Mutluluğun Çukuruna İlk Adım

by • 10 Nisan 2016 • DemlikYorumlar (0)593

Mutluluğu ararsın her daim. Yaşanan onca acıdan sonra gökyüzünden düşen damlalar gibi mutluluğun sana gelmesini beklersin. Her nefeste çektiğin acı kadar sevinç hayal eder, mutluluğu kendi hakkın bilirsin. Oysa ne kadar az değil mi sevilmeye yakışır insanlar. Onlar ki binlerce sevgi sözcüklerini hiç söylememiş gibi giderler ve kalır geride bomboş, toplanmamış bir yatak. Evet, kimileri öyledir; ne kadar mutluluk istese de acı besler onları. Onların mutluluğu başkasının acısıyla yaşamaktır. Çünkü mutluluk kadar keder, vuslat kadar hasret de bağımlılık yapar. Uzaklara bakmak bir yana burnumuzun dibinde bir kibrit çaksak dünyayı yanıyor zannederiz. Basit zevkler mutlu ederken bir bakarsın dünyalar dahi senin olsa, sen küçük mızmız bir çocuk gibi ille de “o” dersin. Yok parasızlıktan değil, sevgisizlikten alamazsın canından çok istediğin “onu”. O ki ömrünü yolunda harcayacağın, bir ömür bağlı olacağın, bir yol gibi hep yürümek istediğindir. Baharlar açar bahçesinde ve seni daha da çeker kendisine. Ne kadar virajlı olsa da bırakmazsın sen onu. Gün olur yol biter çiçekler solar. Bir de bakmışsın ömür bitmiş kimse kalmamış. Öyle bir ömür ki bir buçuk sene asırlar gibi gelir. Yaşadığın anılar aşman gereken bir dağ gibi önünde birikir.

Bulunduğun mekandan, andan soyutlandığını hissettin mi hiç. Bir yalanı yaşadığını? Ben diye başlayan her cümle, içinde yalanlar dolu pis su barındırır. Benliği sadece kendinde olana ben nasıl inanayım. Aşkın şarabından bir kadeh içip bir ruhta iki can taşımayana yürek inanır mı? İşte insan böyle soyutlar kendini. Bazen gidemezsin, bütün imkanlar açık olsa da gidemezsin. Tam değilsindir çünkü, senin canın yanındadır ama ya canan? O nerede. Bu dünyada herkes bir vakit yalnız olabilir ama tek olmanın yalnızlığın manasını anlamak için öğrenmelidir insan, yalnız olmaktan ziyade yalnız kalmanın ne olduğunu. Fikrimce hiç kimse yalnız değildir bu dünyada. Elbet herkesin cebinde biraz umut, biraz mutluluk, biraz da geçmiş vardır, gözyaşlarının arasında. Gitmeye dair istek, insanın en çaresiz anına tekabül eder; çünkü geçmiş yakasında, anılar önünde bir dağdır. Yol bitmiş ve ömür tükenmiştir. İstemenin de bir adabı vardır ama gitmeye dair istek bütün adap ve erdemleri yıkmaya muktedirdir. Herkes anlayamaz bunu ama herkes tıpkı intihar gibi en az bir kere ister çekip gitmeyi.

Geceleri yatamaz olursun. Dinlediğin müzik bile artık morfin etkisini kaybetmiştir. Sanki kalbinde yeni bir kıta keşfetmişsin de adına da aşk acısı dediğin küçük adacıklar oluvermiştir. Küçük odacıklarda aşk adacıkların olur, kıyısına da hep sevdiğinin saçları vurur. Hiç görmesen de bilirsin neye benzediğini. Gecenin bir yarısı kokusu yakar vücudunu, kokusunu çekmişcesine. Ne anlama gelir bilinmez artık gece dediğimiz karanlık. Zaman ilerler, günler geçer ama adını hatırlatan ne varsa geçmez olur. Geçmişin verdiği acıdan anlarsın henüz geçmediğini. Güneş doğarken ardından tepelerin, bırakmak istersin bütün benliğini, bilinmeyen dağların arkasına. Konular anlamını yitirir, güzele dair ne varsa o olur ve bozar bütün yapıları. Sanki o hep seninmiş de onsuzluk seni gebertircesine bitirirmiş gibi. Onun unutamadığın kokusu sigaradan derin nefes çekercesine dolar içine. İçin içine sığmaz ama sen yine de öldüm demeye korkarsın. Korkarsın çünkü sen mızmız bir çocuk gibi ille de “o” desen de onu alamazsın. Dedim ya dünyalar senin olsa da, sen ona ölürsün, o başkasına. Gözlerine resmini yaptığın güzel gün gelir ama o gelmez…

Gelmeyen herkesin adına içelim, hiç ama hiç gelmeyecekmiş gibi…

Yazan: İsmet Yıldırım

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir