. Mutfağa gider, ocağı yakar, çorbayı kaynatır, her şeyi hazır eder, en son uyandırmaya gelirdi oğlunu. Bir sene önce kaybettiği kocası yemekte çorba olmayınca ne yediğini anlamazdı, belki kocasının gidişine inanmadığındandır her öğünde çorba kaynatması. Anası odaya girdiğinde yatakta uyuyor numarası yapıyordu, oysa gözlerini sıkıca kapamış düşünüyordu. Üç gecedir onu kirleten rüyayı, masmavi gözleri, Zeliha’yla muhtarı o iş üstünde düşünüyor, düşündükçe midesi kalkıyordu. Zeliha’nın babası şehirde kumar illetine alışmış hatrı sayılır borç yükleyip omuzlarına, soluğu köyde almıştı. Borçlarını ödemek için satacak hiçbir şeyi olmadığından kızını borçlarını ödemesi karşılığında verdi muhtara. Herkes bilirdi bunun böyle olduğunu da kimse dile getiremezdi korkusudan. Tam 3 doğum yaptı ama bir görsen güzelliğinden zerre kaybetmedi, aksine daha bir güzelleşti. Muhtarın kocaman göbeğinin altında olduğunu getirdi bir an aklına ve o saniye ne yapacağına karar verdi. Kahvaltının ardından anası evden ayrılır ayrılmaz odaya girip sandığı açtı. Babasından kalma altı patlar Smith Wesson’ı aldı, içine intizamlı bir şekilde mermileri yerleştirip taktı beline. Önce muhtarı vuracak sonra Zeliha’nın karşısına geçecekti. İyi de Zeliha onu isteyecek miydi? İsterdi tabii hem rüya vardı ya. Vardı da Zeliha’nın bu rüyadan haberi var mıydı? Hem kim istemişti ondan kocasını vurmayı? Ama rüya… Boşuna değildi üç gün üç gece aynı şeyleri görmesi. Dünya üzerinde ne boşunaydı ki bu boşuna olsun. Rüyada olanlar ona gösteriliyordu. Niye başka biri değil de Zeliha’ydı? Sebepsiz değildi onu görmesi, hem de aynı biçimde her şeyiyle aynı rüyada.

Tüm bu olanları olacakları gördüğü rüyayı düşünürken kendini muhtarın evinin kapısında buldu. Ne ara gelmişti buraya, yok yok gelmemiş getirilmişti. Al sana bir işaret daha görmesini bilirsen. Sessizce muhtarın evden çıkmasını bekledi ama çıkacağı yok gibiydi muhtarın. Bekledikçe içini kuşku kaplıyordu. İlk andaki isteği yavaş yavaş yerini acabalara bırakıyordu. Öyledir aşkların bile son tüketim tarihi vardır, mum dahi sıkılır da etrafına ışık vermekten zaman sonra erir gider. Orada ne kadar beklediğini bilmiyordu tam muhtarın evden çıkmayacağına kanaat getirip gidecekken kapının açıldığını işitti. Muhtarı gördü, daha doğrusu önce kocaman göbeğini sonra yüzünü gördü. Arkasından takibe koyuldu. Dereyi geçip bağların arasından yürüdüler, köyün su deposuna bakmaya gidiyordu muhtar. Yıllardır muhtardı muhtar olmasına da yaptırdığı elle tutulur tek şey bu su deposuydu. Gözü gibi baktığı yerde hayata gözlerini yumacak deyip güldü. Silahı kontrol etti, “burası en müsait yer” diye düşündü, kalp atışları köy meydanından duyuluyordu.

Bir sıcaklık hissetti önce, rüyada olduğu gibi değildi bu canını yakıyordu. Yavaş yavaş kapanıyordu gözleri, ağzına kekremsi tat geldi, yüzünü buruşturdu “yine rüya görür müyüm” diye düşündü, “düşlerde dahi ona kavuşacaksam varsındı kıyamet kopsundu” dedi. Üç gecedir uyandığında üstüne çöken yükten kurtuluyordu. Hafiflediğini hissetti, hani bıraksan kanatsız uçacaktı. Göz kapaklarına tonlarca ağırlık konmuş gibi kapanıyordu, açmaya çalıştı son defa ama boşa çabalıyordu. Yumdu gözlerini sımsıkı yüzünde beliren tebessüm ile hem bu sefer numaradan da değildi.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir