Ölüm Oyunu

by • 2 Temmuz 2014 • Kitap, Kitap İncelemeleriYorumlar (0)1474

battle_royale_by_a_lm_n-d4t144s

Ölüm Oyunu/Battle Royale konusunu okuyanların aklına ilk olarak şu sıralar popüler olan “Açlık Oyunları” serisi gelecektir muhtemelen. Fakat Koushun Takami’nin yazdığı 624 sayfalık roman 1999 yayınlanmış. Japonya’da çok satanlara girmiş ve hemen film haklarını alınmış.  Ve ayrıca film Japonya’da yasaklanmış ve sansürlü halde yayınlanmış daha sonra.

 Yazarın hakkını vermek gerek son zamanlarda çıkan yumuşak distopya kitaplarına benzemiyor. Son derece gerilimli ve kanlı. Büyük Doğu Asya Cumhuriyetinde geçen hikaye, distopyalardan alışık olduğumuz şekilde totaliter bir ülkenin kurbanı. Hukuk, ülkenin elinde deyim yerindeyse eğilip bükülebiliyor.  Örneğin, ortada bir karşı çıkma durumu varsa veya akla isyanı çağrıştıracak kelimeler bile duyulsa hükumet istediğini hiç sorgulanmadan öldürebiliyor.

Bizi böyle iğrenç bir oyunun içine iten bu lanet olasıca ülkeyi yerle bir edeceğim.

Kitapta, yarışma için her sene herhangi liseden bir sınıf öğrenciyi seçiyorlar ve öğrencilerin yarışacakları yere gidene kadar yarışmadan haberi olmuyor. Bu oyunda hiç kimsenin seçilmeyeceğim deme lüksü yok, en yüksek bürokratların bile çocukları seçilebilir ve karşı çıkmalarına imkan yok. Programa dahil edilen 42 lise öğrencisine tek bir tanesi sağ kalana kadar birbirlerini öldürmelerini söylüyorlar. Her birinin boynunda patlayıcı bir tasma var, oyuna başlarken her birine bir çanta veriliyor. İçinde rastgele silah ve kısıtlı yiyecek var. İki gün süren bu oyunda oyuna katlanamayanlar, delirenler, çıkış yolu arayanlar ya da oyunu ciddiye alıp son kalan olmak isteyenlere kadar her türden öğrenci var.

battle royale

Kitap “Hayatta kalmak için arkadaşlarını öldürebilir misin?” mottosu üzerinden gidiyor. Bir yandan, her gün sınıfta gördüğün, birlikte güldüğün belki aşık olduğun insanlar ama bir yandan da elinde silahlarla gezen, olabilecek her türlü şekilde öldürmeye ve hayatta kalmaya çabalayan çocuklar. Aslına bakarsanız korkunç bir durum, öl ya da öldür. Oyunda öğrenciler panik olmuş durumdalar. Ve yazarın kalemi karakterlerin iç dünyalarını yansıtmakta çok başarılı. İlk yarı olarak adlandırabileceğim kısımda bir çok ölüme şahit oluyoruz, çoğu akılda kalmıyor. Her bölümün sonunda kalan yarışmacı sayısı belirtiliyor. Daha sonraları sayı azaldıkça karakterlerin iç dünyalarına dalıyor yazar, geridönüşler (flashback) ile öğrencilerin oyundaki tutumlarına açıklık getiriyor. Susanne Collins’in Açlık Oyunları karşılaştırmalarına gelince, esinlenmelenin olduğu aşikar ama kitaplar birbirinin aynısı da değil. Güzel bir konudan iki farklı yazar kendi kalemleriyle iki farklı kurgu ortaya çıkarmış. Modern Japon edebiyatına alışık olmayanlar -ben!- isimleri hatırlamakta güçlük çekebilirler.

İçindeki mesajlarıyla oldukça dolu olan kitap Takami’nin kalemiyle harika bir esere dönüşmüş. Sonuç olarak yılın başarılı distopyaları arasında sayılabilecek kitabı, isim konusunda zorlanmayıp okursanız seveceğinizi düşünüyorum.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir