Edebi

Koltuk Sevdası

Toplantı odasının kapısı açıldığında yuvarlak masanın etrafındaki dört çift göz içeri giren işçiye döndü; daha doğrusu yük arabasındaki büyük koliye. Üç şirket ortağı ciddiyetini bozmazken coşkusu her hâlinden belli Müdür yerinden adeta fırladı, işçiye koliyi nereye koyması gerektiğini gösterdi. Kolinin içindekini merak eden işçi, “Çık! Ve kapıyı sıkı sıkıya kapat!” emrini alınca çaresiz odayı terk etti. Ardından Müdür kapıyı kilitledi, maket bıçağını alıp kolinin bantlarını kesti. Çok geçmeden ortaya kahverengi deri bir koltuk çıktı. Bu insanların sıradan sayılabilecek bir koltuğu neden büyük bir gizlilik içinde incelediklerini anlamak mümkün değildi. Heyecanını, coşkusunu dizginlemekte zorlanan Müdür Kenan daha fazla suskun kalamadı.

“Sonunda beklediğimiz gün geldi. İmalatçı firma istediğimiz fonksiyonları da ekleyerek koltuğu tamamladı. Biz test edip onayladığımızda talep edeceğimiz sayıda koltuğun üretimine geçecekler.”

Yaşı da şirketteki gücü de diğerlerinden fazla olan ortak konuşmanın uzamasına izin vermedi.
“Kenan Bey! İstersen ayrıntıları sonraya bırak. Şirketin İnsan Kaynakları Müdürü olarak sana özel hazırlanan koltuğu dene bir bakalım.”

Bu anı sabırsızlıkla bekleyen Müdür coşkuyla koltuğa oturdu. Duyduğu hazzı, yüzündeki mutluluğu tüm ortaklar fark etmişti.

“İlk koltuğu bana uygun gördüğünüz için bir kez daha teşekkür ederim. Göreceksiniz bu koltuk sayesinde şirket çalışanları arasındaki rekabet kısa sürede doruğa çıkacak. Ancak yeterli performans gösterenler bu özel koltuğa oturma hakkını elde edebilecek. Kişiye özel kalça haritasına göre programlanacak, koltuk ancak makam sahibi tarafından kullanılabilecek. Onlarca sensörden elde edilecek verilere göre hazırlanan kalça izi sayesinde herkes makamının da koltuğunun da gerçek sahibi olacak. Gerekli bağlantılar yapıldığında, bilgisayarlar da daha güvenli hâle gelecek. Yeni şifre: Kalça izi. Koltuğa yetkisiz biri oturduğunda bilgisayar başka bir işleme gerek duyulmaksızın devre dışı kalacak. Koltuğun bir başka özelliği ise, kullanıcısı bilmese de, uzaktan veri aktarımını sağlayan sistem sayesinde İnsan Kaynakları Müdürü olarak benim de gerekli takibi yapmama olanak tanıması. Tahmin edeceğiniz gibi amacım sadece olası sorunlara karşı önceden tedbir alabilmek; yoksa personel aleyhine veri toplamak değil.”

İçindeki konuşma arzusu sönmeyen İnsan Kaynakları Müdürü, yaşlı ortağın nezaketini bozmadan yaptığı müdahaleyle susmak zorunda kaldı. Her zamanki gibi üstlerinden gelen müdahaleyi saygısızlık kabul etmek yerine, bu davranışı haklı gösterecek sayısız gerekçe buldu kendince. Özellikle de birine fazlasıyla inandı. Koltuğun heyecanına verdi bu hareketi. “Yoksa mümkün değil! İş dünyasında saygınlığıyla, kibarlığıyla bilinen Beyefendi böyle davranmazdı,” diye düşündü.

Toplantıyı fazla uzatmadılar. Ortaklar ayrılmadan önce İnsan Kaynakları Müdürüne, tüm yöneticilere ve yönetici adaylarına cumartesi sabah saat 10.30’da büyük toplantı salonunda hazır bulunmaları çağrısı yapmasını söyleyip çıktılar. Bir süre daha koltukta oturan Kenan gönülsüzce kalkıp işinin başına gitti. Çıkarken odayı kilitlemeyi unutmadı. Şirket çalışanları odaya sokulan sır dolu kolide ne bulunduğunu birbirlerine sorarlarken, toplantı çağrısıyla meraklarına bir de korku eklendi. Yöneticilerin tamamının katıldığı son toplantının ardından işten çıkartılanları anımsayınca yürekleri kabardı, kafalarının içini karabulutlar kapladı.

Çağrılı şirket personeli eksiksiz cumartesi günü sabah erkenden işyerindeydi. Beklenen an geldiğinde büyük toplantı salonundaki yerlerini aldılar. İnsan Kaynakları Müdürünü karşılarında gördüklerinde artan gelecek kaygısı salondaki havayı daha da ağırlaştırdı. Şirketin üç büyük ortağının gelmesinin ardından İnsan Kaynakları Müdürü sunumu yapmaya başladığında o boğucu hava birden dağıldı, yerini büyük bir coşkuya ve umuda bıraktı. Seçilmiş personel olduklarına inanan onca kadın ve erkek bir anda, herkesi şaşırtan, kendilerine hayran bırakan özgüvenlerini anımsadılar. Kişiye özel koltukların konumlarını daha da güçlendireceğini düşündükçe, zaten çok zaman önce parçası hâline geldikleri şirket ruhunun içinde neredeyse eriyip yok oldular.

Toplantının bitmesiyle şirket ortakları salondan ayrıldılar. Geride kalanlar hiyerarşik sıraya göre, aynı katta koridorun en sonunda bulunan odaya alınmaya başladılar. İçeri girenler kendilerini bekleyen teknisyenin söylediklerini iki etmeden, ilk bakışta, uzanan kablolar hariç diğerlerinden farkı bulunmayan bir koltuğa oturuyorlardı. Görevlinin yönlendirmesine göre oturma pozisyonlarını değiştiren yöneticiler kendi statülerini güçlendirecek kalçalarının izini bırakırken, beyinleri adeta yukarılardan aşağılara doğru kaymıştı. Bu günden sonra beyinleri ile kalçaları mesleki kariyerleri adına birlikte çalışacaktı.

Seçilmiş personelin kalça izlerini bırakmaları neredeyse tüm günü aldı. Artık koltukların gelişine kadar sürecek heyecanlı bir bekleyiş başlamıştı. Herhalde bu sürecin en gözde ve keyifli insanı, İnsan Kaynakları Müdürü Kenan’dı. İstisnasız yöneticilerin tamamının kendini araması gururunu okşamış, coşkusunu doruğa çıkartmıştı. Hem yöneticiler ve yönetici adayları hem de şirket ortakları arasında güçlü bir yerde durduğunu düşündükçe işe daha bir arzuyla sarılıyor, imalatçı firmayla bağlantıyı bir an olsun kopartmıyordu. Koltukların gizli fonksiyonlarını şirkette sadece kendisi bildiğinden, ilerleyen günlerde çalışanlar üzerindeki tek kişi konumuna erişeceğini, bunun da patronlarıyla ilişkilerini güçlendireceğini hesapladığından içi içine sığmıyordu. Kolay mı? Ne de olsa kalçasının izini herkesten önce verme ayrıcalığını edinmiş kişiydi. İlk günlerde bilinçsizce, diğer personel kalça izlerini verdikten sonra da özellikle, ayna karşısına geçerek mesleki konumunu güçlendiren vücudunun o muhteşem bölgesini seyrediyor, bazen de bir camdaki yansımasına göz ucuyla bakıyordu. Kısa süre sonra bu kalçalar diğer kalçaların iplerini ele geçireceğinden şirket içindeki yürüyüşü bile değişmişti İnsan Kaynakları Müdürü Kenan’ın. İşe alınmak için can attığı bu şirkette İnsan Kaynakları Müdürünün böylesi bir güce erişeceğini o günlerde söyleseler güler geçerdi. Patronlara bu koltukların alınması önerisini götürürken bile kendi geleceğini garantiye alacağını ve şirketin parlayan yıldızı hâline geleceğini aklının ucundan geçirmemişti. Ama şimdi, çok yakında yaşanacakların farkındaydı.

Sonunda beklenen gün gelmişti. Sadece koltuk sahipleri değil, o koltuğa oturmayı hayal edenler, hatta hâlâ neyi gizlediğini bilemedikleri o kolideki koltukların önünde el pençe divan durmanın ötesine geçemeyecekler bile heyecanla bekleşiyorlardı. Şirkette işler neredeyse durmuştu. Patronlar o güne özel bu duruma ses çıkartmadılar. Şirket binasının önüne kamyon geldiğinde bir dalgalanma yaşandı; çalışan kim var kim yok merakla ya kapıya ya da pencereye koştu. Fakat görebildikleri tek şey nakliye elemanların indirdiği büyük kolilerdi. Bodrum katındaki depoya indirilen koliler hafta sonuna kadar kilitli kaldılar. Randevu günü gelen yetkili teknik ekip bir hayli kalabalıktı. Cumartesi pazar sıkı bir çalışmayla işlerini bitirdiler. İki gün boyunca güvenlik elemanları ve İnsan Kaynakları Müdürü Kenan dışında şirkete kimse giremedi. İşi bitirmenin keyfiyle, yüreği pırpır ederek evin yolunu tutan Kenan haftanın ilk işgününü iple çekiyordu.

Beklenen o gün geldiğinde müdüründen çaycısına varıncaya kadar tüm çalışanlar şirketin sosyal tesislerindeki salonda toplanıp büyük patronun konuşmasını beklediler. Personeli coşturduysa da aslında sıradanlığı aşamayan bir konuşmanın ardından, kalça izleri alınanlar büyük toplantı salonuna davet edildiler. İkinci toplantı bittiğinde kapıdan çıkanların bir kısmı kendinden emin odalarına doğru yürürken, kimisinin de kafasında büyüyen tedirginlik davranışlarına yansıyordu. İnsan Kaynakları Müdürü Kenan konumu en sağlam kişi olmanın özgüveniyle bir başkasının girişine kapatılan odasının yolunu tuttu.

Odalarının kapısını açan yöneticiler sırtlığı masaya dönük koltukları görünce şaşırdılar. Kendinden emin olanların bile yüreğindeki gümbürtü neredeyse şirketin öbür ucundan duyulacaktı. Korku dolu gözlerle koltuklara kalçalarını ürkerek yerleştirdiler. Kullanma kılavuzunda belirtilen komutları yerine getirirken elleri titremeyen yoktu. Koltuklar dönüp normal hâle geldiğinde bilgisayarın açılıp telefonun devreye girdiğini görenler derin bir “ohhh!” çektiler. Fakat bir yönetici diğerleri kadar şanslı değildi. Koltuk milim oynamayınca defalarca yerinden kalkıp kalçasını çeşitli biçimlerde ve farklı şiddette koltuğa bıraktı. Ama nafile! Çaresiz, odasını boşaltıp çıkmak zorunda kaldı. Arzu ederse haklarını alarak şirketten ayrılabileceği veya bir başka görevi üstlenebileceği söylendi. Kendini bekleyen belirsizliğe dalmak yerine tenzili rütbe anlamına gelen öneriyi kabul etti. İleride başkalarının da başına benzer şeyler gelecekti. İnsan Kaynakları Müdürü Kenan bu koltuk sayesinde çok rahatlamıştı. İşten çıkartılacak, görevinden alınacak yöneticilerin iç parçalayıcı hâlleri karşısında dertlenmekten kurtulmuştu böylelikle. Üstelik şirketteki konumu hiç tahmin edemeyeceği kadar sağlamlaşmış ve personelin gözünde en prestijli müdür konumuna gelmişti.

Kalça izi uymayan müdürden boşalan makama kimin geleceği üzerine herkes bir tahminde bulunuyordu. Daha önce kalça izleri alınan yönetici adaylarının ise, o koltuğu dolduracak şanslı kişinin kendisi olabileceği beklentisiyle içleri içlerine sığmıyordu. Heyecanlarını belli etmemeye çalışsalar da bir an olsun yerlerinde duramıyorlardı. İnsan Kaynakları Müdüründen gelecek daveti sabırsızlıkla bekliyorlardı. Fakat tahminlerinin aksine yeni müdür adayı olarak belirlenen kişi tek başına çağrılmadı. Herhangi bir görüşme yapılmadan, kalça izini vermiş olan yönetici adaylarına kendilerine iletilen saatte, belirtilen salonda bulunmaları bildirildi.

Müdür adayları firesiz belirtilen saatte, söylenilen salonda yerlerini aldılar. İnsan Kaynakları Müdürü geldiğinde kararı öğrenecekleri beklentisi çok geçmeden boşa çıktı. Umutla beklenen Kenan Bey elindeki listeyi çıkarttı, adı okunan kişinin, kalçasının sisteme yüklenen yeni müdürün kalça iziyle eşleşip eşleşmediğini denemek üzere koltuğun bulunduğu odaya geçmesini söyledi. Heyecan daha da artmıştı. Adı okunan, yerinden fırlayacak gibi atan yüreğini ve şaşkın bakışlarını da alarak salondan çıkıyordu. Geri döndüklerinde bir şey demelerine gerek kalmadan sonucu herkes tahmin edebiliyordu. Altıncı aday geriye dönmediğinde yeni müdürün kim olduğu ortaya çıkmıştı. Kalça izi eşleşmeyenler umutlarını kaybetmeden yeni sınavlarını beklemeye başladılar. Fakat kalçasını koltuğa koyma fırsatı bulamayanlar, kendilerinin Külkedisi olabileceğini zannederek bir umutla İnsan Kaynakları Müdüründen kendilerine de bir şans verilmesi talebinde bulundular. Aynı kalça izinin iki kişide bulunamayacağı söylenmesine rağmen ikna olmadıkları ortadaydı. Bunun üzerine kendilerine bir fırsat tanındı. Sonuç beklendiği gibiydi. Üstelik sonradan anlayacakları üzere, bu ısrarcı tavırları kendilerine pahalıya patlamıştı; o koltuklara bir kez daha oturma şansını hiçbir zaman yakalayamayacaklardı.

Çok geçmeden şirkette günlük yaşam olağan hâline döndü. Sadece yeni koltukların sahipleri adına hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Her an koltuklarını kaybedebileceklerini düşündükçe ilk günkü coşkularından eser kalmamıştı. Kendileriyle görüşme nezaketi gösterilmeden, sadece kalça izi uyumunun sonlandırılmasıyla makamlarını kaybedebilecekleri kaygısı hepsinin içini kemiriyordu. Birkaç aya kalmadan iki müdür koltuklarını bu şekilde yitirdiğinde sıradan şirket çalışanları arasında dolaşmaya başlayan esprilerle kaygı yerini korkuya bıraktı. Koltuklarını kaybedenler, İnsan Kaynakları Müdürüne dertlerini anlatma çabalarından bir sonuç elde edemediler.

Koltuklar üstü koltuğa sahip Kenan şirketteki en rahat kişiydi. Sahibinin bilgisi dışında takip edilen koltuklara ait veriler kendisine ulaştıkça, bunları çeşitli şekillerde tasnif edip şirket ortaklarına sunmak üzere raporlar hazırlıyordu. Zamanla, kimin işe kaçta gelip kaçta paydos ettiği, masa başında ne kadar zaman geçirdiği dışında başka veriler de elinin altındaydı. Bunları boşa harcamadı. Koltuktaki onlarca noktadan toplanan basınç değişimlerine göre günün farklı zaman dilimlerindeki davranış eğilimlerini gösteren tablolar hazırladı. Patronlara iletmedi bu tabloları. İlk zamanlarda tek derdi eğlenmekti. Fakat bir süre sonra ortaya çıkan tabloları kendince yorumlamaya, eksik kalan yerleri doldurmak için özel çaba sarf etmeye başlayınca kurtulamayacağı bir oyunun orta yerinde buluverdi kendini. Mesleki hırslara, tutkulara yenildiğinde insani zaaflarının esiri oluvermişti. Artık koltuklarda ortaya çıkan olağan dışı tüm basınç değişiklikleri gözetim altındaydı. Öğle yemeğinden sonra kimin koltukta uyukladığı, kimin bazı telefon konuşmaları sırasında normal dışına çıktığı, odasına biri girdiğinde kimin belirli bir tarzda oturduğu ve daha birçok şey İnsan Kaynakları Müdürünün bilgisayarındaydı: Şirketin emektarı birkaç yıla kalmadan emekliye ayrılacak Hulusi Bey öğle yemeğinin ardından çeyrek saatten biraz fazla süren şekerlemesini kesinlikle aksatmıyordu. Yeni yetme müdürlerden Kaan ile Sezen, personelden biri geldiğinde koltuklarını dik duruma getirip neredeyse hiç kıpırdamadan dakikalarca oturuyorlardı. Geçirdiği operasyona rağmen sağ ya da sol tarafa yüklenerek oturduğuna göre, anlaşılan Vedat Bey’in basuru nüksetmişti. İlkbahar geldiğinden beri anlık basınç değişimleri Melek Hanım’ın alerji mevsiminin açıldığını gösteriyordu. Bir kalça iziyle daha kimlere ait ayrıntılı veriler toplanmadı ki?

İnsan Kaynakları Müdürü Kenan yaptığı işten her geçen gün biraz daha fazla keyif alırken, hırslarının gittikçe gömüldüğü bir bataklık yarattığının farkına varamıyordu. Bir gün o ana kadar gözüne çarpmayan bir ayrıntı dikkatini çekti. Yönetici kadrosu içinde sevmediği, hatta nefret ettiği tek kişi olan Dinç Bey’in koltuğunda zaman zaman kilosunun üzerinde basınç oluşuyor, ritmik hareketlerin yarattığı değişimler beş-on dakika kadar sürüyordu. Bunun ne anlama geldiğini çözemiyor, beynini kemiren kuşkunun önüne geçemiyordu. Altı ay kadar önce işe alınan ve Dinç Bey’in kadrosuna verilen Tuba Hanım’a ilgi duymasına karşın duygularını bir türlü açamıyordu İnsan Kaynakları Müdürü. Boylu poslu, atletik yapılı, ağzı iyi iş yapan, nazik, daha da önemlisi özgüveni yüksek Dinç Bey öyle miydi ya? Daha ilk günlerde genç kadına kur yaptığını fark etmişti. Fakat istediği karşılığı alamadığı ortadaydı. Yine de, “yoksa sadece iş arkadaşlarına mı böyle göstermeye çalışıyorlar?” diye düşünmekten kendini alamıyordu Kenan. Birkaç hafta önce verilen kokteylde o sevimsiz adam ile Tuba arasında bir şeyler geliştiğinden şüphelendi. Artık sağlıklı düşünemiyor, koltuktaki basınç değişimi benliğini saran kuşkuyu büyüttükçe büyütüyordu: “Yoksa ikisi o koltukta?”

Sonunda olanlar oldu. Kenan, hafta sonu gittiği barda onların dans ettiğini görünce kontrolünü kaybetti, peş peşe viski bardaklarının dibini buldu. Gece uzun sürmedi; hepsi için erken bitti. Kuşkularını pervasızca dile getiren, saldırganlaşan Kenan gözlerini açtığında bir hastane odasındaydı. Genç kadın ve adam da tatsız geceyi uzatmayıp evlerine dönmüşlerdi.

Alkolün açtığı kapıdan İnsan Kaynakları Müdürü Kenan’ın kafasında ne var ne yok ortalığa saçıldığından, o koltuklara ait sırrı artık iki kişi daha biliyordu. Gecenin mağdurlarının pazartesi sabahı ilk işleri büyük patronu görmekti. Hafta sonu yaşadıklarını ve koltuğa ilişkin işittiklerini bir bir anlattılar. Aralarındaki ilişkiyi kabul etmelerine karşın, kendilerine yöneltilen çirkin iddiaları kabul etmelerinin mümkün olmadığını söylediler. Dinç Bey, koltukta yaşanan basınç değişikliklerinin gerekçesini kendisine sorulmadan anlattı. Karşısındaki adamı ikna etmişti. Koltuklara ilişkin öğrendikleri sırrı saklamaları karşılığında kendilerine sunulan yeni makamları duyunca mahkemeye gitme kararlarından vazgeçtiler. Üstelik İnsan Kaynakları Müdürü hakkında gerekenin yapılacağı sözünü de aldılar.

Yüzündeki morluklarla iki gün sonra işe gelen Kenan soruları geçiştiriyordu:

“Küçük bir kaza! Sadece küçük bir kaza!”

Birkaç dakikaya kalmadan geçmiş olsun dileklerinden bunalmıştı. Çareyi sığınağına kaçmakta buldu. Odasına kendini attığında soluğu koltuğun başında aldı. Oturdu. Fakat koltukta en küçük bir hareket yoktu. Kalktı, oturdu! Kalktı, oturdu… Aynanın karşısına geçti, ceketinin eteğini kaldırıp kalçasına baktı. Tekrar yerine geçti. Değişen bir şey yoktu. Telaşla yerinden fırladı. Koşarcasına koridoru geçti. Büyük patronun odasına vardığında, dalarcasına içeri girdi. Her şeyden haberdar adam konuşmasına dahi izin vermedi.

“Kenan Bey! Her şeyi affedebilirim. Ama insanların özel yaşamlarını ortaya dökmeyi asla!”
“Fakat efendim! O koltuktaki …”
“Anlayıp dinlemeden o iki insanı nasıl suçlayabilirsin?”
“Fakat efendim! İşyerinde! Alenen …”
“Uzatma! Konuştukça batıyorsun. Belki Dinç Bey işyerinde yapmaması gereken şeyleri yapmış olabilir…”
“Tamam efendim! Ben de tam bunu söylemeye çalışıyordum.”
“Madem anlamamakta ısrar ediyorsun, ben sana iftira attığın o adamın ne yaptığını açıkça anlatayım. Dinç Beyin fit vücut tutkusunu bilmeyen yok. İşi abartıp odasına dambıl getirmiş. Fırsat buldukça ağırlık kaldırıyormuş. Bunu kanıtladı da. Artık işi uzatmana gerek yok.”

Ne dese boşunaydı. Sustu. Patronun önerisini dinledi. Bugünden itibaren kalça izinin o koltukta işe yaramayacağını anlayınca, önerilen vasıfsız görevi kabul etmeyerek şirketten ayrılmaya karar verdi. Her zaman aidiyet duygusuyla, coşkuyla girdiği kapıdan hayal kırıklığıyla, hüzünle çıkmaya hazırlanırken duyulan patronun sesiyle umutlanarak geriye döndü.
“Kenan Bey!”
“Efendim.”
“Sizinle yollarımız ayrılsa da dostça bir öneride bulunacağım.”
“Buyurun.”
“En kısa zamanda bir doktora gidip kontrolden geçin.”
“Anlamadım.”
“Sindirim sisteminizi kontrol ettirin derim.”
“Bu ne demek?”
“Koltuğunuzdan gelen verilere bakıldığında ciddi bir gaz sorununuz var. Olağandışı gaz hareketini hafife almamak gerekir.”

Hiçbir şeyin müdürü Kenan, duydukları karşısında ses çıkartamadı. Yüzü kıpkırmızıydı. Utançla ve kendi koltuğunun da patronlar tarafından izlenebileceğini düşünememenin kızgınlığıyla odayı terk ederken, arkadan gelen sesi belli belirsiz duydu.

“Kenan Bey! Aman doktora gitmeyi ihmal etmeyin.”

Kendi önerdiği koltuklara kurban gittiğini düşünürken aceleyle odasındaki birkaç parça özel eşyasını topladı, poşete doldurdu. Kimseyle vedalaşmadan ayrılmaya karar verdi. Odadan dışarı adımını attığında, toplantı salonundan taşan sabırsızlıkla sıralarını bekleyen yönetici adaylarının gürültüsünü işitti. Daha koridorun ortasına yeni ulaşmıştı ki, adaylardan biri heyecanla onu görmeden yanı başından geçti gitti. Ardı sıra baktı. Az önce boşalttığı odaya dalarcasına giren adamın kalça izinin onaylanıp onaylanmayacağını merak bile etmedi. O anda şiddetli bir acı duydu. Dönüp kalçasına baktı. Tekrar yürüdü. Bu kez hızlı adımlarla. Şirket kapısından çıktığında hâlâ kalçasındaki acıyı hissediyordu.

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDERME

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Kasım’a kadar gönderebilirsiniz.

38. Sayı için tema: “Zam-an”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.