Ölüm Adası – Korkaklara Yer Yok

by • 9 Ekim 2016 • Kitap, Kitap İncelemeleriYorumlar (0)569

1On altı yaşındaki boks şampiyonu Carl Freeman, güçsüzleri yumruklarıyla savunmayı alışkanlık haline getirdiği için bir türlü beladan uzak duramaz. Kimsesi olmadığı için hayatı koruyucu aileler ile ıslah evleri arasında mekik dokuyarak geçen Carl, girdiği son kavgada rakiplerinin hepsini hastanelik edince çıkarıldığı mahkeme tarafından cezasını çekmek üzere dış dünyayla bağlantısı olmayan bir adaya gönderilir.

Burası bir evi, bir ailesi ve bir geleceği olmayan çocuk suçluların son durağıdır. Ülkenin uzak bir köşesine kurulmuş olan bu kamp kimsesiz çocuklara merhamet göstermeyen sadist eğitim çavuşları tarafından yönetilmektedir. On sekiz yaşına kadar burada kalmaya mahkûm edilen Carl kurallara uyup cezasını çektikten sonra hayatında yeni bir sayfa açmayı planlar, hatta burada yeni arkadaşlar edinip Octavia adındaki gizemli bir kıza aşık olur. Ama acımasız çavuşlar, yorucu eğitimler, ağır cezalar buz dağının yalnızca görünen kısmıdır. Burası aslında gidenin bir daha geri dönmediği, çocukların avlanarak ya da idam edilerek öldürüldüğü, kesimhane denilen gizli bir devlet laboratuvarında denek olarak kullanıldığı bir ölüm kampıdır. Carl diğer çocuklar tarafından avlanmadan ya da kesimhaneye gönderilmeden önce buradan kaçıp dış dünyayı bu adanın varlığından haberdar etmek ve sevdiklerini kurtarmak zorundadır.



John Dixon’un ilk kitabı olan Ölüm Adası -özgün adı Phoenix Island- GO! dilimize kazandırıldı. 462 sayfalık YA hikayesi şiddetten, sadakatten, sırlardan ve arka planında bilim-kurgudan destek alarak temposu kitap boyunca hiç düşmeden devam ediyor.

Adada korkaklara yer yok. Annesini ve babasını kaybettikten sonra yetimhaneleri ve koruyucu aileleri gezen Carl en son olarak kimse başa çıkamadığı için Feniks Adasına -neden okunuşuyla çevirmişler bilmiyorum- yollanıyor. Dış dünyayla temasın yasak olduğu izole edilmiş, onun gibi çocukların olduğu bir kampa. On sekiz yaşına kadar orada kalmak zorunda, çıkışı yok ve eğer oradan da atılmamayı başarırsa sabıka kaydı silinecek. Bu Carl için neredeyse bulunmaz nimet gibi, on sekizinden sonra normal bir hayat yaşayabilir.

 Bir gün gelecek ve dünyaya neden geldiğine karar vermek zorunda kalacaksın, evlat.

Bir umutla gittiği Feniks Adası tabii ki düşündüğü gibi çıkmıyor. Askeri şartlar var çok daha sert, acıma yok. Orada bir kaç arkadaş buluyor ve Octavia ile tanışıyor. Kitapta Carl’ın değişimini sağlayan en önemli karakterlerden biri Octavia ve diğeri de adadaki tek arkadaşı Ross. Ama ada hakkında bir şeyler öğrendikçe soru sormaya ve sorgulamaya başlar. Neden sadece yetimleri alıyor? ABD sınırları içerinde olmamasının nedeni ne?

Cevapları buldukça adanın sadece bir ada olmaktan çok uzak olduğunu anlıyor. Eğer buradan kurtulmazsa kimsenin onun ölü olup olmadığının bile farkına varmayacak. Ve iki aşamalı olan kampın ikinci aşamasında sadece güçlü olanlar ayakta kalabiliyor..

phoenix-island-1

Kitabın en güzel yaptığı şey temponun hiç düşmemesi. Kitap sizi nereye yönlendireceği konusunda çok gizemli davranmıyor ama oraya giderken sizi peşinden koşturuyor. Carl’ın boks şampiyonu oluşundan, öfkesini kontrol edemeyen ergene, adaya uyum sağlayan bir gence ve oradan da kendini keşfedişine, daha ilk kitabı olmasına rağmen yeterince güzel geçiyor John Dixon. Aklınızda belki ayrıntıları kalmasa da en azından iki kitaplık serinin ilk kitabından akıp giden bir kitap okuduğunuz kalacaktır.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir