Kaçış

by • 10 Nisan 2016 • DemlikYorumlar (1)823

Sıkıcı bir günün sonunda pencereden bakakalıp ne yapmam gerektiği konusunda uzun uzun düşünürken kendimi aniden arkamda boş durmaktan yorulan koltuğa bırakıverdim. Hemen başucumda duran dergiye ilişti, uzun kirpiklerimin arasına saklanan iri gözlerim. Sayfalarını, istifimi hiç bozmadan parmak uçlarımla çevirirken, ışığı olmayan, siyah – beyaz günlere yakışan bir ruh hali ve rengi ile sarmalanmış bir fotoğraf karesi düştü önüme. Dergiyi elime alıp yatağıma geçtim daha rahat ederim düşüncesi ile. İyi de yaptım. Kaldığım yerden bakmaya devam ettim sonra. Bir okul olsa gerek ve bu okulun kutu gibi olduğunu düşündüren sınıflarından biri. Fotoğraf gittikçe dikkatimi çekmeye başlarken ben de doğrularak sırtımı duvara verip müziğin sesini kısıp kendi iç sesimi açıverdim. Az evvelki ruh halimi birden unutuvermiş, sanki sabahtan beri üzerimde emanet duran o gerginliğim bir kareye odaklanıp yok olacakmış gibi hissettim kendimi. Bütün heyecanımı yanıma alıp devam ettim. Art arda sıralanmış ve her birinde iki kişinin oturduğu bir derslik. Dört çocuk sureti gözlerimdeki o koca boşluğa düşercesine bana bakıyor sandım. Biri dışında genel anlamda o klasik sınıf kalıbına uyan bir görüntü vardı. Üçünün kıyafeti tam takır, saçları taranmış, belli ki tırnakları kesilmiş, bir güzel okul banyosu da yapılmış. Anne, baba yahut kardeşlerin de olduğu bir akşam yemeği yenmiş ve güzel bir iyi geceler dileği ile uyuyup sabah kalkıp gelmiş gibi duruyorlardı. Ve ben bir karınca azmi ile ağır ağır, gücümün yettiğince sırtıma alıp taşıdığım bu görüntüye bakarken, bende pek de bir şey uyandıracak gibi durmadıklarını hissettim önce. Zaten gözlerini uzun uzadıya diktikleri de ben değildim aslında. Arkada oturan ve bana, ’’bize’’ asıl bakanın o olduğunu düşündüğüm, arkadaşlarının aksine ‘’üniforma’’ giymemiş/giymek istememiş kişiye dönmüşlerdi. Farklı oluşunu ele verircesine bakıyor, zihnimi alıp götürmek istiyordu. Diğerleri gibi kafasını omuzlarının arasında kaybedip ezilip büzülmek istemeyip ‘’alın beni buradan, sığamıyorum hiçbir yere, kimseye, kareye!’’ dercesine karşımdaydı. Kendisine sunulanı kabul etmek istemeyip reddedercesine bir hali olduğunu anladım o an. Bakışlarına yerleştirdiği o keskinlik, saçlarının hafif dağınıklığı, üzerine geçirdiği balıkçı kazağı ile her an kalkıp gitme, ’’kaybolma’’ arzusunu duyuyordum. Fotoğraf karesine sığmak istemezcesine duruşu, belleğine sakladıklarını da alıp bir yel değirmenine koşma isteğinin olduğunu sandım. Uçsuz bucaksız bir vadide koştuğunu, avucuna konan suda yüzmekten sıkılıp küçük bir karabalık gibi kendi denizlerinde kuyruğunu sallaya sallaya yüzüşü geldi gözlerimin önüne. Kızıyordu bizlere, bağırıyordu tüm sessizliği ile. Fakat bir şey yapamıyor ellerimle daha bir sıkı tutuyordum dergiyi, sırtımı olduğumdan daha sert, destekli şekilde duvara yaslıyordum; dirayetimi görüntüdeki kahramanıma aksettirmek istercesine. Dalgınlığıma gelip bıraksam sanki bize bağıran, haykıran bu delikanlının düşüp yok olacağı korkusu sarıyordu ruhumu.

Oysa çıkış zili çalmaya başladı az evvel. Birazdan kravatlı, saçları taralı olan üçlü evine usulca gidecek, bizim ‘’koca çocuk’’ ıslık çala çala “yolu nasıl uzatırım”ın derdine düşüp adımlarını ağır ağır atacak, bilmediği sokaklardan yürüyüp kendine birkaç soru daha sorup biraz daha büyüyecekti. En iyisi şehri tepeden gören mümkünse denizle gökyüzünün renginin birbirine değip raks ettiği anı görmek istiyorum dercesine okulun yakınlarındaki yamacın yolunu tuttu. Az önce ağır aksak şekilde yürürken içinde beliren bu görme isteği ile koşmaya başladı. Yorulduğunu hissedip tepedeki en büyük kayanın dibine, ayaklarını içine çekerek oturdu. Aklının ortasında, ruhunun dehlizinde taşıdığı soruları alıp koydu kucağına. Derin derin nefes almaya başladı bunu yaparken. Evi, okulu, arkadaşlarını, tutunamayışlarını birer birer düşünmeye koyuldu. Hiçbir şey yapmak istemiyordu. Sessizliğin tadını çıkarmak, dünyanın en olmayacak ucuna yelken açmak geldi içinden. Çantasından en sevdiği kitabı çıkarıp, birkaç sayfa okuyup sonra yavaşça eve dönmeyi planladı. Elini çantanın gözündeki kitaba uzattı: ‘’Honore de Balzac/Lanetli Çocuk’’. Kaldığı yerden devam etti okumaya. Okurken her şeyi unutup çiçekleri düşledi, koşmayı, tepesinde esen rüzgarın müziğini, okyanusa açılmayı.

Gerçekle düşün arasında öylece kaldı(-m) orada, bir başına.

Yazan: Mecit Selçuk

Pin It

İlgili Konular

Kaçış için bir yorum var.

  1. ahmet gülcü dedi ki:

    kaleminize sağlık

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir