Mektup Tarifi

by • 12 Şubat 2017 • Köşe, RıhtımYorumlar (0)390

Gerekli hâl ve koşulların sağlanmasından sonra, bir mektubu meydana getirmek için tarifler sunmak çılgınlık sayılabilir. Peki, neydi bu gerekli hâl ve koşullar? Öncelikle yazacak gerçek veya tüzel bir kişi bulmalıyız. Bu kişiye anlatacak bir konumuz ya da aktarmak istediğimiz bir duygunun yoğunlaşmasından meydana gelen cümlelere sahip olmalıyız. Sonrasında bu düşünce ya da duygularımızı yazın tipine bürüyebileceğimiz araç ve gereçlere sahip olmalıyız. Evet, bir kağıt ve kalem de olabilir bu, bir bilgisayar da!

Birkaç mektubu örnekleri ile işlemek; bizlerin kararmış olan zihnimizin bulantılarını giderecek ve bizleri mektup yazmaya teşvik edecektir. Favori mektuplarımızdan olan, aranızda hiç müntehir tanıdığı olan var mı bilmiyorum ama, sanırım intihar mektuplarıdır;

“Selam. Allah hepinizi kahretsin. Çok zor yaşamak. Öldüm ben.”

Gördüğünüz üzere, müntehir kişiden, edebi açıdan harikalar yaratması beklenmez ve bu sebepten dolayı en kolay ve en sevilen mektup tipidir, intihar mektupları. Peki, ya tüzel bir kişiye yazıyor olsaydık bu mektubu? Ya birisini şikayet edecek olsaydık? Nizama uymamız gerekmez miydi;

“Sayın Flaşşlop Sıvı Sabunları Müdürlüğü’ne,

Bu sabunlar kokmuyor ve paramı iade etmenizi istediğimde ‘e- kullanmadığın sabun nerede’ diyen ukala çalışanınıza, çöpe attığımı belirttim. Bana hakaret edip, tokat attı. Bana paramı verin ve hepinize dava açacağım.

Saygılarımla.”

Günümüzde “kısa mesaj” kavramının yaygınlaşması ve görsel ifadeler kullanımıyla da desteklenerek, kendimizi cümlelerimizle değil de birkaç kelime yanında emoji olarak betimlemeye çalıştığımızdan ötürü, gerçek kişilere fazla mektup atmaz olduk. Aslına bakarsanız, kimsenin kimseye mektup yazmaya çabası bile bulunmuyor sanırım. Karşılaştığınız bir tanıdığınıza “Aynı işte… Yuvarlanıp gidiyoruz”un ötesinde bir cümle kuramıyorsanız, zaten mektup atmanızı bekleyen de olmayacaktır. Mektup için gerekli koşulları oluşturmamız gereklidir. Peki, gerçek bir kişiye karşı nasıl koşullar oluşturulabilinir? Söyleyecek bir şeyimiz mi yok, yoksa söyleyecek şeylerimizi mi ifade edemiyoruz?

“Sevgili Canısı,

Dün öğle yemeğinde öylesine hararetli konuşuyordun ki, çiğnemekte olduğun tavuk parçacıklarının benim tabağıma düşüşüne ağır çekim olarak tanıklık etme fırsatına eriştim. Sana her ne kadar ‘diyetteyim’ dediysem de değildim ve bildiğin aç kaldım. Normalde o ağzını öpesim falan gelir ama içinde gevelediğin şeylerin tabağıma intikal etmesi resmen bir cinayet, bir mide bulantısı ve kendinden vazgeçmişliktir.

Bu mektubu alır almaz telefonuna sarılıp ‘adamsan yüzüme söyleseydin ya lan’ deme sakın. Biliyorsun ki ‘lan’ kelimesine alerjim var. Hoş, o kelimeyi kullanmayacak olsan da hemen arama. Çok affedersin, bir yerlerin yiyorsa, bana cevabını mektup olarak gönder. Eminim ki dört bağıntısız cümle ötesine geçemeyeceksin. Bunun anlamı ne, biliyor musun? Nereden bileceksin ki…

Kusayım ağzına!”

Peki, insanoğlu sadece sinir krizleri, öfke, eleştiri, veda ya da bunlara benzer olumsuz hislere sahip olduğunda mı mektup atmalıdır? Tabii ki hayır. Fakat “mutluluk, huzur, sevgi, aşk” gibi olumlu hisleri uzun süre zihnimizde tutamadığımız için, bu günlerde iyiye haberci mektuplar yazmak zorlaşmaktadır. Yazının başında da belirttiğim gibi, koşullar sadece etrafa bağımlı olmadığı gibi, biraz da size bağlıdır.

Yazın o hâlde, tüm olumsuzluklara rağmen karşınızdakileri tebessümlere boğabilecek bir mektup. Tanımadığınız kişilere gönderin bu mektupları. Belki birilerinin dokunulması gerekilen duygularına temas edersiniz de birkaç hayatın daha rotasını cennete yöneltirsiniz.

Mektuplarınızı beklerim…

 

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir