Kapat Perdeleri

by • 7 Ağustos 2016 • DemlikYorumlar (1)671

Kış bu sene erken bastırmış, her tarafı beyaza bulamıştı. Daha dün kahverengi ağırlıklıyken penceresinin manzarası bugün bembeyazdı. Geceleyin yatakta titrerken kar yağacağını anlamış olsa da bu sabahki manzara çok şaşırtıcıydı onun için. Pencerenin önünde kahvesini yudumlarken karşıdaki parkta, karların üzerinde bir şekil gördü. İnsana benzeyen bu şeyi daha yakından görmek için dışarıya çıktı. Şeklin yanına yaklaştığında bunun genç bir kız olduğunu gördü. Yardım çağırmak için telefonuna davrandı, ama çok geç kaldığını fark etti. Kız çoktan can vermişti.

O an o kıza çok acıdı. Onun hakkında genç ve ölü olmasından başka hiçbir şey bilmiyordu ama kendini ona yakın hissediyordu. Her şey basitti onun için, “ah ne yazık”  diyebilmek o kadar basitti ki… Gördükleri karşısında tahmin edebilecekleri bundan ibaretti. Ama gerçekler tahmin edemediklerinde saklıydı.

Kızın kara saçları, iri gözleri kara bulanmıştı. Yüzünde bir şaşkınlık olmasına karşın ölüm onu korkutmuyor gibi gülümsemişti. Oysa ölümden çok korkardı kız. Daha çok küçükken her gece bir bahaneyle annesinin yanına koşardı. Annesi çok cana yakın değildi. Diğer anneler gibi her fırsatta sarılmazdı mesela ona. Ama o bir yolunu bulurdu hep. Her gün düşerdi bir yerlerden, her gece mutlaka kâbus görürdü. Babasını bilmiyordu kız, annesi hiç söylememişti babasının kim olduğunu. Gerçi annesini de pek tanıdığını söyleyemezdi ya. Annesi hep çalışırdı, onu hiç boş otururken görmemişti.

Küçük yaştan beri hep yalnızdı, işte bu yalnızlık onu uçurumun kenarına itti. Çocukluk çağını geride bıraktığında, önünde iki seçenek olduğunu fark etti. Ya cesur davranıp hayatın içinde kendisine bir yer açacaktı ya da içten içe çürümeye devam edecekti. O ikinci seçeneği seçti. Bu karara vardıktan üç gün sonra onu intihar etmeye çalışırken buldular. Bir hafta sonra annesi onu akıl hastanesine yatırdı.

Bu olaydan beş yıl sonra, bir hemşire nasıl söylemesi gerektiğini bilmediği ama söylemek zorunda olduğu bir şeyi söylemek üzere koridorun sonundaki odaya girdi. Kapının kilidini açtığında, hasta kızın gitmiş olduğunu gördü. Tam annesinin öldüğünü öğrenecekken, kaçmıştı.

Elbette her şey bu kadar hızlı gelişmemişti. Bütün bu olaylar zinciri kızın hayatının büyük bir bölümünü kapsayacak kadar uzundu. Annesinin nasıl öldüğünü kimse bilmiyordu. O gün, annesinin ölümünü öğreneceği gün hastaneden kaçması bir tesadüftü. Hastanede geçen yıllar boyunca gerçek dünyadan ve olumsuz her şeyden uzak kalmıştı. Bu onun iyileşmesini hızlandırmıştı, fakat hayallerinin onu her geçen gün gerçeklerden uzaklaştırmasını engelleyememişti. Yalanlara alışmış bir kişi için doğruları kabul etmek ne kadar zorsa, hayallerde yaşayan bir kişi için de gerçeklerle yüzleşmek o kadar zordu.

Hastaneden çıktığında ne kadar doğru bir karar verdiğini düşündü. Artık onu delirten hayatla yüzleşmenin vakti gelmişti. İlk olarak her şeyin başladığı yere gitmeye karar verdi. Yıllarının kaybolmasına neden olan olayların olduğu yere, çocukluğunun geçtiği mahalleye gidecekti, sonrasında da annesine…

Hastane mahalleye çok yakın sayılmazdı ama temiz hava almak için yürümeye değerdi. Ağır ve tempolu adımlarla yola koyuldu. Nasıl bir yerle karşılaşacaktı acaba. Aklına gelen tüm değişimler olumluydu. Hayallerinde, yalnız oturan bir çocuk yoktu hiç. Mutlaka oyun oynamalıydılar. Öyle dalmıştı ki hayallere, kendini de çocuk hissetti. Mahalleye varır varmaz, top oynayan çocukların arasına daldı. Bir o yana bir bu yana koşuşturdu. Hiçbirini tanımıyordu çocukların,  hiç tanımasa da olurdu; zaten o kendi içindeki çocuğu da hiç tanıyamamıştı.

Evler değişmişti, evlerin içindeki insanlar değişmişti, kim bilir belki birkaç ay önceki son ziyaretinden sonra annesi de değişmişti. O, o niçin değişmiyordu hatıraları, hatırladıkları geçmişten ibaretti. Bu değişimlerin hiçbirine şahit olmamıştı ki…

Gün henüz bitmemişti fakat hava karanlıktı. Işık yanan evlerin yakınından geçti, perdelerin açık olduğunu görünce şaşırdı. Ne zaman evde ışıkları yakacak olsalar, annesi perdeleri hemen kapatırdı. Evde yaşananların evde, dışarıda yaşananların dışarıda kalması gerektiği söylerdi. Yıllarca buna alıştığından evlerin içine bakakaldı. Yemek saati olduğundan bir koşuşturmaca hâkimdi evlerde. Hayalindeki evde, genç, yaşlı, kadın, erkek demeden herkes akşam yemeğinin güzel olması için çalışıyordu. Oysa bu evlerde sadece kadınlar ayaktaydı. Bütün erkekler, bin bir emekle uğraşılarak hazırlanan yemeklerin başına kurulmuş, bitmek tükenmek bilmeyen isteklerini ardı ardına sıralayarak, kadınların bir dakikalığına dinlenip yemek yemesine fırsat vermiyorlardı.

Başka hayatlara dalınca evine yaklaştığını fark etmedi, yolun başından dönmek zorunda kaldı. Evi… Onun için hiç değişmeyen fakat gerçekte çok değişen evi… Sanki annesi geleceğini biliyormuş gibi uzun bir süre perdelerin açılmasını bekledi. En sonunda içeri girmeye karar verdi. Merdivenleri sabırsızca değil, ağır ağır çıktı. Kapıyı çalmasıysa daha uzun sürdü. Gürültü nedeniyle kapıya çıkan karşı komşu hüzünlü bir şekilde kapıyı ittirdi ve açtı. Şaşırmış bir şekilde eve girdi kız, salondaki masanın üzerinde duran mektup yığınına yöneldi. Üzerlerinde hiç bilmediği bir adres yazıyordu, diğer tarafında gözleri kendi gözlerine benzeyen yakışıklı bir adamın fotoğrafı takıldı. Bu adam, onun babasıydı. Mektup annesine yazılmıştı. Mektubu okumaya başlamadan arkasındaki komşuyu fark etti. Kadın: “Sevgili annenin bu mektubu okumaya hiç fırsatı olmadı. Nasıl söylenir bilmem ki… Başın sağ olsun kızım.” dedi. Dünya birden karardı. Adına yaşamak denilen bu garip uğraş onun için anlamını yitirdi.

Annesinin öldüğünü, babasının kim olduğunu aynı anda öğrendi. Boşluktan düşüyormuş gibi hissediyordu. Güzel olabileceğine inandığı dünya, ona acı ve şaşırtıcı yanını göstermişti hep. Bu yaşadığı şokun ardından, bir damla gözyaşı dökemedi. Yarım saat boyunca oturduğu yerde kımıldayamadı. Sonra yavaşça doğruldu, masanın üzerindeki mektupları aldı. Babasını tanımaya başladı…

Babası, bir doktordu. Annesini çok uzun zamandır tanıyordu. Mektuplardan anladığı kadarıyla; babasının, onun varlığından birkaç ay öncesine kadar haberi yoktu. Mektupların çoğunda ondan bahsediyorlardı. Annesi onun hastanede kaldığından bahsetmemişti. Tam mektuplar bitti derken, en altta hiç açılmamış olan mektubu eline aldı. Babasından gelen, annesinin hiç okuyamadığı mektup buydu. Son mektupta onları en yakın zamanda ziyaret etmek istediğini yazmıştı babası. O, hiçbir zaman ziyaretlerine gelemeyecekti. İşte bu yüzden kız ona gitmeliydi. Eline son mektubu aldı ve kendisini dışarıya attı. Son mektupla son yolculuğuna çıktığında dışarıda kar yağmaya başlamıştı.

Hüzünler, bizi ikiye böler. Bir tarafımız hayata kaldığımız yerden devam etmemizi söylerken diğer tarafımız acıyı en derinlerde yaşar. Kız yine ikinci seçeneği seçmişti. Acısını hayatını sürdüremeyecek kadar derinde yaşıyordu.
Kız, evden çıktıktan sonra adresi hafızasında canlandırmaya çalıştı. Gözlerinin önüne, küçük bir çocukken annesiyle birkaç defa gittikleri park geldi. Babasının evi oraya yakın olmalıydı. Oraya giden yolu aradı, kayboldu. Kar lapa lapa yağıyordu. Soğuk içine işlemişti. Gerçi işlemese de onun içi çoktan buz kesmişti. Etrafta kimse yoktu. Gözlerinden iki damla yaş aktı, soğuk… Tam o sırada karşısındaki evin penceresinden ona bakan bir çift küçük göz gördü. Uzun bir süre baktı ona, sonra annesi çıktı pencereye ona bakmadan kapattı perdeleri. Çocuğunu azarladı. Böyle ipsiz sapsız insanlar toplanmalıydı ona göre. Gençlere, çocuklara kötü örnek oluyorlardı.

Biraz daha yürüdü, bir ev vardı önünde, yalnız bir ev. Diğerlerinin uzağındaydı. Buruşuk bir çift elin perdeleri araladığını gördü. Eller arkadaki birine onu gösterdi, ayıplandı, perdeler kapandı.

Pek çok evin olduğu bir muhite geldi. Işıkların çoğu yanıyordu. Modern bir evin önünden geçerken evin penceresinde genç bir adam belirdi. Kızı uzun bir süre süzdü. Kız köşeyi döndüğünde umudu kesip kapattı perdeleri.

Tüm gece onu pek çok insan gördü ve aynı tepkiyi verdi. Bu ona çok garip geldi. Donmak üzere olduğunu biliyorlardı, kendisinin onları fark ettiğini de biliyorlardı. Buna rağmen perdeler, daha önceden görülmüş olan şeyleri siliyor gibi davranıyordu.

Perdeler, haykırışları duymalarını engellemez ama ben görmedim diyebilmeleri için yeterlidir. Gün doğmaya başlarken bir dize dolandı diline:

“Kapat perdeleri, görmesin insanlar.
Kapat perdeleri, görünmesin yaşananlar.
Bu insanların, gözlerinde perde var.
Bütün insanların, yüreğinde perde var…”

Yürüdü ve yürüdü, sonunda ulaştı annesinin getirdiği parka. Uzandı karların üzerine huzur doldu içi, hayatındaki en huzurlu uykuya daldı…

Adam kıza çok acımıştı, zavallının başına kim bilir ne gelmişti. Birden aklına kendi kızı geldi. Varlığı ilk nasıl şaşırtmıştı onu, sonra nasıl sevinmişti. Nasıl merak ediyordu, fotoğrafını bile görmeden nasıl da gelecekle ilgili hayallerinin başında gelmeyi başarmıştı. Şimdi bunları düşünmenin sırası değildi, bu kızın nasıl, niçin öldüğünü anlamalıydı. Birden elinde bir mektup olduğunu fark etti. Aldı mektubu eline, uzun uzun, tekrar tekrar okudu. Bir fotoğraf vardı elinde, yıllar önce çekilmiş kendi fotoğrafıydı.

Bir haykırış duydu insanlar, açtılar perdelerini, eğdiler kafalarını ve izlediler eserlerini

Yazan: Esra Deniz Özer

Pin It

İlgili Konular

Kapat Perdeleri için bir yorum var.

  1. kendineyazaradam dedi ki:

    Ufkun acıların kadar büyük

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir