Mesafeli Yaşam Sözleşmesi

by • 13 Ağustos 2017 • Köşe, RıhtımYorumlar (0)52

Eğer aralamakta olduğunuz perde size soğuk geliyorsa, cehennemden dışarıya çıkıyorsunuz demektir. Uzaklarda üşüyeceğiniz bellidir fakat bazen gitmek gereklidir.

Böylesine kesin yargılarla konuşmaya pek alışamadığımdan dolayı, lafı birazcık dolandırarak ve esrarengiz kılarak, derdimi anlatmama izin verin. Öncelikle, bir bireyin yaşamdan vazgeçtiği noktalara kadar uzanalım. Hiçbir şeyden zevk alamayan, zevzek, bir sonraki adımı belli olmayan, kararsız, içine kapanık, yerli yersiz sırıtan ve genellikle somurtan bir karakter yaratalım. Gözümüzün önüne gelen şey; yaşamak için bir amacının kalmadığını düşünen ve bu sebepsizlik içerisindeki varlığını sorgulayan bir birey olmalı. Yakından incelemek istediğimizde bizden uzaklaşmalı ki ortaya “Mesafeli Yaşam Sözleşmesi” denen kavram çıkabilsin.

Peki, nedir bu sözleşmenin maddeleri? Kimlerle yapılır? Yürütme ve yasama organları nelerdir/kimlerdir? Bu yarattığımız karakterden evvel, mesafeli yaşamdan söz edebilir miydik?

Mesafeli Yaşam Sözleşmesi’nin birinci kuralı; sesli düşünmemek olmalı. Çok basit! Kapa çeneni ve içinden sorgula. Dışından düşünürsen, Allah göstermesin, birisi derdine derman olur da bu sözleşmeyi yırtıp atmak zorunda kalırsın. Hem zaten, dışından düşünen kişilerin sordukları sorular cevap bulmak için değil, bir şeyleri cevapsız bırakmaya çalıştıklarından değil midir? Yarattığımız bu karakter, anlam verilemez olmalı, anlaşılabilir değil!

İşbu sözleşmenin kararınca, taraflar arası mesafe hiçbir zaman ortadan kaldırılmamalıdır. Örneğin, karakterimizin ayak serçe parmağını bir kanepeye çarptığını ve odadaki kişilerden birisinin de “Oha, çok acımıştır! Acıdı mı lan?” dediğini düşünelim. Karakterimiz burada acısını paylaşmak yerine; “Kalbur üstü pervane, vur dibine dibine…” , “Transfer dönemi de kapandı be, Hacı Dayı.” , “Mütemadiyen gittiğim bir sağlık ocağında da ipeksi tenim isilik döker.” vb. şeyler söylemelidir. Konu her zaman dağıtılmalı ve karakterimiz hakkında bilgi sahibi olamamalıyız.

Baktık ki karakterimiz yavaştan sosyalleşmelik hareketlerde bulunuyor, işbu sözleşmenin yaptırımlarını hatırlatarak kendisine korku salmamız gereklidir. Durduk yere bu karaktere “Yaşlanıyorsun, azizim.” demeliyiz. Ya da “O kadar çikolata yersen popişin düşer ve ağlarsın. Diyabet olursun. Şeker bu, şeker! Şakası yok, birader.” falan demeliyiz. Karakterimiz kırk yılda bir mesafesiz yaşama niyetlense de onu bu kararından vazgeçirmeliyiz.

Mesafeli Yaşam Sözleşmesi’ni kabul eden her bireyi, topluma hizmet veren sektörlerde çalıştırabilirsiniz. Bayat muhabbetleri, sıkıcı ısrarları, rahatsız edici bakışları ya da ne bileyim, gereksiz çıkışları yoktur. Onlara, inanacakları ve savunacakları birkaç olgu sunun yeter. Gerisi kendiliğinden gelecektir. Meselâ… Meselâ, biz bu karaktere “disiplin” ve “kul hakkı” konularında inanç sağlatalım. Acı çekmeden yaşayabileceği gün sayısı nedir? Saat? Dakika? Saniye? Geçin bu işleri!

Mesafeli Yaşam Sözleşmesi’nin 109 maddesinin hepsini burada yazacağımı düşünüyorsanız, çıldırmışsınız siz! Son bir madde daha yazarım, yeter. Valla işim olmaz. Gidin, sözleşmenin aslını alın, okuyun. Bana ne la, bebik, bana ne?

İşbu sözleşmenin yürürlükte kalmasını sağlayan en önemli koşul; yaratılan bir karakterin, kendisi dışında yaratılmış başka bir karakteri yönlendirmesidir. Evet, oyun konsolları boş yere üretilmiyor. Siz de haklısınız…

Onlara anlattım, azizim. Bütün bildiklerimi anlattım. Hayır! Bırak onu! Kıracaksın!

Bu sözleşmenin en kötü yanlarından bir tanesi de beklemediğiniz anda sizinle konuşan bir kendinizle karşılaşmanızdır. Susmak bilmeyen sizlerle konuşmaya başlarsanız, dikkat dağınıklığı yaşayabilirsiniz…

Çünkü patatesler yeterince kızartılmıyor. Elma dilim patates istesen ne olurdu ki? Bana tek kişilik, ilerlemeli bir oyun satabilir misin? Oynarım, olur. Paket yap, “evde oynarım” demek istedim…

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir