Mahfi (IV. Bölüm)

by • 10 Haziran 2015 • Devamlı Öykü, RıhtımYorumlar (0)815

Hızla merdivenden inip Belda’nın yanına gitti. Belda sesi duyduğunda kendini sakin ol ve sus diye telkin ediyordu. Beklemediği ani bir tokatla sarsıldı. O kadar şiddetli gelmişti bu tokat, kafası geriye doğru gitmiş ve başını bağlı olduğu demire çarpmıştı. Bu kez ağlamamıştı sadece gülüyordu. Karşısında bulunan kişiyi çileden çıkaracak kadar kötü biçimde gülüyordu. Sessizlik oldu bu anın bozulması çok uzun sürmedi Belda “Neden sustun? Yüzünü gösteremeyecek kadar korkaksın ancak savunması olmayan birine elini kaldırabiliyorsun, konuşsana!” diye haykırdı. Başında bir elin gezdiğini ve gözlerini bağlayan ipi çözeceğini anladı. Bağı çözülmüştü artık. Ancak ışığa alışması biraz uzun sürdü. Gözlerini tıpkı çıplak gözle güneşe bakar gibi kısıyordu. En sonunda gözleri açılmıştı. Gördükleri bilincinin bir oyunu olmalıydı. Hayır bu olamazdı. Defalarca hayır diyerek haykırdı ama her şey hiç olmadığı kadar gerçekti. Ve gerçekler artık et kemik olarak karşısında dimdik duruyordu.

*

Sorgular başlamıştı. Bakacak kimse olmadığı için Melsa mecburen getirilmişti. Karan o olmadan duramazdı. Önce Aral girdi içeri ve sonra Karan. Sorguda cinayet komiseri Uras da bulunmaktaydı ve komutan Pamir de yakından takip ediyordu sorguyu. Sorguda Aral zorlandı, tıpkı bir şey saklayan herkesin zorlandığı gibi. Uras tüm delillerin Aral’ı işaret ettiğini gösterdi ve poşet içerisinde bulunan yüzüğü cebinden çıkartıp masaya fırlattı. Aral bir hata yapmış, uyandığında cebini kontrol etmemişti ve yüzük yatağına düşmüştü. Hiçbir anlamı olmadığını sadece bulduğunda saklamak istediğini söylemişti. İnandırıcı değildi ama gerçekti. Sorgunun şiddeti artarken Aral artık son raddeye gelmiş her şeyi bir çırpıda söyleyecek gibiydi. Kapı açıldı ve polis memuru, Uras’ı çağırdı. Bir nebze de olsa ara verilmişti ve bu süre içinde plan yapmalıydı.

Uras gelen konuğun anlattıklarına inanamadı. Tıpkı bir film gibi olaylar gelişiyordu. Acaba daha neler çıkacak demesine kalmadan son detay da koşarak geldi. Gelen herhangi biri değildi. Aradıkları Belda tam karşısındaydı şimdi…

*

Belda’nın nefes alış verişleri hızlanmış, nabzı artıyordu. Yanına biri yanaşsa kalbinin sesini duyabilirdi belki de. Ağzından çıkan tek kelime oldu; “Aden!”

Şoka girmişti. Yıllar önce ölen Aden’di karşısındaki. Biri şaka yapıyor olmalıydı bağırdı. Aden, Belda’nın bu ifadesini görebilmek için yıllardır bekliyordu ve o an gelmişti. “Çok mu şaşırttım Belda? Biliyor musun her şeyi öğrendiğimde ben de böylesine şaşırmıştım. O gün annemle sıradan bir yolculuğa çıktığımızı zannediyordum. Bizi yoldan çıkartacak bir taksiyi ve o taksiyi kullanan kişinin babam olduğunu asla tahmin edemezdim. Annemden ve benden kurtulup mükemmel gelecek hayallerinize ulaşacaktınız. Ama aksilik oldu; annem ölmedi ve ben de. Annem zaten tüm yeteneklerini kaybettiği için konuşamıyordu, tepki veremiyordu. O gün araç yuvarlandığı esnada kapı açılınca ağaçların arasından doğru bir ormanın içinde bulmuştum kendimi. Ayaklarım tutmuyor, yürüyemiyordum. Zaten sonrasını hatırlamıyorum bayılmışım. Beni evine alan yaşlı adam 1 hafta boyunca bana bakmış ve yaralarımı iyileştirmeye çalışmıştı. İşe yaramıştı. Artık iyiydim ve bunu babama ödetecektim. Ancak kimsenin haberi olmayacaktı bundan. Babamı tek suçlu biliyor ve ona göre davranıyordum. Sizi takip ettikçe nelerin içinde olduğumuzu anladım. Babam yalnız değildi ve beni öldürmeye çalışanlardan birisi de eşimdi. Zavallı annemi felç bırakmıştınız ve sırf konuşmaması için, iyi olmaması için ilaçlarını değiştirip Alzheimer tedavisinde kullanılan, bolca uyuyup kendisini kaybetmesine yol açan ilaçları veriyordunuz. Ankara’dan gitmeniz benim için çok iyi olmuştu çünkü kim olduğunuzu öğreniyor, öğrendikçe birkaç kez daha ölüyordum. Aradan 2 yıl geçtikten sonra Muğla’ya geldim ve dibinizde bulunan bu eve yerleştim. Kazanın etkisinden tanımadınız beni, çünkü parçalanmış bir suratı ben de tanıyamamıştım. Defalarca ameliyattan sonra gelebildiğim hal ancak bu oldu. Aral’a ulaşıp her şeyi anlattım. Ve o günden sonra çoğu şey değişti. Ankara’da öğrendiğim ve beni yaşama bağlayan varlık ise kızımdı. Hastanede yatıyorum diyerek olan değişikliklerini saklamıştın, iyi oyuncuymuşsun ama her oyun bitiyor gördüğün gibi. Merak etme ona da ulaştım, artık emin ellerde. Önce seni tüm bu olanlardan dolayı öldürmeyi düşündüm ama senin gibi biri için masumluğumu kirletemez, çocuğuma kavuşmuşken ayrılamazdım. O yüzden şimdi Karan’ın yanına gidiyoruz yani emniyete. Layık olduğun yerde çürüyeceksin.

*

Aden anlattıkça Uras daha da şaşıyordu. Belda hemen oracıkta tutuklandı. Yüzleşmeleri için baba Karan çıkartıldı. Aden’i görünce tekleyen kalbi dayanamadı oracıkta yığılıp kaldı. Duyguları bitmişti, dokunmadı babasına. Arkasını döndü ve ağlamaya başladı.

Uras, Aral’ı bırakmak üzere sorgu odasına girer girmez, “Tamam anlatacağım her şeyi” dedi. Serbestsin kelimesini duyar duymaz ne yapacağını şaşırdı. Kapıda onu bekleyen Aden’di, doyasıya sarıldı kardeşine. Sağına döndüğünde yerde yatan babasının kaldırıldığını gördü. Ölmüştü. Aral dizlerinin üzerine çöküp ağlamaya başladı. Aden sadece sarılıyor tek kelime etmiyordu. Melsa’yı getirdiler ve Melsa sadece tebessüm etti çünkü Aral annesine her şeyi anlatmıştı. “Duramadın yine değil mi?” dedi Aden gülen bir ifadeyle, cevap vermedi Aral. Karan’ın öldüğünden haberi yoktu. Doktor eşliğinde söyleyeceklerdi annesine.

Aral, komiserden Belda’yı görmek istediğini söyledi. Komiser izin verdi. Aşağı nezarethaneye girip Belda’ya baktı ve gülümsedi; “Bu oyunun bir kazananı var ve o bu kez sadece benim.” hırsı gözlerini kaplamıştı, yavaşça gözden kaybolup gitti…

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir