Kalıp İnsan Manifestosu

by • 11 Aralık 2016 • Öykü, RıhtımYorumlar (0)332

Kalıp insanların manifestosunu okuyorum. Pipomun aldığı kadar koyduğum tütün, artık korkutmaya başlıyor beni. Yavaşça su damlası gibi süzülen gözlüğüm takılı kaldı, burnumun ucunda. Bu yüzden görebilmek için kafam hafifçe yukarıya, gözlerim ise aşağıya doğru duruyor. Ancak korkmamam için bir sebep teşkil etmiyor bu. Bazen korku, ne yaparsak yapalım, bizi avcunun içinde dolaştırıyor.

Sessizce okuduğum satırlar, beynimin içinde şiddetli bir çatışma haline dönüşüyor. Halbuki alt tarafı, kelimeler bir araya geldiklerinde çıkan anlamı anlamaya çalışıyorum. Ancak somut kelimelerin kafamın içinde oluşturduğu soyut gerçekler, tüylerimi ürpertiyor. Hani soyut olan her şey, sadece ruhumu korkuturdu? Yalan söylemişsin, babaanne. Beni kandırman üzdü. Ben daha çocuktum, sana inandığım yaşlarda.

Siperinden çıkarak karşı mevziye koşan askerin gözüne görünmüyor aslında düşman. İnsan, düşmana yakınlaşmak istemez çünkü. Ölüme koşuyor diyerek de avutamam onları. Onlar, sevdiklerine koşuyor aslında. Ve göğüslerinde hep mucize inancı: Bugün yaşarsam, yarın kavuşacağım.

İnsan, umudu kadar sakin tutabilir ruhunu. Beyninin kendini kandırmasına, o zaman izin verir. Umut, gerçekleri gerçekten görmezden gelen bir örtüdür. Vücudunun ağırlığı azalır. Bu yüzden umut, ya cansız bedenini kaplar ya da artık ölümden koruyan bir battaniyedir.

***

Sıkıca silahı tutan adam yavaş hareketlerle siperden düşmanı gözetliyordu. Hafif bir yükseklik görse direkt ateş ediyor, ardından siperine çökerek zamanın geçmesini bekliyordu. Zaman geçecek ki, düşman bakmaktan vazgeçsin. Zaman geçecek ki, yaşayabilsin. Zaman, bazen ölüme değil yaşama götürüyordu.

Komutanından gelen emirle kafasını çevirdi, adam. Hiç kimse birbirinin yüzüne bakamıyordu, komutan dahil. Herkes kabullenmiş şekilde, siperin üst tarafındaki otlara tutundu. Güç aldılar otlardan. Güç aldılar göğüslerinden. Güç aldılar anılarından. Yaşamak için değil, yaşananlar için atlayacaklardı ileriye.

Gelen emirle atıldı, ileriye doğru. Dedikleri gibi, siperinden çıkarak karşı mevziye koşan askerin gözüne görünmüyor aslında düşman. Bir sisin içine atlıyormuş gibi bir hayat. Ne geleceğini bilmeme korkusu sarıyor vücudu; ancak o sıra, korkunun şakaklarına gelen bir anı mermisi deviriyor onu. Bacaklar kasılarak devam ediyor koşmaya. Ta ki bir çukur görüp sislerin arasından içine atlayana kadar…

Kalıp insanların manifestosunu okuyorum. Bahsediyorlar ki; savaş aslında ayıklamaktır, yeni bir düzenin ilk adımları, doğal seleksiyon yöntemleri. Hissiz adamların kuracağı boş cümleler. Savaş tarihi, her savaşçıyı bir çizgi olarak sayar. Bir çizginin içindeki duyguları saymaz. Ve bir savaşçının duyguları, önemli değildir artık. Çünkü ruh, bazen bedenin önünde siper olur yaşanan her şeye. Bazı savaşlardan kan da çıkmaz tabi. Kansız savaşlar ölülere değil, yaşayanlara ızdırap verir çünkü.

Kalıp insanların manifestosunu okuyorum. Tek bildikleri yıkım olan insanlar çoğaldıkça, yaşamak korkutuyor beni. Hayatlarını dozer gibi kullanarak önüne geleni yıkan insanlar, toplum olarak hareket ettiklerini söylüyorlar. Onların manifestosu, yoruyor beni. Pipomun tütünü artıyor, her gün biraz daha… Umudun örtüsü, yetmiyor bana ve o bahsettiğimiz korku, zımpara kağıdı gibi geziyor ruhumda. Daha çok okuyamıyorum. Kafamı kaldırarak sokağa bakıyorum.

Bir sokak lambasının altında gazete okuyor adam. İçinde savaş çığlıkları. Dışında ise, manifestonun sonucu duruyor: Yalnızlık.

 

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir