Marina Abramovic & Ulay

by • 8 Şubat 2015 • Araştırma, RıhtımYorumlar (0)1722

AAA-AAA, 1978

Abramovic UlaySes üzerine bir performans yapıldığı için ve tek harf odaklı “A” harfinin kullanılması anlamlandırılarak “AAA-AAA” başlığı seçilmiş. “AAA-AAA” sesin nasıl çıktığını anlatırken aynı zamanda da bunun bir diyalog üzerine kurulu olduğunu da belirtiyor. Çünkü performans iki kişi tarafından karşılıklı ilerliyor. İş “bağırma ve çığlık” teması üzerine kurulu. Ancak işten anladığım kadarıyla sanatçılar bunu aynı zamanda bir “gerginlik aracı” olarak da tanımlıyorlar. İşin adı “The Scream” olarak da tercih edilebilirdi. Ancak diyalogun “tek bir harf üzerinde” bağlı kalarak kendini ifade etmeye çalışması, anlaşabilmenin veya anlaşamamazlığın getirdiği boyut, eşitlik – eşitsizlik bağlamı, sözlerin veya kelime kullanımının yetersizliği ve son olarak da ifadelerin kelimelerle sınırlandırılmasına karşı bir eylem olarak tanımladım. İşin başlığının altında bu sorunların ele alındığını görüyorum.

Sanatçı

Marina Abramovic Yugoslav asıllı performans sanatçısıdır. 1960’larda ortaya çıkan (body art) yani beden sanatının önemli bir temsilcisidir. Abramovic fiziksel ve zihinsel potansiyeli sınırlayan ve zorlayan konular üzerine araştırmalar yapar ve bu alanlar üzerine performanslar sergiler. Bir beden sanatçısı olarak, performanslarında kendi bedenini kullanmıştır. Kendini parçalara ayırmış, kırbaçlamış, buz kütleleri üzerinde vücudunu dondurmuş ve buna benzer daha birçok tehlikeli iş yapmıştır. Yaptığı işlerin temelinde “insanları özgürleştirmek” kavramı yatmaktadır. Abramović’in Belgrad’a sürüldükten sonraki ilk işlerinde,  Yugoslavya’nın savaş sonrası dönemin baskıcı kültürüne karşı asi tutumu vardı. Yani ilk zamanlarında kendi coğrafyasına özgü işler yapıyordu. Daha sonra ise beden sanatına daha çok ağırlık verdi.

1975’te Abramovic, Ulay ile tanıştı. Birlikte oldukları 20 sene boyunca beraber yaşadılar ve çalıştılar. Birden fazla iş ürettiler. İşlerinde güç ve bağımlılık ilişkilerini izleyici ile üçlü bir iletişim kurarak incelediler. 1977’de ürettikleri bir işte, dudakları birbirlerine yapışıkken, boğazlarının yan tarafına yara bandıyla yapıştırılmış mikrofonlar Marina ve Ulay’ın sırayla birbirlerinin ciğerlerindeki havayı içlerine çekişlerini kaydediyordu. Bu eylem iki taraf da susuz karbondan başka bir şey çekemeyinceye, bu da nefes darlığına varıncaya kadar sürdü.

1981-1987 yılları arasında, Marina ve Ulay tüm dünyada Nightsea Crossing adını verdikleri bir aksiyon serisi gerçekleştirdi. Müzelerde canlı birer tabloymuşçasına kendilerini yerleştirdiler. Beraber yaptıkları son çalışma –Büyük Duvar Gezintisi (1988)- her birinin Çin Seddi üzerinde 2000 km. yürümesini gerektirdi. Her biri bir uçtan yürümeye başlayarak ortada buluştular.

İş

Marina Abramovic ve Ulay yani karşılıklı iki kişi tarafından sergilenmiş bir performanstır. İki kişi karşılıklı birbirlerinin gözlerinin içine bakar ve eşit bir şekilde bağırmaya başlarlar. Sadece anlık olarak nefes almak için dururlar ve yeniden birbirlerine bağırmaya devam ederler. İlk olarak alçak sesle başlayan performans gittikçe yükselir. Bu sırada kamera ses arttığı sürece yüz ifadelerine daha da çok yaklaşır. 9’19’’ performansın sonunda Ulay pes eder ve geri çekilir, Marina Abramovic ise bir süre daha sesi kısılana kadar bağırmaya devam eder.

 İş Nasıl Maddeleştirilmiş?

İşin maddeleştirilmesi “video” ile gerçekleşmiştir. Tekniğinde ise “beden” kullanılmıştır. Performans herhangi bir sergi salonunda değil seyircisiz stüdyo ortamında çekilmiştir. Bu performansın iki versiyonu bulunmaktadır. Biri Liège şehrinde, diğeri ise Amsterdam’da kaydedilmiştir. Liège’deki performans televizyonda yayımlanmak üzere, Amsterdam’daki ise belgesel amaçlı çekilmiştir.

Kavramsallaştırma

Kavramsallaştırma bu performansta, beden ve bedenin hareketi üzerine kuruludur. Marina Abramovic ve Ulay, ilk başta monoton bir ses tonu çıkarırken bu ses tonları gittikçe yükselmeye başlar ve birbirleriyle yarış haline girerler. Kadının ve erkeğin eşitliği, gücü, ve dayanabilirlikleri bu performansta ölçülür. Sonunda Ulay “pes eder” ve Marina Abramovic bu yarışı kazanır. Böylece Abramovic, kadın bedeninin gücünü, erkekten üstünlüğünü ve dayanılabilirliğini ses tellerini kullanarak izleyiciye aktarır.

Performansla İlgili Yorum

Birbirlerinin gözünün içine bakarak monoton bir şekilde bağırmayı sürdüren çift, gittikçe artan ses tonuyla bizde de yavaş yavaş gerilimi ve merak duygusunu arttırıyor. Video’nun en başından beri akıllarda sadece şu soru işareti oluşuyor; “Bağırmayı ilk kim bırakacak ?” İki sevgilinin arasındaki ilişki üzerine kurulmuş bu performansın temelinde birçok söylemin en başında feminen bir söylem yatmaktadır. Bu söylem iki yerde karşımıza çıkıyor;

  • Ulay’ın pes etme anı.
  • Marina Abramovic’in yarışı kazanmasına rağmen performansı bir süre daha devam ettirmesi.

Ulay pes ettikten sonra Marina Abramovic büyük bir hırsla bağırmayı sürdürüyor. Dikkatimi çeken noktalardan biri, Ulay yoruluyor ve bağırmaya gücü kalmıyor ancak Abramovic sesi kısılmasına rağmen bağırmaya devam ediyor. Vücudu fiziksel bir reaksiyon veriyor ama Abramovic devam ediyor. Aslında bir yandan kadının erkeğe göre acı konusunda ne kadar sabırlı ve dayanıklı olduğunun da farkına varıyoruz. Burada düşündüğüm iki şey; “Erkek gerçekten ne kadar güçlü?”, “Kadın gerçekten ne kadar hassas?” Genel olarak alışılagelen şeylerden biri; bir konu üzerinde tartışırken erkeğin her zaman ses tonunu yükseltmesi veya yüksek tutması. Bu durum erkeğin yapısı açısından ve toplum algısı açısından bir norm haline gelmiş durumda. Bu performansta Ulay bağırmayı kestiği anda genel anlamda erkek, gücünü, otoritesini ve “üstünlüğünü” tam anlamıyla yitirmiş hissiyatı veriyor. Abramovic’in, Ulay’ı bastırarak geri çekmesi “kadının otoritesini ve üstünlüğünü” ortaya çıkarmış oluyor.

Diğer bir görüş; günlük hayata baktığımız zaman izlediğimiz performansın sadece ilişki üzerinde değil her yerde olduğunu görüyoruz. Tek fark, performansta monoton bir şekilde başlayan bağırma, günlük hayatta kullanılan sözlerle karşımıza çıkıyor. Bununla birlikte, karşımızdakine anlatmak istediğimiz duygularımız veya hislerimizde bazen kullanılan “kelimeler” yetersiz kalıyor. Harfler, kelimeler, cümleler zamanla oturtulmuş ve bir norm haline gelmişken, gerçekten kullandığımız sözcükler bizi ne kadar ifade edebiliyor veya kendimizi anlatmaya ne kadar yardımcı oluyor? İnsan kalıplaşmış sözcükleri kullanmadan da “ilkel” yollarla söylemek istediklerini anlamlandırabilir. İzlemiş olduğumuz performans bu düşünceyle arada bir köprü kurmayı sağlıyor.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir