Edebi

Hayat Seninle Güzel

“ilgimi çekiyosun çıkışta bişeyler içsekmi”

Geri zekâlı. Bunun gibi bir maymunu getirip müdür yardımcılığına atayanda kabahat. Yazdığı mesajdan bile gerilik akıyor. Akşama kadar sayısız dosya götürüyorum önüne de altına imza atıyor. Kafayı yorup benim yazdığım raporları bile dikkatli okusa belki birkaç şey öğrenir de doğrusunu yazar ama bu aptal imla nedir onu da bilmez ki! Bir de camekânın ardından sinsi sinsi bakmaz mı? Kendini ne sanıyorsa artık. Ama adam haklı. Kadınlar, kızlar öyle şımartmışlar, öyle göklere çıkartmışlar ki, kendini bulunmadık Bursa kumaşı zannediyor.

Sabahları bankaya adımını atar atmaz dolaplardaki klasörler bile, onun, meşe ve ardıç karışımlı parfüm kokusunu alır almaz bir baş dönmesi yaşıyor, döner sandalyelerde bir hareketlilik, bir kıvırtmadır gidiyor. Keltoş Müdür; onun kasılarak odasına girişini görünce ayağa fırlıyor, yumurta topuklarının üstünde seke seke koridora çıkıyor, “arkadaşlar işimize bakalım” diye ortalığa gereksiz emir yağdırmaktan kendini alamıyor.

Metin, merkez müdürünün torpillisi olmasa müdür ona yapacağını biliyor. Ah şu fingirdek Ceyda yok mu? Metin’i gördüğü anda ağzını büzerek konuşması, kalçalarını daha bir sallayarak yürümesi yok mu? Oysa müdür ayda bir de olsa Ceyda’yla bir gece yatabilmek için neredeyse maaşının yarısını Ceyda Bank’a yatırıyor. Karısına ayaküstünde kırk yalan söylüyor. Ceyda da güzel kız hani. Bülbülyuvası dudaklarından dökülen melodili sözcüklerine, küçük kalçalarından aşağıya doğru uzunca bir yol kat eden biçimli bacaklarına benim bile içim gidiyor hani…

Artist Metin, Ceyda’nın varlığından pek haberdar değilmiş gibi yapıyor ama daha ilk geldiği günden beri kıza eriyip bittiğini bal gibi biliyorum. O da, Ceyda’nın kendine eriyip bittiğini biliyor da… Ah, ah! Neylesin ki emir demiri kesiyor. Kıç korkusu! Müdürün oynaşını baştan çıkarmak yürek ister.

Bakmayın bana mesaj attığına. Bu aralar kendine farklı bir macera arıyor olmalı. Ya! Akıl var, fikir var. Kaşlarıma, bıyıklarıma ne cımbız ne ağda değdi. Dört buçuk numara gözlüğüm Nuh Nebi’den kalma. Yanaklarımdan bacaklarıma bıngıl bıngıl yağ deposuyum. Kıçımı zor sığdırdığım sandalyeme yapışmış vaziyette, gözlerim daha doğrusu gözlüklerim bilgisayarda saatlerce çalışıp mesai bitimi kalkıyorum yerimden. Yoksa amirler benim karakaşıma kara gözüme burada tutacak değiller. Neredeyse bankanın bütün yükü benim üstümde.

Belli ki sevgili artistimiz bu hilkat garibesinin tadı nasıl olur diye merak ediyor olmalı. Her gün bal börek yenmez ya. Ara sıra pilakinin tadına da bakmak lazım! Bu erkeklerin hepsinin aklını bir kamyona doldurup köprüden atmalı. Ceyda şırfıntısına da hayret ediyorum. Müdürle öpüşüyordur da bunlar şimdi değil mi? “Böğğ… Nefret… Iğğğ…”

Celal Emmi’min ağzı… Iıgg… İt herif… Daha o gün, o ahırda senin lanet şeyini kıtır kıtır kesmek vardı ama daha altı yaşında bir sabi. Ne yapabilirdim ki… Ahım tuttu. Oh oldu. Kara bir yılan aldı canını benim yerime. Yoksa zaten ben aklım erdikçe büyüyen kasırgamın önünde seni sağ bırakmazdım… O babam olacak deyyusa da yazıklar olsun. Az mı yırtındım derdimi anlatmak için. Ruhum orospuymuş benim. Meşrebim bozukmuş. Beynimi kafam yerine kıçıma koymuş Allah. Canım öyle istediği için de martaval atıyormuşum… Yediğim dayaklar en çok ruhumu acıttı. Allah senin de belanı versin baba gibi…

Aman! Bu Metin de kendini bir matah sanıyor. Yine mesaj atmış. Neymiş efendim. Neden cevap yazmıyor muşum? “Buluşalım”mış. Oldu canım ne zaman?

Aslında, buluşmak lazım bu orospu çocuğuyla. Hazırlıklı olmak lazım giderken. Annemin kurban bayramlarında iyice bileylettirdiği bıçağı çantanın duldasına atmalı mesela. Yer misin, yemez misin? Ay! Ya şu Fatma’ya ne demeli. Kız kurusu. Ahı gitmiş vahı kalmış. Hâlâ kendini taze bahar zannediyor. Şubenin koridorlarında kuru kalçasını sallayarak yürümesi yok mu, beni deli ediyor… “Böğğ…”

Kadın dediğin Tülay gibi olacak. Ne eksik ne fazla. Yürümeyecek, sekecek keklik misali… Ne parfüm kokacak, ne de ter… Buram buram dişilik dolacak insanın içine… Üzüm karası gözleriyle içini ısıtacak… İki gözüm kör olsun ki hoş kadın vesselam… O da gelemedi bir türlü. Mesai bitmek üzere. Lanet müdür bütün angaryalara yalnız gönderiyor kadını. Ne işi var ekspertizde mekspertizde. Hâlbuki ben de gitsem yanında… Korusam gözetsem… Dünyanın bin bir türlü hali var. Söylemez ki başına bir iş gelse bile.

O bilir benim her şeyimi. Ben, ona dair hiçbir şey bilmem. Çöreklenmiş bir yılanın içinde uyumakta olduğunu hissederim. Kucak kucağa geceyi sabaha bağladığımız günlerde duyarım yüreğindeki sancılarını. Ansızın uyanırım ağır uykularımdan. Kâbusundan daha kurtulamamış olur o an. Basarım bağrıma. Düğümlenmiş hıçkırıkları boşalır pınarlarından ve sıcak sıcak akar memelerimin arasına…

Mesai bitimi yine Tülay’ın evinde alacağız soluğu. Biber dolması yapmış benim için. Bilir ne çok sevdiğimi. Eh birer duble bir şeyler de atarsak üstüne, keyfimize diyecek yok.

Hıh! İşte geliyor. O balık etli kalçaları yok mu, beni benden alıyor! Aklım perçemlerinde savrum savrum savruluyor. Kasıklarımda bir sıcaklık kımıl kımıl dolanıyor yine işte. Hayat seninle güzel be kadın!

Comments (0)

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

BİR KÜÇÜK NOT

Sponsorluk ve reklam için: info@rihtimdergi.com

YAZI GÖNDERME

Demlik bölümüne, belirlenen tema ile ilgili Öykü/Deneme/Şiir türlerindeki yazılarınızı 20 Kasım’a kadar gönderebilirsiniz.

38. Sayı için tema: “Zam-an”

Ekip sayfasından iletişim adreslerini öğrenebilirsiniz.

Detaylı bilgi için tıklayınız.