Her Şeyin Ölümü

by • 12 Şubat 2017 • Köşe, RıhtımYorumlar (0)457

Aslında bazı durumlara şaşırmıyor da değilim
Umudumun kaybolması
Minibüste bir çocuğun yer vermesi ile yeşeriyor
Anlıyorum ki büyük beklentilerim yok tabiatımda.

Parayı uzattıktan sonra teşekkürümün ardından gülümseme ile beraber gelen rica ederim kâfi bana. Bakkala girdiğimde nerelerdesin uzun zaman oldu demesini özlemiyor değilim. Esnaf cocuğu ve hatta torunu olduğum için önemsiyor da olabilirim tüm bunları. “Nerede eski ramazanlar” demeyeceğim ama “esnaf mı kaldı efendim” diyebilirim. Çünkü kalmadı. Dükkan aynı ama isimleri ve içindeki abim ablam sürekli değişiyor. Adıma kadar bilen Asiye teyzem vardı, meybuz almak istediğimde “boğazlarını ağrıtır o, sağlıklı da değil” diye satmaz üstüne üstlük dükkanına zaten getirmezdi. İçeri girdiğimde burnuma gelen o süt kokusunu o kadar özledim ki. Cipsleri acaba hangisinde taso vardır diye naif şekilde ellediğim bakkalımdı orası.
Kapattı, gitti.

Osman abi vardı; beni geç, kardeşlerime babaanneme kadar biliyordu. Kızı ile aynı yaştaydık. Ne zaman girsem bakkala, muhabbet edip hal hatır sormadan göndermezdi Osman abi.
O da gitti.

Daha kimler gitmedi ki?

Şimdi bir dükkanda beni hatırlayan birisini görünce eski günler gelir aklıma. Eski günlerde köşelerde duran abilerimiz vardı. Onlar sokağımızın yılmaz koruyucusu ve sakiniydi. Kimse sokağımıza giremez, yani girerdi de öyle problem çıkartamazdı; zaten o zaman çok problem de çıkmazdı. Kimse kimsenin evladına da yan gözlerle bakmazdı.
Ben hatırlamıyorum babaannem anlatmıştı. Dedemin aldığı künye daima bileğimde idi. Bir gün birisi gelip bileğimi tutmuş, konuşmaya çalışmış. Karşımızda oturan Meryem teyze görmüş ve her ne için gelmişse o adam, yanımdan ayrılmıştı. Şu an bileğimdeki altına gelmiştir, ne olacak ki diyorum. Çünkü biz o dönemde başka şeyler bilmezdik ve başka şeyler gelmezdi kulağımıza. Ben şeyi bilirdim mesela; başıma bir şey gelme ihtimali bile olsa bir bakkala girerdim ve o bakkal korurdu beni. Ya da bizim çok eski kedi sever eczanemiz, o da olur, Güler Eczanesi de yardımcı olurdu bana. Şimdi altı yaşında değilim. Daha güçlüyüm, bilgiliyim, daha hızlı düşünüp bir şeylerin üstesinden gelebilirim değil mi?

Hayır değil.

Şimdi her zamankinden çok daha çaresizim. Ve her zamankinden daha tedirgin ve üzgün ve umutsuz. Biraz önce minibüsteki çocuklar umudumu yeşertti ama eş zamanlı baktığım haberler bir karga gibi beni en yükseğe çıkardı ve oradan bıraktı.
Paramparçayım.

Sırtımı dayayacağım Asiye teyzem yıllar önce gitmişti zaten ona bir itirazım yok. Aynı şehir, aslında aynı ülkede idik birbirimizden habersiz. Belki de öldü. Arka mahallemdeki sela sesini duyamadım, okunan ismi çıkartamadığımdan. Zira isim tanıdık değilse ölüm de acıtmıyordu.

Aynı ülkedeydik ama değil mi?

Toprağın altı ve toprağın üstü diye ayrılsa da bedenlerimiz, aynı ülkenin toprağında idik. Şimdi ismi olmayan selalara bile ağlıyorum. İçtiğim su boğazımdan aşağı inerken titreyip yukarı çıkıyor, göz yaşı olup akıyor. Geçenlerde hiç tanımadığım birinin selasını duydum. Aynı ülkedeydik. Hatta benden önce o vardı ve hatta annem babaannemden bile önceydi. Bu kadar yıl yaşaması onun güzel yaşatılmasından ötürü idi. Ben dün gece onu kaybettim. Tabutunu vicdan, onur, utanç, haysiyet, ahlak sırtladı. Nasıl vurmuşlarsa akan kan durmadı, tabuttan sızdı. Değerli arkadaşlarım vicdan, onur, utanç, haysiyet ve ahlak kan içinde kaldı. Belki onlar da yaralandı.

Adaleti kaybettik canım insanlar. Tabutu sırtlayanlar O’nun ağırlığı altında kan revan içinde can verdiler.

Hepimizin başı sağ olsun.

Pin It

İlgili Konular

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir