Kara Kule Serisi

by • 7 Temmuz 2014 • Kitap, Kitap İncelemeleriYorumlar (0)5123

182zs

Kara Kule, Stephan Edwin King’in yazdığı orta dünya‘da büyük kıyametten sonra, Kara Kule’ye ulaşmaya çalışan  Roland Deschain adlı silahşörun başından geçen olayların anlatıldığı bir seridir.

Yazar, Tolkien ve Lovercraft’tan ilham aldığını hiçbir şekilde inkar etmemiştir. Kara Kule serisinde bir çok yazar, sanatçı, şairden ilham aldığını okurken görebilirsiniz.

Seri, King’in yarattığı paralel evren olan orta dünyada  son silahşör olarak hayatta kalmış Rolland’ın yok olmaya yüz tutmuş dünyanın merkezi sayılan Kara Kuleye olan yolcuğundan bahsediyor. Bu yolculuk sırasında yeni arkadaşlar edinerek  fantastik yolculuğuna çıkıyor.

Zaman ve mekan kavramı olarak tabii ki karışık olarak yanına aldığı arkadaşlar çoğu zaman ana karakter olarak bile göze çarpabiliyor. Kara Kule çeşitli mekanlardan ve zaman tünellerinden geçerek birçok tehlikeli düşmanla savaşıyor.

Savaşın yanında seride bulunan kitaplarda Rolland ile birlikte üzülebileceğimiz geçmişine de yolculuk ediyoruz.


“Babalarınızın yüzlerini hatırlayıp kibrinizi bir kenara bırakın” diyerek bu seriyi okumanızı tavsiye ediyorum.

 

1. SİLAHŞÖR (THE GUNSLINGER)

Kara Kule, King’in üniversite sırasında yazdığı küçük hikâyelerden birinin başlangıç cümlesi olan “Siyahlı adam çölde kaçıyordu; Silahşör de peşindeydi” cümlesini Robert Browning’in Childe Roland to the Dark Tower Came isimli şiirine bağlamasıyla ortaya çıktı. Kara Kule’nin ilk kitabı olan Silahşör’ün bu kısa hikâyelerin birleştirilmiş hali olduğu söyleniyor.

Roland kitapta Kral Arthur’un soyundan gelen bir silahşördur. Ailesinin geleneklerine göre kendisi bir silahşör olarak yetiştirilmiştir.

Siyahlı adamı kovalaması ve Kara Kule’ye ulaşıp tepeye tırmanarak yaradılış gerçeğini bulması bu kitabın özüdür diyebiliriz.
Hem seri hem de Roland için büyük önem arzeden John Jake Chambers karakteri hikâyeye giriş yapıyor ve Roland, Siyahlı Adam ile buluşuyor. İkinci kitaba, aklımızda bulunan sorulara bir çok soru daha eklenmiş bir şekilde giriş yapıyoruz.

2. ÜÇ’ÜN ÇEKİLİŞİ (THE DRAWING OF THE THREE)

Kara Kule serisinin ikinci kitabı olan Üç’ün Çekilişinde  kahramanımız Roland Deschain, siyahlı adamla buluştuktan sonra batı sahiline gider ve orada istanavarlar tarafından saldırıya uğrayarak büyük yaralar alarak yardıma ihtiyaç duyar. Sahilde 20. yüzyıla açılan kapılar üç önemli karakterin düşüncesine açılan kapılardır. Kendine o şekilde yardımlar bulur ve daha sonra karakterleri kendi dünyasına çeker.

3. ÇORAK TOPRAKLAR (THE WASTE LANDS)

Bu kitapla birlikte birkaç soruya cevap buluyoruz. Mesela, Kara Kule’yi ayakta tutan ışınların olduğuna ve bunları takip ederek bir harita çıkarabildiklerini görünce rahatlıyoruz. Diğer kitaplara göre daha akıcı olan ve seri olduğunu kanıtlayan çorak topraklarda en önemli sorun olarak Roland’ın aklını kaybetmesine tanıklık ediyoruz. Üç’ün Çekilişi’nde yaptığı bir eylem, Roland’ın zihninde geçici bir paradoks yaratıyor ve kendisinin iki bölümlü bir hatıra mekanizmasına sahip olmasına, dolayısıyla beyninin ve benliğinin kendi tabiriyle ikiye bölünmesine yol açıyor. Bu problem, birinci kitapta hikâyeden çıkan bir karakterin hikâyeye geri dönüp, grubun sayısını üçten 4’e çıkarmasıyla sona eriyor. Daha sonra yollarına devam edip Lud isimli bir şehirde birbirileriyle savaşan 2 grup arasında kalıyorlar ve Kara Kule yolculuğuna devam etmek için Blaine isimli intihara meyilli bir deliyle tren yolculuğu yapmak zorunda kalıyorlar.

4. BÜYÜCÜ ve CAM KÜRE (WIZARD AND GLASS)

Roland’ın gençliğinde yaşadığı bir macerayı anlatan, uzun süreli bir flashback’e ayrılmış durumda. Seri, bu bölümlerde birinci kitaptaki atmosfere geri dönüyor; Büyücü ve Cam Küre’nin büyük bir kısmı Roland’ın dünyasının ilerlemeden önceki halinde geçiyor. Roland’ın en iyi arkadaşları, birlikte yetiştiği dostları, ilk ka-tet’i hakkında önemli bilgiler ediniyoruz. Roland’ın dünyasının dili, modern İngilizcenin ve King’in temelini atmaya başladığı dilin harika bir karışımı olarak önümüzde beliriyor.

the_dark_tower

5. CALLA’NIN KURTLARI (THE WOLVES OF CALLA)

Kahramanlarımız 4. kitabın kaldığı yerinden devam ediyor ve sürekli 19 rakamıyla karşılaşıyorlar (bu daha sonra işlerine yarayacak). Ka-tet, hikâye ilerlerken, yakınlardaki bir Calla’dan gelen bir grupla karşılaşıyorlar ve belirli aralıklarla Kurtlar adını taşıyan bir grubun ikiz çocuklarını kaçırıyorlar. Çocuklar geriye işe yaramaz beyinlerini kaybetmiş ve kontrol edilemez bir şekilde büyüyen genç yaşta ölen şeyler olarak geliyor. Bundan bıkmış olan çiftçiler Roland’dan yardım istiyor.

Artık Roland bir seçim yapmak zorundadır. Ya vicdanının Sesini dinleyip çiftçilere yardım edecek ya da Kara Kule’nin izini sürecektir. Orta Dünya’da sürdürdüğü bu yolculuk sırasında beklenmedik tehlikeler ve ölüm, ne yazık ki Roland’ın yakın takipçisi olacaktır.


6. SUSANNAH’NIN ŞARKISI (SONG OF SUSANNAH
)

Susannah’nın Şarkısı, serinin beşinci kitabıyla son kitabı Kule arasında tam anlamıyla bir köprü görevi görüyor ve hikâyenin büyük bir kısmı Roland’ın dünyasından ziyade bizim dünyamızda geçiyor, karakterler ayrılıyor ve serinin son halkası olan Kule’ye dek birleşmiyorlar.


7. KULE (THE DARK TOWER)

Karakterler tekrar birleşir, ışınları yok edip kulenin yıkılmasına ve tüm evreni karanlığa gömmeye çalışan gruba karşı Roland ve dostları, Silahşörleri birlikte son savaşlarını bu güruha karşı veriyor. Uzunluğuyla olsun, detaylandırılmasıyla olsun, cidden okunası bir savaş.

Kara Kule serisinin sonu okuyan bazı kişiler için mutlu, bazıları için mutsuz ve bazı kimselerce karmaşık bir sona sahiptir.
Benim nezdimde üzücü ve umutsuz bir şekildeydi.
Belki sizin için muhteşem bir son olabilir.

Bol kitaplı günler ve geceler diliyorum.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir